6 Aralık 2012 Perşembe

Protest




Bu iş nereye varır bilemem, belki kupa birgün gerçekten de gelir Trabzon'a..
Ama mesele şu ki, bu işin üstünün kapanacağına inanlar, "Trabzon inadı" kavramıyla henüz tanışmamışlar..

Sadri Şener yerinde kim olsa bezmişti, o kadar siyasi ve medya baskısına rağmen, zaman zaman alay konusu olmasına rağmen, kendi camiasından bile destek görmemesine rağmen mücadeleye devam ediyor.. İşte Trabzon'lu olmak biraz böyle birşey, Trabzonspor'lu olmak iste tam delilik, akıllı bir insana göre değil...

Her cumartesi Taksim'de ve Kızılay'da sessiz bir gösteri tekrarlanıyor. Belki çok kalabalık değil ama olduğu kadar...



Ben de bazen katılıyorum gösterilere, desteğimizi gösteriyoruz. Fotoğraf da çektim geçen hafta. Ama fotoğraftan başımıza gelmedik kalmadı. Olaylar olaylar... Meğersem fotoğraf çekerken yanlışlıkla çekmememiz gereken fotoğraflar çekmişiz. Daha sonra "nalet olası federaller" bizi yakaladı. Makinedeki fotoğraflara şöyle bir bakıp "alalım arkadaşı" sözlerinden sonrası benim için biraz flu.. Kendime geldiğimde, "ayaan altına keçen olam güzel abim, benim ne işim olur örgütle, ben Trabzonspor taraftarıyım sadece bırak beni gidem" diye durumdan kurtulmaya çalışıyorduk..

Neyseki memur abi anlayışlı çıktı,
Üzüldü halime hadi git dedi kupayı boşver,
Gözüm kapalı bile kupamı bırakmam,
Eh bir de kupayı bırakmak ayıp olur kupasız geçen onca gençlik yıllarıma...


27 Kasım 2012 Salı

Günlerin getirdiği hezimet ve net skor TS 0 ES 3


 Galibiyet Yemini !

Çok zor bir yazı olacak, nasıl başlasak acaba..

Servet'in golünden başlayalım.. Lig TV yapıyor ya hani 1 yıldız 10 gol. İleride Servet için yaparlarsa eğer bir numaralı gol için çok düşünmelerine gerek kalmadı. Servetin halı sahada atar gibi attığı Eskişehirspor'un üçüncü golü, kendisi için ileride torunlara anlatılacak bir anı, Trabzonspor seyircisi için ise hazmedilmesi zor bir an oldu.. O yüzden seyirciye kızmamak gerekir. Ben evde tek başıma izliyordum maçı, kafamı minderin altına sokup bir süre çıkmadığımı hatırlıyorum, ondan sonrası çok net değil zaten, flu..

Bilen bilir, genelde Şenol Güneş ve Sadri Şener'in Trabzonspor için en doğru 2 isim olduğunu, takımdaki kötü gidişatın yönetimsel değil, 3 Temmuz sürecininin mağduru olmakla alakalı olduğunu savunurum hep. Ama yanlışları da hataları da gördüğümde yazmaya çalışırım...

Sanırım 2008-2009 sezonuydu, ilk dört hedefiyle sezona başlayan yeni kurulmuş Trabzonspor, Sivasspor deplasmanında 3-0 yenilince "gidin hocaya sorun" diyerek Ersun Yanal'a faturayı kesmişti Sadri Şener. Şimdi başkanın düşünmesi gerekir, aslında taraftarların da sorgulaması gerekir.. Yanlış olan o zaman Ersun Yanal'ın gönderilmesi miydi ? Yoksa bugün Şenol Güneş'in devam etmesi mi ? Ya da Sadri Şener akşam kendisine yapılan tepkileri, biraz da o gün Ersun Yanal'a keserek kurtulduğu tepkilerin geri ödemesi olarak görmüş müdür ?

Zamanında Sivasspor karşısında aldığı 3-0 mağlubiyetle işinden olan Ersun Yanal, çifte standarda cevabını sahada verdi sanırım.. 

O gün Ersun Yanal'ı kovan tabi ki sadece Sadri Şener değildi, aslında taraftardı.. Taraftar hiçbirzaman sevmedi Ersun Yanal'ı, onlar Şenol Güneş'i sevdiler. Çünkü Ersun Yanal Manisa'lıydı, ama Şenol bizim oranın uşağıydı. O zaman bu çifte standart biraz da taraftarın suçu değil mi ?

Dün akşam sahadaki futbolcusunu yuhalayan Trabzonspor taraftarı, acaba ne kadar kendini sorguluyor düşünmek lazım, ama 3 temmuz'dan sonra neyi düşünüp tartışabilirsiniz ki.. Herşeyin temeli çürük bir defa..

Buradan maça gelelim... Şenol Güneş, maçtan önce futboldan çok galibiyete ihtiyacımız var diyerek, tek amaçlarının 3 puan olduğunu gösterdi.. Ama karşısında futbol oynayan bir Eskişehirspor olunca da bu sonuç kaçınılmaz oldu tabi.

Sahanın her yerindeydi Eskişehirspor. Top rakip ceza sahasında, Eskişehirspor daha kalabalık, top kendi ceza sahalarında Eskişehirspor daha kalabalık, top orta sahada yine Eskişehirspor daha kalabalık. Sanki 2 kişi fazla Eskişehirspor. Diego'nun oyun kurucu gibi getirip attırdığı gol, Servet'in golü Trabzonspor için sadece bir utanç oldu..

İlk 15 dakika kontrollü başlayan Trabzonpor birden kontrolü rakibe verdi.. Kalan 70 dakika Eskişehirspor'u izledi Trabzon'lu oyuncular.. O 20. dakikada ne oldu da oyun böyle değişti peki.. Oyuncu değişikliği olmadığı sürece genelde oyunda bir değişiklik olduğunu görmez bizim izleyicilerimiz.. Oysa Ersun Yanal, en büyük eksikliği olan taktisyenliğini ne kadar geliştirdiğini daha 20. dakikada ortasahayı kalabalıklaştırıp Trabzonspor'un pas trafiğine odaklanarak gösterdi. Trabzonspor'un pas trafiği artık Eskişehirspor'un kontra atakları için bir fırsat haline geldi..

İyi oynayan bir Eskişehirspor yetmezmiş gibi inanılmaz kötü bireysel performanslar da Trabzonspor için bir diğer çöküş nedeni oldu.. Halil, Janko, Adrian, Emerson, Serkan tam anlamıyla felakettiler.. Yine lig tv'nin quiz isimli hoş bir programı var (lig tv reklamı gibi oldu bu post'ta, ama sadece quiz, 1 yıldız 10 gol bir de taraftarların hikayelerinin olduğu bir programları var ismini hatırlayamadım şimdi, onlar güzel, gerisi yaramaz) orada ileride bu arkadaşlar katılırlarsa, oynadıkları en kötü maç için çok düşünmelerina gerek olmayacak sanırım.

Colman, Bamba ve Onur ayakta kalan isimler oldu biraz, diğerleri ise sahaya yansımış şike gibiydiler.. Ağır konuştum eve ama şike yapsanız bu kadar olur..

Adrian'ın kaptırdığı toplar neden ilk 9 hafta oynamadığını gösterdi herkese..
Halil'in anlamsız top ezmeleri ise Almanya'da yetişmiş bir futbolcudan beklenmeyecek amatörlükte..
Topu rakip ceza sahasına taşıyamazsanız Janko gibi isimler sahada gezinmekten başka birşey yapamazlar.
Emerson inanılır gibi değil, geçen yılki Cech bu Emerson'dan çok daha faydalı olur hem ofansif hem defansif olarak..

Bir Trabzonspor'lu beş Eskişehirspor'luya karşı.. Ve Halil'in anlamsız top ezmeleri.. Maçın özeti bu fotoğrafta saklı aslında...

Oysa rakip orta sahada Alper diye bir isim var, hafta içi gönlünün Trabzonspor'da olduğuna dair haberlerin çıktığı.. İzlemesi keyif veren bir oyuncu ve daha 21 yaşında. İnsan düşünmeden edemiyor, bundan 3 yıl sonra kendilerini geliştirmiş bir Soner-Alper ikilisi yanlarında tecrübeli bir Colman ile neler yapar acaba diye.. Tabi bunları yetiştirecek ortam ve hoca önemli.. O yüzden diyorum Şenol Güneş kalmalı, yoksa hoca değişimleri sadece Soner gibi isimlerin gelişmesine engel olur..

Ve tabi asıl olan, Selçuk İnan, Burak Yılmaz olaylarının tekrar yaşanmaması... Ders çıkarabilmek, ona göre davranmak...

Bir Trabzonspor taraftarı için izlemesi zaten yeterince zor olan maçı, bir de yazmaya çalıştık.. Sanırım kendime işkence yapmayı burada noktalasam fena olmaz.. Umarım bu mağlubiyet Trabzonspor'u daha kötü günlere götürmez diyerek, haftaya Ankara'da Gençlerbirliği karşısında canlı izlemek üzere işimizin başına dönelim...

12 Kasım 2012 Pazartesi

Güzel adam Adrian: TS 3 Akhisar 1

Futbolcunun güzeli golü taraftarıyla kutlayandır.. O yüzden güzel adam Adrian Mierzejewski...



2 maçta 3 şık gol.. Oynanan güzel oyun, kazanılan özgüven.. İlerisi için umut verici Adrian ve Trabzonspor için. Tabi burada hemen Şenol Güneş eleştirilebilir neden 9 haftadır hiç oynamadı diye, ama ne kadar haklıyız bu eleştiri de o da tartışılır. Geçen sezon gösterdiği kötü performans, diğerlerine verilmesi gereken şans veya hazır olmayışı gibi sebepler sayılabilir. Belki de 9 hafta yedek kalması gerekiyordu bu performans için, aksini ıspatlayabilir miyiz ?

Sonuçta, Trabzonspor ortasahası Adrian'ın performansı ve Collman'ın katılımıyla ideal halini almış gibi. Bu ideal ortasaha bakalım Trabzonspor'u nereye taşıyacak ?

Collman, Sapara, Zokora.. Bunlara son iki haftadaki formuyla Adrian, ve genç Soner'i de eklersek Türkiye'deki en üst düzey ortasaha rotasyonu desek abartmış olmayız. Aslında benim idealim Collman-Sapara-Soner üçlüsü.. Ama yinede Akhisar karşısında izlediğimiz Collman-Sapara-Zokora üçlüsü bir Trabzonspor taraftarı için özel bir zevk ve ritimlerini yakalamaları halinde takımı üst seviyeye çok rahat taşıyabilirler.

Hep söylediğimiz şey, Fenerbahçe ve Galatasaray'ın Avrupa trafiği bu yılki şampiyonluk puan limitini 70 puan seviyesine kadar çekebilir. Zaten o kadar puan kaybına rağmen Trabzonspor'un liderle arasında sadece 6 puan olmuş olması bunun bir göstergesi. Son beş dakikada giden Antalya maçı, Olcan'ın biraz soğukkanlılığıyla kazanılabilecek Fenerbahçe maçı ve ligin ilk haftasında Karabük'te bırakılan anlamsız puanlar ve Bursa maçının son dakikasında sayılmayan gol düşünüldüğünde bugun Trabzonspor'un ligin zirvesinde olması çok da uzak bir ihtimal değilmiş. Evet hala-amca denklemi var biliyorum, ama sonuçta bu yıl   kırılma anları nedense hep Trabzonspor aleyhine çalıştı, tam tersi de olabilirdi.. Önemli olan bundan sonrası..

Şenol Güneş'in söylediği birşey var, ilk yarı zirveden çok uzaklaşılmazsa, ikinci yarı hedeflere ulaşılabilir.

Nedir hedef, ilk 2 yani şampiyonlar ligi.

Neden olmasın.. Olmaması için bir neden yok çünkü herşeyden önce takım çıkışta.. İdeal ilk 11 arayışları sonuç vermek üzere, 1-2 isim kaldı soru işareti olan..

Bunun dışında genele bakarsak:

Trabzonspor'un kadrosu lig ortalamasının oldukça üzerinde ve Galatasaray-Fenerbahçe kadrolarından da çok kötü değil.. Sakatlıklar, deneme yanılmalar ve diğer sorunlardan sonra ideal ortasaha olan Sapara-Zokora-Collman yakalandı gibi, ligin sonuna kadar artacak uyumları ikinci yarı için ümit verici.

Adrian'ın bu formu 10 numara arayışlarına son verecek gibi.

Kalede Onur güven veriyor.

Oynamayan veya formsuz olan Olcan, Volkan, Soner, Alanzinho, Emre gibi oyuncuların ilerleyen haftalarda takıma katkı yapma ihtimalleri oldukça yüksek.

Buradaki önemli olan nokta, unutulmaması gereken şey takımın yeni kurulmuş olduğu. Bu gerçek görülmezse, takım neden iyi oynamıyor sorusunun cevabını bulamayız ve çözüm hoca istifa yönetim istifa gibi 20 yıl öncesinin ilkel taraftar söylemlerinde aranılır..

O yüzden takımın kötü oyununa çok takılmamak lazım. Oyuncuların birbirini tanıması, oynanmak istenen sistemin zamanla mükemmeleşmesi, takımın ritim yakalaması.. bunlar hep biraz zamanla olacak şeyler..

Takımın yeni kuruluyor oluşunun altını tekrar çiziyorum.. Sapara, Zokora, Emerson, Olcan, Volkan, Janko, Halil, Yasin, Soner gibi ilk 11'in önemli oyuncuları takıma katılalı daha iki yıl olmadı, bazıları bir yıl bile olmadı.. Trabzonspor'dan yıldız olarak giden Selçuk, Burak, Umut, Egemen vs. gibi isimlerin yıldızlaşması ve şampiyonluğun gelmesi 3 yıl sürmüştü, bunu görmek önemli.

Trabzonspor için karamsarlığa düşmemek de önemli. En son lige böyle kötü bir başlangıç yapıldığında sanırım Ziya Doğan dönemiydi ve takım ilerisi için ışık vermiyordu. Orta sahada Hasan Üçüncü-Ferhat-Ayman üçlüsü oynuyordu, oysa şimdi bakınız Collman-Sapara-Zokora. Anlatmak istediğim şu anda takımın ihtiyacı olan revizyon veya istifa değil, uyum sürecini beklenmesi.

Biraz sabır, bakalım ligin ilk yarısı biterken oynanan oyun ne seviyede olacak, bireysel performanslar nasıl olacak.. Trabzonspor için mesele budur..



6 Kasım 2012 Salı

Antalya'da kalan puanlar: TS:1 AS:2


Antalyaspor deplasmanından önce Trabzonspor'un 9 maçta aldığı 13 puanı iyi analiz etmek gerekir, yoksa bu maçta olup bitenlerden yanlış sonuçlar çıkarırsınız..



Şöyleki, Trabzonspor 82 puan topladığı sezon oynadığı "Küçük Barcelona" vari futbolunu bir anda iskeletinin dağılmasıyla değiştirmek zorunda kaldı. (detay için bkz. şike süreci)

Ne oldu sonra, sistem bir anda değişti, gol yükü artık Burak ve onun önüne atılan uzun toplara kaldı. Adapte olması kolay sayılabilir sistemdi, ve olduda. Yoğun maç trafiğine rağmen oldukça iyi sonuçlar alında.

Ondan sonra, bu sezon tekrar sil baştan.. Bu sefer Vittek ve Janko gibi merkez santraforlar üzerine kurulu bir sistem.. Oyun anlayışı tamamen değişiyor ve kanatlardan orta yaparak, ve oyunu rakip sahaya yıkarak gol atmaya çalışmak gibi, geçen sezona tamamen zıt bir futbol anlayışı..

E tabi bu futbol dediğimiz şey de bir yaz-boz tahtası değil ki, Burak'ı gönder, Janko'yu al herşey aynen
devam etsin..

Sistem dediğiniz şeyin değişmesi 1 yıl, oturması 1 yıl daha, en az 2 yıl yani. Biz ama 3 ayda herşey tamam olur zannediyoruz. Bir sistemin oturmasının 2 yıl süreceğini anlamadığımız zaman da neden Trabzonspor yenildi diye anlamaya çalışıyoruz. Anlayamayız tabiki, boşuna kafa yoruyoruz.

Ya sisteminize uygun oyuncu alırsınız, ya da sistemi oyuncularınıza göre revize edebilirsiniz. Burak yerine N'Doye alınabilmiş olsaydı geçen sezonki sistemle devam edebilirdiniz, ama elinizde Janko varsa, ona göre çözüm üretmeniz gerekiyor..

Çözüm dediysek, matematik problemi değil ki bu, 4-4-2 veya 3-5-2 gibi rakamlar çözüm getirsin.. Zaman lazım.

Formülün bilinmezi sabır, istikrar, uyum ve hepsinin aslında buluştuğu ortak nokta zaman.

Evet kadro iyi ama hani derler ya un var, şeker var, su var ama helva yok diye.. Buradaki un-su-şeker bileşenlerinin futboldaki karşılığı kaliteli futbolcu-kaliteli hoca-zaman şeklindedir..

Mesele Trabzonspor'un son 5 dakikada yediği goller değil. O goller ilk 5 dakikada da gelebilirdi, maçın ortasında da. Goller hiç gelmeyebilir ve Trabzonspor galip te gelebilirdi. O zaman farklı şeyler mi konuşacaktık ?

Mesele, maçın kaç-kaç bittiği değil, ya da kimin oynadığı da değil. Hatta takımın iyi oynayıp oynamadığı da değil. Mesele şu ki, Trabzonspor'un nasıl bir niyetle oynamaya çalıştığı. Bunu görmek önemli. Çünkü niyet doğruysa, bugün alamadığınız neticeyi yarın almaya başlarsınız. Ama niyet yanlışsa, bugün kazansanız bile uzun vadede hedeflerinize uzak kalırsınız.

Peki neydi Trabzonspor'un yapmak isteyip de yapamadığı.. Ama gelecekte yapacağı..

1- Adrian'ı kazanmak. Evet bir yıldır istenileni veremedi, belki veremeyecekte, ama bu ilk 11 şansını hakediyor tıpki diğer oyuncular gibi. Nasıl Zeki, Alanzinho, Soner, Yasin, Volkan ve diğerleri (Emre Güral da o şansı alacak, zamanla ve sırayla) bu şansı buluyorsa, Adrian'da bu şansı hakediyor. Kimi futbolcu bu şansı kullanacak kimi kullanamayacak. Ama buradaki herkese şans verme niyetiniz, önümüzdeki haftalarda daha adil, ve daha az soru işaretli kadrolar olarak size geri dönecek. Yani niyet doğru, henüz sonuç vermedi ama verecek.

Bakalım attığı gol özgüven ve düzenli ilk 11 olarak kendisine geri dönecek mi ?

2- Janko üzerine kurulu oyun sistemi. Elinizde Burak yoksa, onun yerine Janko ve Vittek varsa sisteminizi böyle kurmak durumundasınız. yanındaki oyuncular Janko'yu, Janko da takımı tanıyor. Yani niyet doğru, henüz sonuç vermedi ama verecek.

3- Maç boyunca Yasin'in yol geçen hanına çevirdiği eski takım arkadaşı Ergün Teber'in kanadının pimini, Volkan Şen ile çekmek maçı koparmak adına yapılacak en doğru taktik müdahaleydi. Ama tutmadı. Burada suç oyuncusuna güvenen Şenol Hoca'da değil, güvenin karşılığını boşa çıkaran Volkan'da.. Ama yine niyet doğru diyebiliriz, tutmayan bir taktik deneme.

4- Oyun anlayışı olarak bol bas ve bol pres. Evet, Trabzonspor'un yaptığı pas ve pres çok zayıftı ama burada dikkat edilmesi gereken şey bunu yapmaya çalışmasıydı. Yani niyet paslı ve presli oynamak, bunu yapmaya çalıştılar ama olmadı.

Diyebilirsiniz, her takım presli ve paslı oynamaya çalışıyor.. Şöyle bir örnekle açıklıyım. Defans aldığı topları ileri dan-dun vurmadı, pasla çıkmaya çalıştı, ve kaptırdığı toplarda kalesinde tehlike yaşadı. İşte bu niyetinizi gösterir..

Bazen pas yaparak çıkarken top kaptırmak, topları ileri şişirmekten daha iyidir. Bugün gol yersiniz, ama bu alışkanlık uzun vadede pozitif futbol anlayışı olarak size geri döner. Trabzonspor'un da durumu bu. Bol paslı ve presli oynamaya çalışıyor, bunu henüz başaramıyor ama niyet iyi. Zamanla, tempo arttıkça, iskelet ilk 11 oturdukça, oyuncular birbirini tanıdıkça bu olacak.

İdeal ilk 11 demişken, orta sahada Soner-Colman-Sapara üçlüsü kulağa çok hoş geliyor, çok başarılı olabilirler, acaba bu sezon içerisinde böyle birşey görebilir miyiz ?

Bu yukarıdaki maddeler uzatılabilir.. Buradaki mesele şu.. Eğer Trabzonspor'un yaşadığı süreç anlaşılmazsa, herkes son beş dakikada gelen gollere takılır kalır. Oysa o gollerin hiç bir önemi yok. Şampiyonluğa oynamadığınız ligin sonunda 62 puan almışsınız veya 65 puan almışsınız çok bir farkı yok, ama sisteminizin oturması bir sonraki sezon için çok şey ifade eder..

Antalyaspor için de birşeyler yazmak lazım. 21 puanda oldukları için, Trabzonspor'u yendikleri için değil.. Geçen yıl Futbol'un F'sini oynamayan, çok zorlama bir takımken, bu yıl tempolu ve pozitif oynayan, kontralarla değil de rakibi domine ederek sonuca gitmeye çalışan bir takım oldukları için. M.Özdilek bu sezona kadar hep günü kurtarmaya çalıştı, sanırım artık kafasındakileri uygulatmaya başlıyor. Ben bu sezon ilk kez Antalyaspor maçı izledim, hiç de öyle tesadüfi bir çıkış gibi gelmedi bana aldıkları puanlar, ilerleyen haftalar gösterecek gerçekleri..

5 Kasım 2012 Pazartesi

Ankara'da bir maç günü: Gençler-Elazığ


Ankara'ya sıkıcı derler hep kendini bilmez İstanbul'lular, oysa maça gitmek yapılabilecek yüzlerce sosyal aktiviteden sadece biri.. 

Tamam kabul ediyorum, belki tam olarak yapacak yüzlerce aktivitemiz yok, veya Gölbaşı'nda çay içmek boğazda oturmak gibi de değil. Ve evet, belki Fenerbahçe-Galatasaray derbisinin heyecanı da olmuyor bir Gençlerbirliği maçında, ama kavga-gürültü değil de futbol'un kirlenmemiş yüzüyse yaşamak istediğiniz.. Güne stad önünde satılan tükrük köfteden başlayabilirsiniz..

 Trabzon'da çok daha iyi yapıyorlar bunu.. Bugün meşhur olan Fevzi Hoca bile ilk köftelerini Avni Aker'in önünde satıyordu..

Herve Tum: İlhan Cavcav Baba'nın satmaktan pişman olduğu ender futbolculardan.. Oynadığı takıma değer katan bir adam, Bursa, Sivas, Belediye, Gençler ve şimdi de Elazığ.. Ama hiçbirinde de hakettiği saygının karşılığını alamadı.. Yine bir başka eski takımına karşı bir maç daha.. 

Bizim Anadolu takımlarımızın bence en büyük sıkıntısı olan "kalabalık ortasahaların kör döğüşü" bu maçta da kendisine fazlasıyla yer buldu.

Futbol evrimi bu sorunu nasıl çözecek bilemiyorum, ama 1-2 ön liberolu çok koşan ama tekniği ve futbol zekası zayıf orta saha oyuncularının oluşturduğu ortasahalar olduğu sürece biz böyle kör döğüşü çok izleriz gibi.

Futbolda böyle sıkıntıların aşılması için, bir takımın farklı birşey uygulayıp başarılı olması gerekiyor. Bu uygulanacak farklı şey de ortasaha oyuncularında fizik kondisyon ve pres gücü değil, teknik, pas gücü ve oyun zekası aranması olacak. Selçuk İnan, Soner Aydoğdu, Alper Potuk gibi bu konuda parlak isimlerin sayısı artarsa belki o zaman düzelir biraz bu işler. Ama Fenerbahçe gibi ligin büyük bir takımı bile Selçuk-Baroni-M.Topal ortasahasından medet umuyorsa, biz daha çok bekleriz gibi..


İlk yarıda peşpeşe gelen Gençler ve Elazığ golleri maçın heyecanını bir anda arttırdı.. Eğer Gençler attığı golden sonra biraz skoru koruyabilseydi, maçın seyiri çok farklı olabilirdi.. Yılmaz Vural'ın gol sevinçleri ise her zamanki gibi görülmeye değer.

Çizgiden çıkan Gençler topu ise objektiflerimizden kaçmıyor. 

Ve maçın en duygusal, en güzel enstantanesi bence :
Dövmeli Kellerin buluşması 

 Sevgi Pıtırcıkları: Hurşut & Bilica.. 


Maça dönecek olursak, daha çok beğendiğim Gençlerbirliği galibiyete daha yakın taraftı diyebilirim, taa ki kırmızı karta kadar...

Maçı TV'de izlemekle stadyumda izlemek arasında ciddi fark vardır. Bazı şeyleri TV'de daha rahat görürsünüz, bazı şeyleri de stadyumda.

Kırmızı kart pozisyonu da bunlardan bir tanesi. TV'de bariz kırmızı kart gibi gözükürken, stadyumda bizler Aydın'ın topu ne kadar fazla ve çarpraza açtığını çok net gördük, faul doğru karar ama kırmızı ağır. Sarı olmalıydı karar, çünkü bariz gol şansıyla alakası yoktu poziyonun. Aydın'ın ordan gol vuruşu yapması mümkün değild..

Yılmaz Vural isyan ederdi maç sonunda belki ama yazık oldu Gençlere.. Maç da bu noktadan sonra kırıldı zaten..


 Gerilim ... 22 kişi 1 kavga.  

Ama maçı hiç bırakmadı Gençler, ve hiç de eksikmiş gibi oynamadılar.. Hücum etmeye devam ettiler, üstün oynadılar ama atamadıkları bir pozisyonun dönüşünde gelişen bir kontraya boyun eğdiler.. Sinan Kaloğlu ise, ligin veteran forveti olarak takımına 3 puanı getiren vuruşun sahibi oldu. Bir zamanların yıldız adayı Sinan Kaloğlu.

 Bu da maçın sanatsal fotosu.. Benim objektifimden tabiki, diğer fotolarda olduğu gibi...

Maçın son bölümlerindeki "guru gürültü" Gençler atakları ise sonucu değiştirmedi. Ama Gençler doğru yolda. İlhan Cavcav 35 yılın sonunda doğru yolu bulmuş gibi. Acaba Fuat Çapa'ya daha önce neredeydin diyor mudur ? Yok diyorsa, "burdaydım ama sen beni kovdun ya" cevabını alıyor mudur ?

Fatih Terim, Şenol Güneş, Hector Cuper, Yılmaz Vural, Fuat Çapa ve Ersun Yanal gibi hoclar ligin değerini arttıran hocalar.. Hep kalsınlar takımlarının başlarında, uzun yıllar.. İyice soğuduğumuz futbolu tekrar seveceksek, biraz da bu hocalarımız sayesinde olacak bu.

Ankaragücü'nün düşmesi, Gençlerin ligde üçüncü sırada oluşu.. Ve sonuç, dolu tribünler.. Kim derdi ki taraftarı olmayan Gençler, birgün dolu tribünlere oynayacak.. İlhan Cavcav'ın gözleri dolmuştur sanırım...


24 Eylül 2012 Pazartesi

Aykut'u kurtaran beraberlik... FB 0 TS 0

Fenerbahçe'nin Marsiyla maçını arkadaşlarla beraber izlemiştik, ve Fenerbahçe güldür güldür oynarken bir anda Aykut Kocaman el frenini çekip Alex'i dışarı alınca Marsilya acaba maçı çevirir mi diye birbirimize bakmaya başladık.. Ben şahsen 2-3 Marsilya alır maçı dediğimde, çok fazla itirazla da karşılaşmadım. 5 dakika daha olsa maçı da çevirebilirdi Marsilya.

Bazen düşünüyorum da, basit bir inşaat mühendisi olarak ben bunu görebiliyorum da Aykut Kocaman bunu nasıl göremiyor.. Veya ligin ilk maçında Karabükspor maçında Trabzonspor'un yaptığı Vittek-Barış değişikliği. Bir teknik direktör bazı hamlelerin maçı verdiğini nasıl göremez anlamak çok zor...

Aykut Kocaman'ın bu formsuzluğu Trabzonspor için belki de tek ümit kaynağıydı. 15 yıldır Kadıköy'de galibiyet alamamış bir Trabzonspor için, stres altında bir Aykut Kocaman bulunmaz bir fırsattı. Sadece kadın seyirciler olması ve kupa maçının da Fenerbahçe'de yarattığı moralsizlik ve yorgunluk da Trabzonspor için kör istedi bir göz Allah verdi iki göz... Ama işte fırsatları değerlendiremedikten sonra bir işe yaramıyor..



Olcan sadece fırsatları kaçırarak Trabzonspor'u 3 puandan etmedi. Ayrıca kendisini de bir üst sınıfa çıkartıp büyük futbolcu olma şansını kaçırdı, ya da erteledi... Olcan'ın kaçırdığı gollerin yetenekle veya kondisyonla alakası yok, tamamen mental.. Olcan o topları kafasında kaçırdı, daha top ayağına gelirken kaçıracağı belliydi...

Burak'ı düşünün mesela, top ayağına gelirken daha o topun gol olacağı belli, oysa ilk yıllarında o güven yoktu.. Ne zaman mental olarak o güvene ulaştı, goller gelmeye başladı. Olcan'ın da yaşadığı biraz böyle. Dün akşam rakip Elazığspor olsa misal, Olcan 2 golle maçın adamıydı. Ama rakip Fenerbahçe olunca, psikolojik olarak Olcan o topa vuramadı. Durum budur.

Olan Trabzonspor'a oldu tabi, bir daha Fenerbahçe'yi Kadıköy'de böyle güçsüz artık bir 15 yıl sonra yakalar.. Neyseki son dakikada Alex serbest vuruştan durumu tersine çeviremedi, en azından daha kötüsü de olabilirdi Trabzonspor için..

Maçla ilgili olarak Sapara'nın performansının altını çizmeden olmaz. Trabzonspor için Colman-Soner-Sapara-Zokora-Alanzinho müthiş bir ortasaha rotasyonu olabilir gibi duruyorlar, uyum yakalarlarsa çok verimli olabilirler..

Maçtan önce kadrolara bakarken sitelerden birinde Trabzonspor ortasahası için Zokora-Barış-Sapara yazıyordu, o an maçı izlememeye karar vermiştim hatta. Meireles-Mehmet Topal gibi üretkenlikle alakası olmayan bir rakip orta sahaya karşı bu kadar defansif bir ortasahayı anlayamamıştım ama Şenol Güneş bu hatayı yapmadı ve cesur bir kadroyla sahaya çıktı. Barış yerine Alanzinho'yu sahada görünce mutlu olduk. Ama işte Olcan sağolsun, cesaretin karşılığını göremedik..

Bunun dışında, Trabzonsopr için ilk 5 haftada yenilen sadece 2 gol olumlu bir sinyal.. Bunlara Videoton maçlarını da eklersek, 7 maçta yenilen 2 gol gayet dikkat çekici bir istatistik.. Burak'ın gidişinden sonra, madem gol atamayacağız, bari gol yemeyelim diye defansı iyice kuvvetlendirmiş Şenol Hoca.. Gol yemenin de ötesinde çok zor pozisyon veren bir takım oluşmuş...

Gol demişken, insan N'Doye transferinin olmamasının Trabzonspor için nasıl bir kayıp olduğunu bir kez daha sorgulamıyor değil. Dün akşam forvet hattında olacak süratli ve gol tekniği olan bir N'Doye skoru çok farklı yapabilirdi. Janko da çok iyi, ama dün akşamki maçın adamı N'Doye, veya Burak olabilirdi..

Derlerya, iyi futbol iyi futbolcularla oynanır diye... Tam da öyle işte.

Geçen sezon yoğun maç trafiğinin Trabzonspor'u nasıl etkilediğini okuduk bol bol, Trabzonspor'lu yöneticiler de bunu söylediler ama kimse ciddiye almadı.. Haftada 3 maç yapmak öyle kolay birşey değil, Avrupa'da herkes yapıyor diye geçiştirmemek lazım. Bugün Fenerbahçe bunun fiziki ve mental yorgunluğunu yaşamaya başladı, birkaç hafta sonrada Galatasaray yaşayacak bunu. Beşiktaş ve Trabzonspor'un ilk 2 için bir umutları varsa bu sayede bir şansları olabilir sadece..

Son olarak da Kasımpaşa'nın Metin Diyadin'i kovmalarıyla ilgili birkaç şey söylemek gerekiyor. Birincisi, Kasımpaşa tüm sempatikliğini kaybetti, ve artık antipatik bir hal aldı. Madem kovacaktınız neden ligin başında yapmadınız ? Kasımpaşa için şu anda puan durumunda ikinci olmak başarısızlık mı ? Yoksa ilk beş haftada Barcelona gibi bir takım mı bekliyordunuz.. Metin Diyadin'in belki aristokrat bir duruşu yok, ya da Türkçe'si bizim oraların Türkçesi ama siz ne sanıyorsunuzi Alex Ferguson'un ağzı çok düzgün bir Sit gibi mi konuşuyor sanıyorsunuz ? Alex Ferguson ilk şampiyonluğunu 7. yılında kazandığını bilmiyor musunuz ? Kasımpaşa Metin Diyadin yerine kimi getirecek merakla bekliyoruz.. Eğer bizi şaşırtacak bir isim getireceklerse bir derece tamam deriz, ama yok Mustafa Denizli, Daum gibi bildiğimiz isimlerden biriyse yazık oldu deriz en fazla.. 

19 Eylül 2012 Çarşamba

Futbola tekrar doymak: RM 3 - MC 2


 o artık mutlu

Futbolun zevkli birşey olduğunu unutmaya başlamışız da farkında değiliz sanırım... Real Madrid ve Manchester City hatırlattı bize futbolun hala güzel olduğunu, ve yıldızların hala bu oyununun baş aktörleri olduğunu..

Oysa futboldan zevk almayalı çok zaman olmaya başlamış gibiydi. Avrupa Şampiyonası bile bu heyecanı çok fazla kıpırdatamamıştı yaz aylarında.. Ondan öncesi zaten sahaya yansımayan şike ve bunun sonucunda yeniden şekillenen Türk Futbol yapısı felan...

special one

Ama Real Madrid - Manchester City bize film gibi bir maç izleterek yüzümüzü güldürdü.. İngiltere ve İspanya şampiyonlarını aynı grupta görmemiz pek mümkün değil normalde ama Manchester City'nin geçen yıla kadar Avrupa kupalarında Trabzonspor kadar bile puanının olmayışı aynı grupta buluşturdu bu iki takımı ve bizlerde  gruplarda böyle bir maç izledik.

Sürekli artan bir tempoda ve süratte oynanan maç, artık sonlara da doğru o kadar süratlendiki biri maçı durdursun takip edemiyorum artık diyecek noktaya geldik. 60ncı dakikalara gelindiğinde 0-0 'lık maç ama kesinlikle 3-3 'lük bir maç heyecanı var diye içimden geçiriyordum. Her gollü maç heyecanlı olmadığı gibi, her golsüz maç da sıkıcı değildir esasında, sadece maç hakettiği golleri bulamamıştır .. Zaten son yarım saat o goller de geldi, ve hele de son on dakika neydi öyle..

Dedim ya film gibi maç.. Filmin başı var, karakterlerin tanıtıldığı Ronaldo, Marcelo, Joe Harte, Toure, Tevez, Dzeko gibi iyi ve kötü adamlar, yardımcı roller... Gelişen konu ve hızlanan tempoyla beraber gelen müthiş bir final... Oturup film izlesem bu kadar keyif alır mıydım bilemiyorum. Ercan Taner bile sonunda Oscar verdi maça.

Kaka, Mesut, Ramos, Dzeko gibi isimlerin kulübede, Rafael Nadal'ın tribünde oturduğu maçta saha keyif veren adamlarla doluydu...

Hızla atılan bir top tam auta çıktı hayatta yetişemezler derken gelen insanüstü deparlar ve oyunda tutulan toplar, Toure'nin onca darbeye rağmen yıkılmadan yaptığı driplingler, Marcelo'nun solbek nasıl 10 numara oyun kurucu oynar dersi, yine Marcelo'nun çıkarttığı Roberto Carlos'u hatırlatan füzeler ki üçüncüsü gol de oldu, Ronaldo'nun ısrarla denemesi, Tevez'in savaşçı ruhu, oyuna girdikten sonra oyunu iyice coşturan Modriç, Mesut ve Dzeko, kenarda satranç hamlelerini üst üste oynayan Mancini ve Mourinho..

Inter'in iki eski hocası.. nereden nereye...

Maç kaybedilse iki takım için de problem olmazdı, fazlasıyla telafi ederlerdi durumu ama burada mesele işte büyük olmak.. Real büyüklüğünü bir kez daha gösterdi, ama Mancini'nin de dediği gibi, MC bir gün CL şampiyonu olacak, eninde sonunda, er ya da geç.. Bakınız Chelsea.

Öte yandan, keşke Arap ve Rus sermayelerine futbolu feda etmek yerine, kulüplere belli bir mali yaptırım (NBA misali) uygulanabilse de daha fair ve daha rekabetçi bir futbol izleyebilseydik..

Şampiyonlar ligini açmış olduk böylece, bugün için Galatasaray'a başarılar diliyoruz ama rakibin Manchester United olduğunu da unutmadan fazla ümit beslemiyoruz tabi ki.. 

14 Eylül 2012 Cuma

Reservoir Dogs


Hakkatten, fotoğraf çekimi olsa bu kadar olur.. Çağlar dahil 4 tanesi eski Trabzonspor'lu bu arada, o da ilginç...


28 Ağustos 2012 Salı

Süper Lig 2. hafta kısa kısa..

Uzun yıllardır ilk iki haftayı 6 puanla kapatan birkaç takım olurdu hep, ama bu yıl puan kaybetmeyen takım kalmadı daha ikinci haftada..

Galatasaray, Fenerbahçe ve muhtemelen Trabzonspor ve Bursaspor'un Avrupa kupalarında gruplarda devam edeceklerini düşünürsek, bol puan kayıplı bir sezon bizi bekliyor gibi. 70-72 puan şampiyonluk için yeterli olacak gibi diyip, 82 puanla gelmeyen şampiyonluklara üzülelim..

Süper kupa finaliyle başlayan bol gollü maçlar devam ediyor bu arada.. Defans ve kaleci hatalarıyla dolu Galatasaray-Beşiktaş maçı bu yıl izleyeceklerimizin sadece küçük bir kesiti, ve Galatasaray'ın şampiyonlar liginde çok başını ağrıtacak bir konu.. Bu açıdan Fenerbahçe için, Şampiyonlar Liginden ziyade Avrupa Liginde oynamak daha hayırlı bile olabilir..

Zokora'nın "açtım kollarımı sana geliyorum" mutluluğunu bir kenara bırakarak, arkadaki Yumlu-Bamba stoper uyumuna bakar mısınız ? (Şaban ve Ramazan :) ) 


Ligde 0 puanlı takımlara bakınca, Eskişehirspor, Gaziantepspor ve Kayserispor'u görüp de üzülmemek elde değil.. Umarız kötü gidişatın faturasını teknik direktörlere kesmezler, zira üçünün başında da çok değerli hocalar var.. Teknik direktörünün arkasında duran kazanır diyerek notumuzu düşelim buraya..

Trabzonspor'a gelirsek...

Karabükspor maçını düşünün, 1-0 öndeyken Trabzonspor, forvet oyuncusu Vittek'i çıkartıp yerine defansif orta saha oyuncusu Barış Özbek'i alıyor, yarım saat defans yapıp 1-1 ile beraberliği zor kurtarıyor..

Bir hafta sonra, aynı Trabzonspor, bu sefer Elazığspor'a karşı, yine 1-0 öndeyken Vittek'i çıkartıp bu sefer Halil'i oyuna alınca, maçı zorlanmadan 2-0 kazanıyor..

Futbol dediğimiz şey artık çok bilimsel, sonuçları detaylar belirliyor, ama bazı şeyler hala çok basit.. Zor olan, basit düşünmek olmaya başladı iyice..

Burak'ın penaltısından başka birşey konuşulmuyor bu aralar, biz de konuyla ilgili fikrimizi söyleyelim kapatmadan önce.. Burak Trabzonspor'dayken de kendini hep atıyordu ama penaltı çalınmıyordu, artık üzerinde Galatasaray forması varken daha rahat penaltı çalınacak gibi.

24 Ağustos 2012 Cuma

Karabükspor ve Videoton, gidişat iyi değil !





Aslında hala Karabükspor maçında yapılan Vittek-Barış Özbek değişikliğinin şokunu yaşıyorum.. O nasıl bir değişiklikti ? Bir maçın rakibe bu kadar bariz hediye edildiği başka bir taktik müdahale ben hatırlamıyorum..

Böyle bir değişikliği 2010-2011 sezonunda Sivasspor-Fenerbahçe veya Eskişehirspor-Fenerbahçe maçlarında Sivas veya Eskişehir yapmış olsa, TFF bile şike sahaya yansımış diyebilirdi, o derece bariz bir şekilde maçı rakibe veren bir değişiklik...

Ha denilebilir Vittek kötü oynuyordu, ki bence gayet güzel oynuyordu... Yapması gerekenleri akıllı bir şekilde yapıyordu, pivot santrafor olarak topu indiriyor, oyunu rakip sahaya yıkıyor, indirdiği topları kanatlara yayarak atağı şekillendiriyor, iki tane stoperle boğuşuyordu ve hatta defansa yardıma da geliyordu.. Tabi gollük pasları alamadığı için yeterince pozisyona giremedi, bu yüzden de taraftarlarca beğenilmemiş olabilir, ve geçen sezon Burak'ın hırslı, deparlı ve bol gollü performansından sonra tatmin edici bulunmamış olabilir, ama gazetelerde ve forumlarda yazılan isteksiz ve etkisiz yorumlarını da haketmedi..

İşin doğrusu, Karabükspor veya Videoton maçlarını kazanmak için Vittek ve mevcut Vittek performansı gayet yeterli, yeterli de olmalı zaten, hiç transfer mazeretlerine girmeye gerek yok. Eğer Karabükspor'u yenmek için Vittek yeterli olmuyorsa, Karabükspor'u ligde 3-4 takım dışında hiç kimse yenemez demektir.  Karabükspor maçının gitmesinin sebebi Vittek'in kötü oyunu veya oyundan çıkması değil, yerine bir başka hücum oyuncusunun girmemesiydi.. Vittek'in çıkışına kadar Vittekle ilgilenen iki stoper bir anda işsiz güçsüz kaldılar, ve orta sahaya kadar çıktılar, maçın döndüğü nokta işte bu andır.. Trabzonspor'da kendi sahasına kapanmış oldu..

Karabükspor maçında Vittek'i de oyundan çıkartıp 11 kişi defans mücadelesine geçen Trabzonspor teknik yönetimi için belki de deplasmanda alınan bir puan başarıydı, bilemiyoruz.. Hedefi ilk 10 içerisinde olmak isteyen bir takımmış gibi, son 30 dakika 11 kişi defans yapmak düşüncesini nasıl açıklamam gerekir bilemiyorum.. Açıklayamıyorum çünkü, artık küme düşmeye oynayan takımlar bile böyle bir defans anlayışı sergilemiyorlar.. Ziya Doğan döneminde bile Trabzonspor bu derece defansif bir taktik anlayışa sahip olmamıştı..

Karabükspor için ise bilinçsizce kapanan rakibi karşısında maçı çevirmek zor olmadı, göstere göstere geldiler, ve gollerini de attılar...



Dün izlediğimiz Videoton maçında ise benzer bir durum vardı, ama bu sefer roller biraz değişikti.. Karabükspor maçında son 30 dakika kapanan Trabzonspor yerine, bu sefer kapanan Videoton takımıydı, üstelik 90 dakika. Kapanan Videoton karşısında ise aşırı tedbirli ve sanki kendisinden daha güçlü bir takımla oynuyormuş gibi çıkan ve saldırmayan bir Trabzonspor olunca, maçın 0-0 bitmesi kaçınılmaz oldu. Maç sabaha kadar oynansa gol olmazdı. Benim maçı izlediğim kafede benim gol atma ihtimalim, Halil'in gol atma ihtimalinden faha fazlaydı.. 

Trabzonspor gibi bir takım gol planı olarak sadece bireysel becerilere güvenip maça çıkmış gibiydi adeta, inanılır gibi değil. Burak'ın gidişinden sonra, acaba takım oyunu oynar mıyız diye heveslenen taraftarın hevesi kursağında kaldı. Karabükspor maçında Vittek'e isteksiz etkisiz diyenler Halil için de benzer şeyleri diyebilirler belki ama Türkiye ligi için ve Videoton gibi takımlar için fazlasıyla yeterli olan bu iki forvetin neden hiç pozisyona girememiş olduklarını da bir düşünmek gerekir ? Maçı ne kadar rakip ceza sahası içine yıkabildi Trabzonspor ? Ne kadar orta, ne kadar ara pas, ne kadar ver kaçlarla ceza sahasına girilebildi ?  Bunları sorgulamak gerekir..

Dakikalar 75 gibiydi sanırım Giray sakatlanıp çıkmak istediğini işaret ediyor.. Şenol Güneş aklına gelen ilk değişiklik olan Mustafa Yumlu'yu oyuna alıyor. Ne var bunda denilebilir, ama inanın dün sahaya Mustafa Yumlu yerine ben girsem maç için hiç birşey farklı olmayacaktı.. Videoton zaten ortasahayı 1-2 sefer zorlayarak geçiyor, iki tane çakılı stopere ne gerek var, alternatif bir B planı ile maçı çevirmeyi düşünmek çok mu zor..

Bakın Giray sakatlandığında, örneğin Vittek oyuna girse, Zokora stopere çekilse (Giray tek başına bile yetebilir zayıf Videoton atakları için) oyun iyice rakip sahaya yıkılmış olmaz mıydı ? Son 15 dakikada maç kopartılamaz mıydı ? Son 15 dakika biraz risk alınamayacaksa ne zaman alınacak ? 

Bu söylediğim çok mu ütopik bilmiyorum ama, Mustafa oyuna girdikten sonra yaşanan bir pozisyonu anlatıyım size.. Dakikalar 80 felan, Videoton'un tüm oyuncuları kendi sahalarında son on dakikayı da gol yemeden bitirmenin derdinde, bizim sahada ise tam 4 Trabzonspor'lu.. Mustafa topu Giray'a veriyor, o da yanındaki Zokora'ya.. Bu sırada en yakın rakip 30 metre mesafede.. Bu şekilde bu maç kazanılabilir mi ? Kendi sahanız içinde üç oyuncumuz paslaşıyor, sanki skor Trabzonspor için yeterli.. Videoton 0-0'a razı, Trabzonspor ondan daha razı. Oysa Videoton'un gücü belli, küçümsemeye gerek yok evet ama bu turun da ilk maçta kopartılması gerekir, ikinci maça da formalite olsun diye gidilir..

Evet takıma stoper ve forvet transferi gerekiyor ama hem Karabük maçı hem de Videoton maçı mevcut forvetlerle çok rahat alınabilirdi, eğer biraz cesur olunabilse, biraz akıllı olunabilse.. Forvet ihtiyacı yok demiyorum, evet var, ama Karabük ve Videoton maçları için forvetler yetersiz demenin bir anlamı yok. Adamlar pozisyona bile giremedi. Siz forvete top taşıyamazsanız, forvette kimin olduğunun ne önemi var.. Ha Burak gibi bir forvetiniz olur topu ona doğru uzun atarsınız o bir şekilde gol atar, orası ayrı, ama normal şartlarda bir santrafordan gol bekliyorsanız, onu biraz beslemeniz gerekir.. Sorunu transfer lazım diye düşünürseniz, çözümü de yanlış yerlerde ararsınız.. Şu anda Trabzonspor'un acil ihtiyacı, forvet transferinden çok oyun şablonunu tekrar gözden geçirmek...

Şenol Hoca'nın kafasında neler var bilemiyorum ama, yanında arada "hocam napıyoruz" diyecek bir Ünal Hoca'ya ihtiyacı var gibi, çünkü geçen sezon böyle bariz taktik hatalarını görmüyorduk.. Benim aklıma Ünal Hoca'nın gidişinden başka açıklama gelmiyor..





16 Ağustos 2012 Perşembe

Yeni Sezon




Galatasaray - Şikeyle uğraşan Fenerbahçe'nin, Demirören enkazını kaldırmaya çalışan Beşiktaş'ın ve kadrosu dağılan Trabzonspor'un arasından sıyrılıp şampiyon oldular geçen sezon .. Galatasaray için asıl mesele şimdi başlıyor, yapılan transferlerle beraber 96-2000 süreci tekrar başlayabilecek mi ?

Fenerbahçe - Aziz Yıldırım Fenerbahçe'ye ne kadar çağ atlattıysa bir o kadar da geri getirdi.. Aykut Kocaman ise takımı geçen sezon bir arada tutarak misyonunu tamamladı... Fenerbahçe'nin bir dünya devi olması için şu anda önündeki tek engel Aziz Yıldırım ve Aykut Kocaman... Vizyon sahibi genç bir başkan ve yeni jenerasyonun önemli teknik adamlarından biriyle çok iş yapabilirler.. Yoksa orta sahaya transfere gerek görmeyen Aykut Kocaman'la bu yıl işleri çok zor.. Şike konusu da hala tam olarak kapanmış değil, geçen sezon gibi Şampiyonlar Liginin dışında kalması sürpriz olmaz.. Çok zor bir sezon bekliyor Fenerbahçe'yi, hem de çok zor.. Olası bir ilk 4'ün dışında kalınması, Aziz Yıldırım'a olan desteği bile çatırdadır...


Trabzonspor - Geçen yılki kaotik ortamdan Burak sayesinde fazla etkilenmediler, artık o da yok, bakalım bu yıl takım oyunu ortaya koyabilecekler mi ?

Beşiktaş - bu yıl için çok karamsar değildim taa ki Batuhan transferine kadar.. Yine de diğer büyük kulüplerin çok gerisinde kalacaklarını sanmıyorum. Avrupa kupasında olmamak, lig için ciddi avantaj aslında kimse kabul etmesede..

Bursaspor - Şu yabancı transferlerde biraz verim alabilseler çok iş yapacaklar ama kısmet işte.. bu yıl daha iyi olacaklarını düşünüyorum. Ertuğrul Hoca standartının altına düşmez.

Eskişehirspor - Ersun Yanal geldiği ilk sezon takımı kurar ikinci sezon patlamasını yapar.. Patlama yılı artık Ersun hoca için, ama sanki takımda gol atacak adam yok gibi ?

Sivasspor - Rıza Çalımbay ve Eneramo sayesinde 7. olurlar.

İ.B.B. - Carvalhal'la geçecek 5 senenin ilk yılı...


Gençlerbirliği - Bir Ankara Efsanesi, Fuat Ç. Tribünde de takipçisi olacağız bu yıl.

GaziAntepspor - Hikmet Karaman "küme düşmekten kurtaran hoca" sınıfından, "takımı yukarı taşıyan hoca" sınıfına geçebilecek mi ? Artık zamanı geldi sanki.

Kayserispor - Şota için artık takımı zirveye oynatma zamanı.. Yeni transferler lige renk katacak gibi.

Karabükspor - Skibb bırakmazsa en azından iyi top oynarlar :)

Mersinspor - Yine ligin  kalburüstü oyuncularını transfer ederek kalitelerini arttırdılar. Yattara Türkiye'ye kim olduğunu bir kez daha gösterir mi dersiniz ? Bence gösterir..

Orduspor - Hector Cuper'un Orduspor'da olduğuna hala anlam veremiyorum, mantığım almıyor.. Ligdeki en iyi 2-3 hocadan biri..

Antalyaspor - Şifo Mehmet uzun süre çalıştırma fırsatı bulduğu kulüpte yapılanmaya gitmek yerine hep günü kurtarmayı denedi, bakalım bu yıl da günü kurtarıp kümede kalabilecekler mi ? Yapılan transferler artık birşeylerin değiştiğini gösterir gibi..

Akhisar Belediyespor - Merakla bekliyoruz..

Elazığspor - Bülent Uygun'u bir camia nasıl kabullenebiliyor anlayamıyorum. Ne desek boş. Bülent Uygun'un olduğu yerden hayır gelmez.

Kasımpaşaspor - Yeni İstanbulspor.. umarım içlerinde futbol aklı olan birileri vardır da güzel şeyler yaparlar..

14 Ağustos 2012 Salı

Lige başlarken Trabzonspor





İlgi alanımıza öncelikle girdiğinden, Trabzonspor'dan başlayalım dedim.. Ama başlarken de son forvet ve stoper transferini bekleyelim de dedim... Ama işte Trabzonspor transferlerini beklemeye kalkarsanız da bir bakmışsınız sezon kapınıza gelmiş dayanmış bile.

N'Doye transferi olsa o kadar güzel olacaktı ki Trabzonspor için diye özetleyebiliriz bu transfer sorununu. Forvet olarak kim alınacak bilemiyoruz ama alınacak ismin kalitesi, Burak'ın boşluğunun doldurulabilmesi Trabzonspor'un bu yıl göstereceği performansın belirleyici kriteri olacak. Hatta şöyle söyliyim, Jaja kalitesinde bir santrafor 75 puana taşıyabilirken Trabzonspor'u, Brozek ayarında bir transfer ise 60 puanı bile göstermeyebilir. Bir futbolcu bu kadar önemli mi ? Şu anki kadro yapısında önemli.


Bir sürü isim dolaşıyor ortalıkta ama hiç bir isim de kuvvetli bir şekilde telafuz edilmiyor, bu aslında bir açıdan iyi bir şey. Jaja gibi son dakikada hiç gündeme gelmemiş bir isim gelebilir. Gelecek isimi bilmeden çok bir yorum yapamıyoruz işte, gelecek isim Burak gibi takıma direk 15-20 puan katkı yapabilecek bir isim de olabilir, Tomas Jun gibi bir hayal kırıklığı da olabilir. Bekleyip göreceğiz, umarız beklediğimize değer.



Bu forvet ismini bir kenarda tutarak başka bir matematikten bahsetmek istiyorum Trabzonspor için. Şampiyonluğa oynayan bir takımın atması gereken 60-70 gol oranından. Evet, bir takım bu kadar gol atması gerekiyor şampiyonluk yarışı vermek için, peki Trabzonspor'da kim atacak bu kadar golü ?

Defans oyuncularından 5 gol gelsin diyelim, Alanzinho-Colman-Adrian-Soner ortasahasından 10 gol diyelim, Olcan-Volkan-Yasin kanatlarından 15 gol, geriye kaldı Halil-Vittek-Henrique forvet hattına 30-40 gol. Geçen sezon Halil-Vittek-Henrique bu skor yükünü tamamen Burak'a bırakmıştı, peki şimdi bu yıl ne olacak ? Olması gereken şu, bu kalan 40 golün en az 15-20 tanesinin yeni transfer tarafından karşılanması gerekir ki kalanlarını da mevcut forvetler atabilsin, ki bu bile onlar için bir çıkış veya patlama sayılabilir. Burada bu skor yükü konusunda en ümit veren isim ise bence Henrique ve Halil.

Gelelim ortasahaya.. Colman yine bu takımın bel kemiği, orta direği, omurgası, kaburgası herşeyi. Eskiden Selçuk'la beraber fark yaratıyorlardı, insanlar Selçuk'u eleştirirken ben yazabildiğim her yerde Colman-Selçuk için Xavi-Iniesta benzetmesi yapıyordum, insanlar ise Selçuk'a Ersun Yanal'ın manevi evladı muamelesi yapıyorlardı.. Bugün Soner var. Selçuk'tan daha yetenekli olduğunu düşünüyorum. Ve burada Trabzonspor'a düşen iki görev var, bir Soner'in gelişim sürecinde sabırlı olmak, iki uzun kontratlarla Soner'i  takımda tutabilmek.

Soner genç yaşına rağmen Colman'ın yanında takımın yükünü çekebilir ve çekmelidirde. 21 yaşında belki ama 17 yaşından beri bu ligde sürekli oynadığı düşünülürse takımdaki yaşça büyük Olcan, Yasin, Mustafa Yumlu gibi isimlerle aynı tecrübeye sahip bile diyebiliriz. Tecrübeli ve genç bir oyuncudan bahsediyoruz burada, liderlik vasıfları olan, soğukkanlı ve belki hepsinden önemlisi zeki. Çok şey bekliyorum Soner'den, milli takımda da ortasahaya Selçuk-Soner ikilisi olarak hizmet edebilecek bir oyuncu.



Kanatları ise Trabzonspor'un en kuvvetli olduğu bölge bence. Olcan geçen seneki formuyla, Volkan ise hazırlık kampı formuyla ümit vaad ediyor. Güçlü kanatların olduğu yerde kafa vuruşu olan forvet ihtiyacı da ayrıca önem kazanıyor tabi, bunu da transfer komitesine hatırlatmakta fayda var. Ayrıca Yasin'i de unutmamak gerekir. Bu üçlünün skor yüküne ciddi katkı yapması gerekiyor bu yıl.

Adrian-Alanzinho gibi yıllardır patlaması beklenilen hücuma dönük oyuncular ise en az forvet transferi kadar önemli diyebiliriz. Bir Jaja etkisi olmasa bile en az 12-15 puan takıma kazandırmaları gerekiyor.

Defans ise Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray'da olduğu gibi takımın en kötü ve tedirginlik yaratan kısmı. Süper Kupa finalindeki 5 gol, ve gollerin geliş şekilleri bu yıl izleyeceğimiz defans komedilerinin habercisi aslında, ve bu durum Trabzonspor için de geçerli. 29-31 yaşlarında, Avrupa'nın üst düzey liglerinde oynamış tecrübeli ve pas yüzdesi yüksek bir transferin çoktan tamamlanmış ve hatta takıma uyum sağlamış olması gerekirdi. Sol Bamba'yı henüz izlemedik ama Yobo, Ujfalusi veya Sivok gibi isimlerden bir sınıf aşağıda çıkarsa kimse şaşırmayacak gibi.

Defans konusunda Trabzonspor taraftarı için ümit verici bir konu, birçok insan katılmayacak belki ama, Recep Onur Kıvrak diyebilirim. Son hazırlık maçı olan Orduspor ilk 11'inde Onur'u görmek, acaba bu yıl kalede Onur mu olacak heyecanı yarattı bende. Evet Tolga çok iyi bir kaleci (keşke 4-5 yıl önce de kaleye geçtiğinde aynı seviyede olsaydı) ama Onur çok ayrı bir yerde ve çok özel bir kaleci bence. Efsane olabilecek, takıma direk puanlar kazandırabilecek maç kurtarabilecek bir kaleci.

Şöyle bir örnekle Onur iddamı pekiştiriyim, geçen sezon Tolga tam 39 gol yemiş ligde. İddaalı olacak belki ama Onur bu gollerin belki yarısını yemezdi. Zaten bir önceki sezon da Onur'un yediği gol sayısı 23. Evet her iki kalecinin defans hatları arasında kalite farkı vardı kabul ediyorum (Egemen-Glo vs Giray-Yumlu) ama Tolga'nın kurtardığı pozisyonların yanında yediği gollere de bakarsanız birçoğunda hata olduğunu görebilirsiniz.. Onur'un hatalı gol yediği çok nadirdir. Uzatmayalım, Onur'un bu yıl kaleyi devralması Trabzonspor için çok anlam ifade edebilir. Şenol Güneş'i bu konuda hayati bir karar bekliyor aslında.

Son olarak da Burak için birkaç şey söylemek gerekir tabi. İbrahimovic Inter'ten ayrıldığında Inter taraftarları "artık futbol oynamaya başlayabiliriz" demişlerdi. Sanırım tüm topları Burak'a şişirme işini bırakıp futbol oynamaya başlamak Trabzonspor için bir kazanç olacak gibi.


fotolar resmi siteden.

13 Ağustos 2012 Pazartesi

Sliding Doors



Eğer Fenerbahçe 2 yıl önce şike yapmamış olsaydı, Trabzonspor resmen şampiyon olur muydu ? olurdu.. (aslında oldu, ama TFF kayıtları henüz update edilmedi)

Eğer Trabzonspor şampiyon olmuş olsaydı, kadrosu bu şekilde dağılır mıydı ? 30 yıl aradan sonra şampiyon olup şampiyonlar ligine direk gidecek olan Trabzonspor Umut, Selçuk, Egemen, Jaja vs vs gibi oyuncularını kısmen elinde tutamaz mıydı ? tutardı..

Eğer Trabzonspor Selçuk gibi futbolcularını elinde tutabilseydi, Galatasaray geçen yıl şampiyon olabilir miydi ? olamazdı...

Süper kupa finalinde Selçuk-Umut ikilisi 3 gole de imza atarak Galatasaray'a kupa getirebilirler miydi ? getiremezlerdi..

2011-2012 sezonun ve dün akşamki süper kupa Fenerbahçe'nin olur muydu ? olurdu..

2011-2012 sezonu o kadar transfere rağmen şampiyon olamayan Galatasaray, Beşiktaş'tan beter maddi çöküş yaşar mıydı ? yaşardı..

Fenerbahçe'nin kadrosunda bugün Emenike, Niang, Santos, Lugano gibi isimler hala duruyor olurlar mıydı ? olurlardı...

Tüm bunlar olmadığı için, bugün müthiş bir kadro kuran Galatasaray 1996-2000 yılları arasındaki gibi bir sürece girdi mi ? girdi...

O zaman sevgili Fenerbahçe'li futbolseverler, kimse kusura bakmasın ama, Fenerbahçe kendi kazdığı kuyuya düşmüştür, önümüzdeki 3-4 yıl Galatasaray'ın başarılarını izlersiniz artık..

Oysa ne gerek vardı.. Hep İstanbul takımları şampiyon oluyor zaten, arada bir yıl da Trabzonspor şampiyon olsa kim ne kaybederdi ?



Not: Bu şike-teşvik meselelerinden ötürü iyice soğuduk futboldan, yazmak gelmiyor insanın içinden, artık eskisi gibi zevk alarak da seyredemiyoruz. Yinede lig başlarken arada birşeyler karalamak niyetimiz var, bakalım bu hafta büyük takımlar hakkında sezon öncesi tahmin yazısı yazabilirim belki, ara ara da Trabzonspor maçları ağırlıkta olmak üzere maç yazıları belki.. Yeni sezonda umarım şike yapan değil, hakeden kazanır.



30 Temmuz 2012 Pazartesi

Yorumsuz


"Ben şike yaptıysam Fenerbahçe için yaptım, kendim için yapmadım" A.Yıldırım - 2012

11 Haziran 2012 Pazartesi

Trabzon'un Şifresi - Mustafa Yumlu




Trabzonspor için geride kalan kaotik yılın bir kazancı olduysa o da Mustafa Yumlu'dur derim..

Trabzon'lu hemşeri özevlat kontenjanından gelmiş gibi dursada, selefleri olan Tayfun Cora, Mehmet Yılmaz, Hüseyin Cimşir ve Hasan Üçüncü gibi isimlerden çok farklı bir yerde duruyor. Gerek Pilot takımdan geliş biçimi, gerekse formayı gerçekten haketmesi ve hatta masalsı ilk maçı (TS-BJK) açısından özevlat sınıfından ayırıyor kendisini. Öte yandan tabii ki, özel futbolcular olan Fatih Tekke, Gökdeniz, Hami gibi isimlerin seviyesine de çıkamıyor henüz. Çıkması da gerekmiyor zaten.

Herkes kazma diye ciddiye almadı ilk başlarda Mustafa'yı, bugün bile hala hakettiği değeri bulamıyor, oysa geçen sezon defans hattının en teknik, topu oyuna en düzgün sokan oyuncusundan bahsediyoruz. Fiziğine göre gayet atletik, çabuk ve süratli. Pozisyon alma bilgisi zayıf biraz ama zamanla o da gelişecektir.

Burda söylemek istediğim, Trabzonspor için asıl hedefin Mustafa gibi oyuncular çıkartmak olması gerektiği. Bu seviyede, Trabzonspor'luluk ruhuyla oynayan ama formayı da özevlat olduğu için değil hakettiği için giyen adamlar. Çok değil, ilk 11'de 4-5 tane lazım ama. Pilot takım çok iyi bir yerde duruyor, ve Sadri Şener yönetiminin en önemli icraatı. Trabzon ve Karadeniz gibi bir bölgenin potansiyelini hayata geçirmek en büyük misyon olmalı. Günü kurtarmak değil, sürdürülebilir bir kadro rotasyonu amaç olmalı.

Bu amacın önemini kavrayamadığımız sürece işte Selçuk, Egemen ve Burak gibi oyuncular gitmesinler diye gözlerinin içine bakarız. Artık öyle bir noktaya gelindiki, Avrupa'ya git bari rakip takıma gitme der hale geldik.

Konu açılmışken şunu da söyliyeyim, Selçuk, Egemen gibi sözleşmesinin son yılına girmiş ama sözleşme yenilemeyen, ve ilk 11'in iskelet oyuncuları kesinlikle ama kesinlikle, ya satılmalı, ya yedek bırakılmalı ya da zorla sözleşme yeniletilmeli. Geçen sezon şampiyonluk yarışı var diye göz yumuldu belki ama kaçan şampiyonluktan daha yaralayıcı oldu gidişleri. Şenol Güneş'inden Sadri Şener'ine herkes hatalıdır bu konuda.

Mustafa'ya geri dönecek olursak. Konuyu Pilot Takım 1461 Trabzon'a bağlamak istiyorum. Çok önemli bir teknik adamla Banka Asya'da mücadele verecekler. Trabzonspor'un geleceğini inşaa etmek için müthiş bir fırsat, umarız hakkını verirler. Almanya'dan gelecek gurbetçi gençler, Trabzon ve Karadeniz bölgesinden, torpil yapılmadan toplanacak yetenekli gençler çıkartmayı başarabilirler. Çünkü Trabzonspor'un kurtuluşunun şifresi bu ve buradan çıkacak Mustafa Yumlular, Fatih Tekke'ler, Selçuk'lar ve hatta Jaja'lar..

Mustafa demişken son bir söz de imajı ile ilgili.. Evet kendisinin Ujfaulisi gibi dövmeleri, Servet gibi sakalları, Yobo gibi iri cüssesi yok ama Trabzonspor'luluk ruhu var, bizden biri işte ..

Giorgio Chiellini var İtalya'da, Burun yapısı ve gülümsemesine bakınca acaba o da mı bizim oralardan diye aklımdan da geçmiyor değil, bizim Beşikdüzü'lü olabilir mi mesela? Defansta Mustafa Yumlu-Chiellini ikilisi sizce hoş olmaz mıydı ? :)

bizim köydeki kahveye girse bu tiple, kimse kim bu adam diye dönüp bakmaz, kesin buralıdır derler...

31 Mayıs 2012 Perşembe

Ne gerek vardı şikeye ?


Şike yapılmamış olsaydı..
ve Trabzonspor şampiyon olsaydı yani 2010-11 sezonunun sonunda..

Jaja, Selçuk, Egemen gibi isimler takımda kalacaklardı, bu açıdan en büyük darbeyi Trabzonspor yedi diyebiliriz, zira öyle bir kadroyu ancak 10 yılda bir kurabiliyor Trabzonspor..

Ve yine şike yapılmamış olsaydı ve bu süreç yaşanmasaydı, Fenerbahçe'nin kadrosu Niang, Emenike, Lugano, Santos gibi isimlerle dolu olacaktı.. Bu açıdan baktığınızda da Galatasaray, Trabzonspor ve Fenerbahçe arasında geçecek gerçek bir şampiyonluk yarışı izleyecektik, ve de Avrupai üst düzey futbol belki de.. Böyle bakınca da Türk Futbolu çok büyük bir darbe yedi diyebiliriz..

Fakat acı gerçek, şike yapıldı..

Ama neyseki edinilen bilgilere göre sahaya yansımamış.

Biz de futbol yazmaya çalışıp kendimizi kandırıyoruz işte, tabii yazacak birşey kaldıysa..



7 Mayıs 2012 Pazartesi

Gelinen nokta: Irkçılık ve Şikeye karşı Şiddet





Yanlış anlaşılmasın dün Trabzon’da yaşanılanları savunmak gibi bir niyetim yok. Ama yaşanılanlara da kimse şaşırmasın, garipsemesin ondan bahsedeceğim..

İnsan doğası vardır, karşı koyamazsınız değiştiremezsiniz.. İnsanla beraber toplumların da doğası vardır değiştiremeyeceğiniz.. Adaletin olmadığı yerde insanların adalet sağlamaya çalışmaları da bu kurallardan biridir. Mafyalaşmanın temel sebebi de budur aslında, toplum bilimciler daha iyi açıklarlar elbet ama, devlet otoritesinin zayıf kaldığı yerde mafya ortaya çıkar örneğin.. Komunizm sonrası Rusya’da olduğu gibi.

Bunun gibi.. Türkiye’de futbolu yönetenler şikeye, teşviğe ve ırkçılığa ses çıkartmayınca da, boşluğu gören toplum, yapılanın insanların yanına kar kaldığını görerek şiddete başvuruyor çok doğal olarak.. Bir yıldır haksızlığa uğradığı düşünülen, ezildiğini düşünülen bir toplumdan başka nasıl bir tepki beklenebilirdi ki ?

Faul bile olduğu tartışılan bir pozisyonda kırmızı kart görüp 3 maç ceza alan Zokora’nın, kendisine yapılan ırkçılığa ceza verilmemesi karşısında kendi adaletini kendi araması, Zokora’nın suçu mudur yoksa adaleti sağlayamayan otoritenin mi misal ? Evet suç var, kabul edilemez bir tekme.. Ama o tekmeyi atan Zokora mı yoksa onu bu hale getirenler mi ?

Benzer şekilde, dün sahaya o maddeleri atan taraftar mı suçludur, yoksa taraftarı o noktaya getiren Türk futbolunu yönetenler mi ? 

Bir yıldır Türkiye’de herkesin zaten bildiği şikenin dalga geçer gibi üstünün örtülmeye çalışılması, gece yarısı verilen kararla apar topar kulüplerin aklanması, TFF yasalarının değiştirilmesi felan derken gelinen durum budur, herkese hayırlı uğurlu olsun...

Ne güzel.. UEFA’nın üzerinde en hassas olduğu Şike, Irkçılık ve Şiddeti bir potada eritmeyi başardık Türk futbol dünyası olarak.. Haftaya da şu maçlar oynansa artık da bitse bu çile.. Ve keşke seneye de lig olmasa.. Oysa biz sadece futbol izleyip futbol konuşmak-yazmak istemiştik.. 

30 Nisan 2012 Pazartesi

Şike Artık Serbest, herkese hayırlı olsun..




Yıldırım Demirören: Şike teşebbüslerinin sahaya yansımadığı anlaşılmıştır.




Bir şikenin sahaya yansıyıp yansımadığı nasıl anlaşılabilir ? Bİr takımın tam gücüyle oynayıp oynamadığını nasıl ispat edebilirsiniz.. Bir futbolcu depar atıyor diyelim, kim diyebilir daha hızlı veya yavaş koşabilirdi diye ? O futbolcudan başka kim bilebilir bir golün bilerek kaçırılıp kaçırılmadığını ? Hiç kimse.. 


Sonuçta bir kulüp başka takımın oyuncusuna açıklamasına "şike parası" olacak şekilde banka havalesi de yapmayacağına göre, hiçbir şikenin sahaya yansıdığı ıspatlanamaz ve anlaşılamaz.. Bu da demektir ki "Şike artık serbest".. 


İngilizce olarak da şöyle ifade edebiliriz : "Match-fixing is now legal in Turkey"


Ha zaten öyleydi yıllardır.. Ama en azından artık hukuken de legal oldu, bence olması gereken de buydu.. Parası olan yapsın.. Zaten parası olmayanın şampiyonluk neyine, maç kazanmak neyine ? Hiç Avrupa'da parası olmayan bir takımın şampiyon olduğu görülmüş mü ?


Ama şike bence TFF kontrolünde yapılsın. Şike fonu kurulsun, herkes parasını oraya yatırsın, şike yapmak isteyen kulüp federasyona yazı göndererek ödemesini yapsın, böylece vergi kayıplarının da önüne geçilmiş olur. 


Şikeye evet ama yine de yetmez.. Bundan sonra futbolda başka yenilikler de bekliyoruz.. Örneğin, her iki kulüp te kabul ederse bir takım 11 kişiden daha fazla oyuncuyla sahaya çıkabilmeli.. Bu kuralın Türk futbolundaki gelişimini düşenebiliyor musunuz ? Böylece büyük takımlar, küçük takımlara para vererek 11 yerine 15 kişiyle sahaya çıkarlar, böylece küçük takımlar da para kazanmış olurlar, ve bu parayı altyapılarında kullanabilirler.. Zaten büyük takım yeneceği için sonuç açısından bira sakıncası yok. 


Bunun gibi daha yeni kurallar bekliyoruz.. Yıldırım Demirören ve TFF ekibine de başarılarının devamını dileriz.. 


Futbol mu ? Ne futbolu ? Futbol mu kaldı .. Neyi izleyeceğiz, neyi yazacağız.. 


Akşam Manchester City-Manchester United maçı var premier ligde şampiyonluk düğümünü çözecek maç, futbol açlığımızı gidermemiz açısından iyi gelecektir, tavsiye ederiz.. 









13 Nisan 2012 Cuma

Trabzonspor Kadıköy'de Fener'i nasıl yener ?




Ben mühendisim.. O yüzden olaylara analitik yaklaşırım bazen.. Önce eldeki verilere bakalım :

Fenerbahçe'nin Çarşamba günü oynadığı 120 dakika ve bunun sonucu gelen yorgunluk..
Bir haftadır dinlenen ve maça hazırlanan bir Trabzonspor...
Trabzonspor'un yaratıcı, hareketli ve süratli hücum hattı Alanzinho, Olcan, Burak ve Volkan (yedekler Adrian, Henrique, Halil de Şenol Güneş'in klasik değişiklikleri)
Ağır ama ayağı düzgün Fenerbahçe defansı Jobo ve Serdar..

Buradan çıkan ilk sonuç, Trabzonspor'un kondisyon ve hücum gücünün avantajı olduğu ve bunu kullanmak için de tempolu ve saldıran bir taktike sahaya çıkmaları gerektiği.. Bu çok önemli.. Yazımın ana fikri de bu zaten.. Trabzonspor saldırırsa gol atar, skora yatarsa gol yer..

Tempo demişken, şuna da dikkat çekmek lazım. Trabzonspor tempoyu arttırıp saldırınca gol bulan, maçı rölantiye alınca da gol yiyen bir takım olması.. Çünkü ilerde Volkan, Olcan, Burak, Alanzinho ne kadar etkililerse, geride de Mustafa, Giray o kadar güven vermiyor. (Katılmayacaksınız belki ama buna Tolga'yı da ilave ediyorum ben, güzel kurtarışları var ama hala güven vermiyor ve hatalı goller yiyebiliyor.)

Bunu durumu Trabzonpor'un bu yıl oynadığı büyük maçlardan da görebiliyoruz, örneğin:

Son İnönü'deki Beşiktaş maçı.. Trabzonspor rölantide götürüyor maçı, sonra gol yiyince akıllanıyor ve saldırmaya başlıyor, sonuç 1-2. Benzer şekilde Trabon'daki CSKA ve Lille maçları, son Kadıköy'deki Fenerbahçe maçları da benzer şekilde rölantide giden maçta yenilen gol sonrası tempo arttırarak 1-1 bitirilen maçlar..

Son Galatasaray maçı da ters bir örnek.. Tempolu başlayıp golü atıyoruz, sonra rölantiye geçince Galatasaray gelmeye başlıyor.. Ve maç 1-1.

Bu anlattıklarımdan çıkacak sonuç, öncelikle Trabzonspor yenmek istiyorsa maça hızlı başlamalı.. Sonra golü atınca da maçı hızlı oynamaya devam etmeli.. Çünkü rölantide oynamak, Trabzonspor'un bu yıl beceremediği birşey..

Dolaylı olarak buradan çıkacak bir diğer sonuçta, Trabzonspor'un defansif zaafiyetleri ve iyi bir stoper ihtiyacı. Bunun dışında rölanti oyunlarda topu ilerde tutacak bir forvet (Vittek gibi) ve ortasahada pas yapacak top çevirecek Colman ve Zokora alternatifleri de diğer eksikler...

Gelelim detaylara..

Öncelikle fubtolcuların Kadıköy atmosferinden etkilenmemeleri gerekir. Bu yıl çok maç oynadılar üst düzey, o yüzden stad atmosferinin etkisi minimuma düşmüştür artık diye tahmin ediyorum..

Alex, Sow ve Stoch adım attırılmayacak adamlar.. Bunlara dikkat etmeli özellikle Colman ve Zokora. Bunları bir an boş bırakmak demek, topu kaleden almak demek..

Fenerbahçe'nin kanat hücumları da etkili diğer yönleri.. Zigler de Gökhan da etkili gelebiliyorlar, ama bu aynı zamanda arkada boşluk oluşturuyor, kanatlardan gelen ataklarla sonuca gidilebilir.. Geçen maçta da bunu söyledim, kim kanatlardan gelen topa kafa vurcak dedi birisi.. Her kanat atağı kafalık orta demek değildir, benim bahsettiğim sıfıra inilip yerden içeri bırakılacak toplar.. Volkan ve Olcan bu işi çok iyi yapabilirler..

Ortadan gitmeye çalışmak, yani Baroni ve Selçuk (Emre) ikilisini geçmeye çalışmak ise sadece kaptırılan toplardan gol yemek anlamına gelir..

Aslında temelinde durum bu.. Biraz psikolojik faktörler, biraz kurnazca yapılacak teknik direktör hamleleri ile 3 puan çok kolay Trabzonspor'a gelebilir..

Son olarak Trabzonspor'un kaynedecek birşeyinin olmadığını da belirterek, ama kazanırsa Şampiyonlar Ligi potasına da girebileceğini düşünerek maç tahminim 1-3 Trabzonspor lehine diyorum.. Fenerbahçe'nin Kadıköy'de yenilmeme serisi bu maçta bitebilir..


2 Nisan 2012 Pazartesi

Futboldan geriye ne kaldı ?


Türk futbolu ölmüş durumda, merak edilen soru ise tabuta son çiviyi kim çakacak acaba ?



Yıllardır herkesin bildiği, aleni bir hal alan şike-teşvik pisliğini temizlemek için bulunmaz bir fırsat çıkmış durumda, ama Başbakan dahil herkes bu pisliğin üstünü nasıl örterizin peşinde... Bu pisliği temizleyelim diyen yok.. 

Şike var mı yok mu diye tartışan bile yok aslında, ceza verilsin mi verilmesin mi tartışılıyor artık...

Sonuç, 33. haftaya ertelenen Trabzonspor-Fenerbahçe maçı ve çıkan olaylar.. Sanki problemler ertelenince, şikeye ceza verilmeyince problem çözülmüş oluyor.. 

Şimdi Trabzonspr ceza alacak. Sahası kapanacak. Ve muhtemelen o kapalı saha da Fenerbahçe maçına denk gelecek, veya getirilecek.. 

Ama kimse sormayacak bu Trabzon insanının isyanı neye kime ? Bir yıldır temizleyemediğimiz bu pisliğin sonu nereye varacak diye ?

Ne güzel olurdu şike hiç olmamış olsaydı.. Geçen yıl Trabzonspor hakettiği şampiyonluğu kazansaydı... Bugün Fenerbahçe'nin kadrosunda Lugano, Niang, Emenike, Santos olsaydı ve karşılarında Selçuk'lu, Egemen'li, Jaja'lı Trabzonspor'la oynasalardı.. Galatasaray'la puan farkı da bu kadar olmazdı.. 

İzlemek istediğimiz seviyede futbol bu değil mi ? Şampiyon olamasalarda büyük takımlar, büyük futbolcular, ve keyif veren futbol...

Liverpool, Arsenal, Valencia vs kaç yıldır şampiyon olamıyor, ama hala büyük takımlar. E o zaman şike yapmak neden.. Şikenin üstünü örtmeye çalışmak neden.. ?

Oysa ne kadar çok futbol konuşmak istiyoruz biz futbol sevenler.. Futbol izlemek istiyoruz.. Büyük futbolcular, güzel hareketler.. 




Oysa ne kadar çok futbol konuşmak ve yazmak istiyorum.. 

Volkan Şen'in gösterdiği ilerlemeyi anlatmaya çalışmak, Burak'ın geri gidişine dikkat çekmek.. 
Mustafa Yumlu'nun ayağının ne kadar düzgün olduğunu, süratli olduğunu ama pozisyon bilgisinin zayıflığını anlatmak.. 
Aykut tercihinin ne kadar anlamsız bir Şenol Güneş hatası olduğunu, Christian ve Selçuk karşısında Colman-Alanzinho-Adrian üçlüsünün daha mantıklı olabileceğini tartışmak.. 
Rölantide başlanan her büyük maçta önce geriye düşüp golü yedikten sonra akıllanan Trabzonspor'u göstermek, maça hücum ederek baskılı başlanılmasının Trabzonspor için doğru taktik olduğunu anlatmak.. Beşiktaş, Galatasaray maçlarında olduğu gibi Fenerbahçe maçında da geriye düşünce canlanan Trabzonspor'un aynı hatada ısrar ettiğini yazmak..

Fenerbahçe'de ise, Zigler, Baroni, Alex, Jobo ve Sow dışındaki oyuncuların çok formsuz olduğunu, playoff'ta şampiyonluğu hedeflerken 4.lük mücadelesi verir hale gelebileceklerini söylemek.. 
Golün ofsayt olduğu, Gökhan'ın pozisyonunun ise penaltı olduğunu kabul etmek.
Direkten dönen toplardan bahsetmek..
Maçı Fenerbahçe'nin hakettiğini de vurgulamak.

Bir sürü şey yazmak istiyorum.. Ama işte, ne insanın içinden izlemek geliyor artık, ne de yazmak.. 

Bir derbi izledik dün.. Önümüzdeki iki ayda da 12 tane daha izleyeceğiz, keyif almaya çalışacağız.. Ama sanırım, keyif alacak başka şeyler bulmaya çalışsak daha iyi olacak.. Ya da yazın Avrupa Kupası var onu bekleriz.. Arada da Şampiyonlar Ligine bakarız, Barca-Real finali gelebilir, eğer Bayern sahasında oynanacak finali bırakırsa.. Ne biliyim, içimizdeki futbol hevesini dindirir biraz belki...


27 Mart 2012 Salı

Şenol Güneş



Nerdeeen nereye...

Şenol Güneş'in en sevdiğim yönü sürekli yeniliğe ve kendini geliştirmeye açık olmasıdır. Ders vermekten ziyade ders almayı tercih eder. Mütevaziliğinden birazda. Hayatta da severim böyle yaşı ilerlese de yeni şeyler denemeye cesareti olan insanları..

Bu açık mavi pantalonu giyen Şenol Hoca 60 yaş cıvarında..

Tabi Galatasaray maçında çekilen bu foto, acaba maçtan sonra Şenol Hoca ortamlara mı akacak sorusu da akıllara getirmiyor değil.. Saç baş da jöleli felan..

Çok yakışmış Şenol Hoca'ma.. Gayet fit bir yapısı da var. İşte sporu hayatının bir parçası haline getirmenin karşılığı..

Bir de futbolu bırakır bırakmaz göbeği salanlar var.. Sergen, Ümit Özat felan...

Şenol Güneş'i çok eleştiririm, zaman zaman burda da yazarım.. Ama inandığım birşey varsa, Şenol Güneş'in sağlığı yerinde olduğu sürece Trabzonspor'un başında olması gerektiğidir. Aksi, kıymet bilmemektir. 

26 Mart 2012 Pazartesi

Galatasaray 1 Trabzonspor 1


Küçüklüğümden beri en çok "zeki" futbolcuları sevmişimdir hep. Ben küçük bir ortaokul bebesiykenTugay Kerimoğlu mesela en çok sevdiğim ve Trabzonspor’da en çok oynasın istediğim futbolcuydu. Çünkü Tugay, zekasıyla oynardı oyunu. Zekasıyla atardı pasını, doğru yerde dururdu, doğru zamanda pasını atardı. Topu değil, oyunu düşünürdü, oyunu kurardı zekasıyla. Türkiye’deki gerçek anlamda ilk ve son önliberoydu Tugay. Tüm çocuklar süratli, teknik, spektaküler hareketler yapan popüler futbolcuları beğenirken, ben hep zekasıyla işi götüren ama çok da göze batmayan adamları sevmişimdir yeşil sahada. Zekasına tekniği birleştiren adam ise Oğuz Çetin’di misal, o da bambaşka bir oyuncuydu. Bakın Tugay’da, Oğuz’da 37-38 yaşlarına kadar oynamışlardır, neden acaba ? Sergen neden 30 yaşında o göbekle ikinci ligde oynuyordu ? Neyse, konuyu dağıtmayalım..

Eski kankalar Colman-Selçuk ikilisi... 

O yüzden Gustavo Colman şu anda Trabzonspor kadrosunda en beğendiğim futbolcudur. Çünkü zekasıyla oynar. Bakın Trabzonspor’un attığı gole, herkes faulle hakemle uğraşırken, Burak bile duraksamışken hemen topu oyuna sokarak golü getiren hamleyi, zekasıyla yapıyor. Oysa hemen yanındaki Galatasaray’lı, ama bir zamanlar aslında ölümüne Trabzonspor’lu olduğunu iddaa eden Engin Baytar, hakeme isyan ediyor yerlere yatıyor, bunun yerine biraz zeka sahibi her futbolcunun yapacağı gibi topun önünde dursa o gol olmazdı. İşte bu yüzden, geçen yıl Trabzonspor’a en uymayan ve benim en beğenmediğim adam hep Engin’di...

Küçük bir hatırlatma, meşhur Fenerbahçe’nin Bursaspor’a şampiyonluğu kaptırdığı maçta da, yine Colman böyle bir faul pozisyonunda zekice oyunu devam ettirerek, yine Burak’a golü attıran adamdı..

Ve dünkü maçta, sahadaki en iyi adam, açık ara Gustavo Colman'dı...

Burak dedik Burak’la devam edelim. Sonra yazacağımı başta yazıyorum. Burak Trabzonspor’un sahadaki en kötüsüydü. Bu kadar net. (Fanatik gazetesi de en çok puanı Burak’a vermiş, nereleriyle puan veriyorlarsa artık, kim o puanlara bakıyor o da ayrı mesela ya...) Bir gol attı evet ama golün dışında 90 dakika boyunca sahada tek bir tane mantıklı hareketi yoktu. Abartma yok burda. Yaptığı tüm hareketler saçma sapandı ve en ufak bir zeka kırıntısı yoktu. Burak zaman zaman kötü ve savruk oynayan bir adam, Burak’ın stili bazen öyle gerektiriyor. Ama Galatasaray maçındaki kadar kötü bir Burak ben hatırlamıyorum. 

Muslera’ya bir kaç şutu var Burak'ın, bırakın antremanda öyle ısınma şut çalışmalarını, geri pas olarak bile öyle toplar gelmemiştir Muslera’ya. Bu kadar mı kötü vurulur bir şut. Hele 63. dakikaydı, Celustka'nın soldan çok güzel getirdiği bir pozisyon var, verkaç yapmak için Burak’a topu bıraktı ve çok zekice defansın arkasına doğru hamle yaptı. Burak’ın tek yapması duvar olmak. Yani duvar olsa, o top Celustka’nın önüne sekse iş bitecek. Ama gerisini televizyondan izleyince, acaba Burak ne düşündü çok merak ediyorum. Gerçekten o pozisyonu Burak’la oturup izlemek isterdim. Bence, Mehmet Batdal’ın kaçırdığı golden daha vahim bir durumdur o pozisyon. Çünkü Mehmet Batdal’ın pozisyonunda, yetersizlik var, stres var, psikolojik baskı var, heyecan var.. Ama Burak’ın pozisyonunda ukalalık var, zekasızlık var, yersiz egoizm var ve takım oyunundan bihaber olmak var.. Çok farklı şeyler yani.


Gelelim Mehmet Batdal’a. Bazı futbolcular vardır, kariyerleri boyunca çok şey yapmışlardır ama hep tek bir hareketleriyle hatırlanırlar. Örneğin, İlker dendiği zaman akıllara Almanya maçında Hakan Şükür’e yaptığı orta gelir. İlhan Mansız için ise Senegal kalesinin uzak köşesine bıraktığı altın gol. Servet dediğimiz zaman Şevçenko’ya karşı oynadığı oyun, kaleci Hakan Arıkan için ise Liverpool’dan yediği 8 gol, bir diğer Beşiktaş’lı kaleci Fevzi için Galatasaray maçında ayağının altından kaçırdığı top. Mustafa Keçeli için Fenerbahçe’yi şampiyonluktan eden gol, Taner Gülleri dendi mi Skibbe’nin ipini çeken tek maçta attığı o dört gol veya Nartallo dendi mi Trabzonspor’a kıçıyl abaşıyla attığı o gol. Dünya’da da böyledir biraz. Baggio dendi mi, dünya kupasında kaçırdığı penaltı, Maradona dendimi bir başka Dünya kupasında İngiltere’ya attığı o 2 gol. O kadar çok varki böyle örnek, ayrı bir yazı konusu çıkar burdan. Mehmet Batdal’ın kaçırdığı o pozisyon için, sanırım Galatasaray kariyerine son noktayı koyan pozisyon diyebiliriz. Önümüzdeki sezon muhtemelen Antalyaspor’da felan, daha sonrada da Bank Asya’da görebiliriz kendisini..

Bugün takım oyunlarından çok, bireysel değerlenirmelere ağırlık verdim. Çünkü maçın sonucunu taktikler, takım oyunları değil, bireysel oyuncuların yaptıkları veya yapamadıkları belirledi. Colman’ın hemen oyunu başlatması misal Trabzonspor'u öne geçirirken, Burak’ın saçma sapan hareketleri, Trabzonspor farkı ikiye çıkartmasını engelledi. Benzer şekilde, Olcan ve Volkan da rakip ceza sahası içinde saçmalayınca Şenol Güneş ne yapsın. Veya, karşı tarafta Mehmet Batdal o golü atamıyorsa Fatih Terim ne yapsın. Elmander sakat olmasa bu maç böyle mi biterdi. Bu yüzden işte birazda büyük takım olmak istiyorsanız büyük futbolculara ihtiyacınız vardır.

Bireysel değerlendirmeleri bir kenara bırakıp maça bakarsak eğer, maçtan önce Trabzonspor adına maçtam ümitli olmamı sağlayan faktör, Trabzonspor’un Antalya maçından sonra Antalya’da kalıp, kampa girip, tamamı basına kapalı antremanlar yapmasıydı. Bu hem Trabzonspor’un maça iyi hazırlandığını hem de iyi konsantre olduğunu gösterir.

Sezonun ilk yarısındaki maç, Trabzonspor için o şampiyonlar ligi trafiği içinde hiç hazırlanamadığı ve konsantre olamadığı bir maç olarak, sezonun en kötü maçlarından biri şeklinde geçmişti. Maç trafiğinin takım performansına etkisini zaman zaman burda anlatmaya çalıştık, ama sanırım playoff’larda izleyeceğimiz gerçek Trabzonspor bunu daha iyi anlatacaktır. Geçen sezon 40 maç bile yapmayan Trabzonspor, bu yıl çok daha kısa sürede 45 tane maç yaptı ve daha 8 maçı daha var. Bu durumu anlamadan, ve yarısı yeni kurulmuş bir takımın performansını eleştirmek sadece insafsızlık olur.

Bu maçta Trabzonspor’un gerçek gücünü görebilme ihtimali maçı heyecanlı ve iki taraf için de iddaalı bir hale getiriyordu. Galatasaray’da ise, Melo ve Selçuk sezonun başından beri fark yaratan adamlar zaten. Selçuk geçen sezon bu farkı Colman'la yaratıyordu, bu yıl ise Melo'yla... Bunlara Eboue, Muslera ve Elmander’de katılınca fark iyice açıldı tabi. Melo cuk oturmuş bir transfer, öyle zannediyorum bir şekilde Galatasaray bonservisini alacaktır Selçuk ise, Trabzonspor’un en büyük kaybı. Ersun Yanal ilk getirdiğinde sürekli oynattığında zaman zaman çok eleştirildiğinde anlatmaya çalışmıştım forumlarda olsun burda olsun, ama son iki sezondur değeri anlaşılıyor. 

Yazının başında dedim ya zeki futbolcu diye. İşte Selçuk. Ayaklarıyla değil, zekasıyla oynayan adam. Öte yandan, Galatasaray’dan Melo ve Selçuk’u çıkartın, ikinci Fatih Terim dönemi tekrar bile edebilirdi, ve Galatasaray için bu son toparlanma çabası çok acı bitebilirdi. Galatasaray seyircisi için de garip olsa gerek, geçen yıl Barış Özbek, Ayhan ve Mustafa Sarp ortasahası, bu yıl Selçuk-Melo.. Nerdeeen nereye ?


Şenol Güneş’te Melo ve Selçuk’u dudurmak üzerine kurdu galibiyet planlarını. Zokora-Colman ikilisi göz doldurdu ve maçın genelinde Selçuk-Melo'yu durdurdular diyebiliriz. Play-off’larda kalitelerini daha da iyi göstereceklerdir. Ama Şenol Güneş’in şaşırtıcı hamleler yapamaması, Fatih Terim’in yavaş yavaş gelen takımı karşısında galibiyeti kaçırmasına neden oldu. 70-80 dakikalar arası, evdeki maç grubuna, Galatasaray golü atacak eğer birşeyler yapılmazsa demeye başlamıştım bile. Alanzinho oyundan çok düşmüş (penaltıda ondan geldi, ama haksız bir penaltı) onun yerine Henrique alınabilir, ilerde savruk oynayan Burak zaman zaman kenara kaydırılabilir bir çok değişik şey yapılabilirdi.. Ne biliyim, takımın yıldızı Burak'ı çıkartıp Adrian'ı oyuna soksa gene birşey demem, ama resmen bizle baraber seyretti Galatasaray'ın beraberliği yakalamasını.. Sonuçta golün geldiği ayen beyan ortadaydı. Tabi süratli ve özel adamlar olduğuna inandığımız Burak, Volkan ve Olcan’ın 3’e 1 dediğimiz pozisyonları kaçırması karşısında Şenol Güneş ne yapsın o da ayrı mesele...

Hakemler ilgili pek yazmam, hatta sanırım ilk defa yazıyorum, ama penaltı yanlış karardı. Ayrıca Emre ve Eboue’nin ikinci sarıları görmesi gerekirdi. Öte yandan, ne kadar etik olarak doğru bir taktik olur bilemem, ama ben olsam Alanzinho’yu Engin ve Emre gibi oyuncuların üzeriene sürer, ikinci sarılarını aldırtmaya çalışırdım, bence etik olarak yanlış bir taktik olmazdı...

Son olarak play-off’lar hakkında bir şey söyliyim. Normal sezon olsa geçen hafta şampiyonluk turu atacak olan Galatasaray, hiç te garanti görmesin şampiyonluğu, play-off çok şeylere gebe..