26 Ağustos 2010 Perşembe

Neden olmadı ? Trabzonspor 1 Liverpool 2



Trabzonspor biliyorsunuz sezona fırtına gibi girdi.. Sadece skor olarak değil, oynanan futbol olarak da herkesi mest etti. Trabzonspor’un başarısında birçok neden var tabi. Oturmuş ve kaliteli kadro, geniş rotasyon, Şenol Güneş gibi birçok etken var ama Trabzonspor’u diğer takımlardan ayıran en büyük artısı ortasahasıydı aslında.

Özellikle Colman ve Selçuk’un oyuna iki yönlü olarak yüksek tempoda hükmetmesi Trabzonspor’u oyunu forse eden taraf yapıyordu. Bu ortasahanın özellikle son bir haftadaki üç maçın yüksek temposunu kaldıramaması, Liverpool maçının ikinci yarısındaki sonucu doğurdu.. Turun gitmesinin nedeni en basit haliyle budur.

Aslında bunun olacağının sinyallerini Fenerbahçe maçının son 20 dakikasında vermişti Colman ve Selçuk. Son bir aydır çok tempolu ve önemli maçlar oynayan Colman ve Selçuk fizik olarak Fenerbahçe maçının son 20 dakikasında resmen gözleri kararıp ayakta duramaz hale gelmişlerdi. Bu durum bugün ikinci yarının tamamına yayıldı. Ceyhun’un daha ilk yarıda fiziken bitmesi de eklenince, Trabzonspor ortasahası tamamen çöktü ve Liverpool rahat rahat gelmeye başladı..

Oysa Trabzonspor diri ortasahasıyla fark yaratıyordu. Fenerbahçe maçının ilk 60 dakikası, İngilteredeki Liverpool maçının ilk yarısı ve burdaki Liverpool maçının ilk yarısında rakibi ezen bir ortasaha vardı. Zaten Trabzonspor’un golünü getiren de bu ortasahaydı. Colman’ın şok presi ve çok zekice ara pası (çift yönlü ortasaha, top kap ve ara pası at).. Ama ne zaman ikinci yarı fiziken düştü ortasaha, bu sefer ne paslar yerini bulmaya başladı ne de etkili pres yapılmaya.. Ortasaha böyle düşünce de Liverpool sazı eline aldı ve sağlı sollu gelmeye başladı. Daha doğrusu sağlı gelmeye başladı. Hem Glen Johnson onların en etkili kanat oyuncusu hem de Cale’nin tarafı yol geçen hanı olunca ordan güldür güldür gelen bir Liverpool oldu maçta.

Maçı, Ankara’da Çınar Cafe’de izledim Trabzonspor’lu arkadaşlarla.. Giray kendi kalesine golü atınca yanımdaki arkadaş, Giray’ı suçlar birşeyler söyledi. Ona ne farkeder, bu olmasa bir sonraki gol olcaktı dedim. Az önce Ngog’un gol olmayan kafasından sonra bunun gol olması gibi. Tam bunu söylerken de Liverpool’un ikinci golü geldi zaten.

Şenol Güneş ortasahadaki bu düşüşü görüp Barış’ı aldı oyuna ama garibim Barış tek başına ne yapabilir ortasahada. Alanzinho, Colman, Seluk ve Cale ayaklarına gelen tüm topları kaptırdılar nerdeyse oyunun sonlarına doğru. Sonuç da kaçınılmaz oldu tabi.

Bu ama bu oyuncuların suçu değil, dediğim gibi bu tempoya hazır seviyede değiller henüz. O seviyeye çıkmak için bu günlerin yaşanması gerekiyor. Bugün Trabzonspor’un Liverpool karşısında yaşadıkları, önümüzdeki yıl şampiyonlar liginde tecrübe olarak geri dönecektir Trabzonspor’a.

Bundan sonrası için ise bu durum çok büyük sorun olmayacaktır Trabzonspor için. Bu son bir aydaki gibi zorlu maçları üst üste oynamayacak bir daha bu sezon. Avrupa Liginde olmamak lig için bir avantaj aslında. Önümüzdeki hafta milli maç için verilecek ara da ilaç gibi gelecektir. Bundan sonra Trabzonspor ortasahasını Liverpool maçının ikinci yarısındaki gibi göreceğimizi sanmıyorum. Ve güçlü Trabzonspor ortasahası Türkiye Ligi için fazlasıyla yeterli gibi görünüyor.

Son bir not. Bugün Fenerbahçe’nin ve Trabzonspor’un elenmesinin nedeni Pazartesi oynadıkları maçtı. O tempoda oynanan maçtan üç gün sonra bugünkü maçları kaldıramadılar. Yukarda anlattığım yorgunluk işte. Oysa Pazartesi oynanan maç ertelenseydi (gruplara kalma maçı olduğu için bir istisna uygulanabilirdi) bugün iki takım da turu geçen taraf olabilirlerdi..

Bir not daha.. An itibariyle Sergen NTV’de “Trabzonspor iki maçta da Liverpool’la fizik olarak kafa kafaya oynadı” dedi.. Maçları neresiyle izlemiş merak ediyorum. Bir de takımlar lige iyi hazırlanmamış diyor. Kendisi çok hazırlanırdı ya..

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Lig Şekilleniyor, 2. Hafta Değerlendirme


Trabzonspor 3-2 Fenerbahçe


Uzun uzun yazdık zaten, bir daha detaya girmeye gerek yok. Beklenen bir sonuçtu. Ama bu kadar pozisyon ve tempo beklemiyorduk tabi. Avrupa kupaları maçında bu işin acısı çıkabilir. Trabzonspor elenir ve ağırlığı lige verirse bu sezon 27 yıllık hasret bitebilir. Fenerbahçe'de ise daha önce söylediğimiz gibi Niang çok şey farkettirdi. Aykut Kocaman birşeyler yapmaya çalışıyor. Kolay değil yılların Alex'li sistemini değiştirmek. İyi de yapıyor, ama bu süreçte iyi sonuçlara ihtiyacı var. Üstüste alınacak 2-3 kötü sonuç herşeyi berbat edebilir. Baskılara karşı direnç göstermesi lazım Aykut Kocaman'ın. Fenerbahçe skor olarak olmasada futbol olarak beklediğimden iyi bir seviyede başladı sezona. Eğer PAOK'u eler gruplara kalırlarsa lig yarışında zorlanırlar. Ama PAOK karşısında işleri zor, elenirlerse Trabzonspor ile sezon sonuna kadar yarışabilirler.

 Konyaspor 2-1 Eskişehirspor


Konyaspor'un kazanması kimseyi aldatmasın, tamamen tesadüf bir galibiyet. O kadar tesadüfki, Konyaspor'un golleri bile tesadüf, farkında olmadan atılmış goller. Birisi kendi kalesine diğeri de saçma sapan bir kafa vuruşu. Ziya Doğan'ın defansif mantalitesini yerleştirmeye çalıştığı bu geçiş döneminde böyle şans puanları almaları hem moral açısından hem gidişat açısından çok önemli. Her halukarda Konyaspor zor günler yaşayacak gibi bu yıl.

Ziya Doğan'ın o kadar defansif mücadelesine rağmen Eskişehirspor bir sürü pozisyon buldu ama atamadı. Atamayana da atarlar tabi. Sanırım ilerleyen haftalarda Batuhan'ın katkısı çok şey değiştirecek Eskişehirspor'da, özellikle Tello-Batuhan ortak yapımı goller görebiliriz bol bol. Ama yine de geçen yıldan çok farklı bir Eskişehir olur mu ? Pek sanmam.. 


Kayserispor 1-0 Karabükspor


Karabükspor'da bu yıl zor zamanlar yaşayacak gibi ama kümede kalma şanslarını Manisaspor'dan, Bucaspor'dan daha fazla olarak görüyorum. Beklenen bir mağlubiyet oldu Karabükspor için.

Öte yandan Shota'nın Kayserispor'a hareket getireceğini tahmin ediyordum. Hoş, Tolunay Kafkas'ın kısır futbolundan sonra kim olsa hareket kazanırdı Kayserispor ama Shota'nın hem kariyeri hem de çalıştığı hocalar insanı biraz daha fazla heyecanlandırıyor, beklentileri yükselityor. Zaleyeta da geldi bugün sanırım. Eğer Makukula'dan aldıkları verimi alabilirlerse, bu yıl yarışın içinde bile olabilirler. Bundan daha da önemlisi, Kayserispor'un geçmiş dönemlerdeki hocalarına verdikleri destek düşünülürse, önümüzdeki yıllarda şampiyonluk dahil ciddi başarılar kazanabilirler.

Burda küçük bir not düşmek istiyorum. Bir takımın hocasına verdiği destek, sonraki hocalar için de önemli. Örneğin şu anda Shota çok rahat bir şekilde en az iki yıl bu takımda olacağını biliyor ve ona göre planlamasını yapıyor. Tolunay Kafkas'a gösterilen sabır bugün Shota'nın daha rahat çalışması olarak geri dönüyor Kayserispor'a. Öte yandan her yıl hoca değiştiren diğer takımlarda gelen hocalar rahat olamıyor doğal olarak.. Bugün Aykut Kocaman şampiyon olamazsa ayrılacağını biliyor (eskiden devreyi göremezdi ama Aziz Yıldırım da akıllandı artık en az bir sezon süre veriyor hocalarına), Beşiktaş'ta da bu durum böyle, Rijkaard'dan önce Galatasaray'da da bu durum böyleydi. Bursaspor'u şampiyon yapan Ertuğrul Sağlam, Beşiktaş'ta rahat olabilseydi bugün çok farklı şeyler yapıyor olabilirdi.


Antalyaspor 1-1 Sivasspor

Her iki takım da beni şaşırtıyor bu yıl. Antalyaspor beklediğimden kötü, Sivasspor beklediğimden iyi başladı lige. Maçı izleyemedim ama Antalyaspor'un kazanabileceğini tahmin ediyordum. Mehmet Özdilek'in işi bu yıl zor olacak gibi. Küme hattına beklenilenden daha yakın olabilir.


Beşiktaş 0-2 İstanbul B.B.

Bazı takımların bazı takımlara şansı tutmuyor işte. Ben bildim bileli Beşiktaş bu İstanbul B.B.'den çeker hep. Yine öyle oldu. Detaylı birşeyler yazdım zaten, fazla detaya inmiycem. Beşiktaş'ın kesinlikle kötü oynadığına katılmıyorum ve gayet de iyi yolda ilerliyorlar. Beklediğimden daha iyiler, üç kulvarda da iyi işler çıkartacaklar gibi. Ama taraftarın destek vermesi lazım, skora göre dönmemeleri lazım. Bugün Nihat kaldırabilir belki, Delgado zaten gitti ama yarın öbürgün Quaresma'yı Guti'yi Necip'i ıslıklarlarsa Beşiktaş kaybeder.

Bu arada gelen Aurelio çok doğru bir transfer. Necip'e bu yıl çok yük binecekti. Gelişmesi için sürekli oynaması gerekir ama Avrupa Ligine de kalınacağını düşünürsek bir yıl içinde 50 maçta ilk 11 oynamak fiziken ve mental olarak Necip'e yarardan çok zarar getirirdi. Oysa şimdi ağırlıklı olarak Aurelio oynar, Necip'te 20-30 maç ilk 11 oynar, seneye ise Aurelio artık yedek olur, Necip sürekli oynamaya başlar. Tabi cıvıtmazsa...


Gençlerbirliği 0-0 Gaziantepspor

Maçı izlemedim. Gençlerbirliği için birşey söylemek istemiyorum ama Tolunay Kafkas geçen yıl Kayserispor'da bıraktığı yerden devam ediyor sanırım. Bu yıl bol bol 0-0 ve 1-0 gibi skorlar görebilir Gaziantepspor taraftarı, kendilerine sabır diliyorum. Gaziantespor transfer politikasında gösterdiği vizyonu hoca seçiminde gösteremiyor malesef.


Galatasaray 0-2 Bursaspor

Bursaspor kaldığı yerden devam ediyor. Helal olsun Ertuğrul Hoca'ya. Adam hakkatten çalışkan. Futbolcular gevşememiş, şımarmamış. Hala takım oyunu oynuyorlar, hala süratliler, hala yardımlaşıyorlar ve hala kazanma hırsları var. Şampiyonlar Ligi biraz hırpalayabilir onları ama yine de yarışın içinde olacaklar gibi. Zaten büyük takım olarak hep yarışın içinde olmak zorundalar.

Galatasaray için ise birşey söylemiyorum.!


Manisaspor 0-3 Ankaragücü



Beraberlik tahmin ettiğim bir maçtı. Ankaragücü şık goller atmış. Kadrosundaki kaliteli isimler biraz fark yaratıyor. Ama Ümit Özat'la bu işin olması zor. Adam genç, Ankara çıkışlı ve iyi bir futbolculuk kariyeri var. Efendi ve saygılı da bir kişilik. Başarılı olması gayet güzel bir şey olur, kulağa hoş geliyor ama işin bir de gerçekleri var.. Tecrübe yok, birikim yok.. Bol bol göbek var. Benim beklentim olumsuz ama zaman tanımak şart. En az bir devre sabredilip beklenmeli. Belki bizi yanıltır...

Ankaragücü'nün formasını bu arada TFF sitesinde gördüğümde hoşuma gitmişti ama maçta görünce hiç beğenmedim. O logo o kadar büyük ve abartılı hoş olmamış. Biraz daha belli belirsiz olsa daha iyi olabilirdi. Geçen haftaki formaları çok güzeldi oysa, üzerindeki belli belirsiz semt isimleri çok güzel olmuştu. O formadan bir tane alabilirim bile hatta.


Kasımpaşa 0-0 Bucaspor



İzleyemediğim bir maç daha. Kasımpaşa'nın kazanması gerekirdi. İlerde bu puanları ararlar. Yılmaz Vural hayal kırıklığı yaratıyor, bu şekilde büyük takımlara sıçrama yapamaz. Bucaspor'un ise işini hala zor görüyorum ve Bülent Uygun'u ilk kovulabilecek hocalar arasında görüyorum hala.

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Futbola Doymak, Trabzonspor-Fenerbahçe 3-2


Maç için oynadığım skor bahisi 4-2 Trabzonspor lehineydi.. 1’e 75 orandan 2 liraya 150 TL kısa günün karı olacaktıki, Collman yaktı bizi. İşte kuponumuz...



Maçın böyle bol gollü geçeceği belliydi. İki takım da kazanmak istiyordu ve ligin başı olduğu için kaybedecek birşey yok. Ayrıca iki takımın da etkili hücum silahları vardı. Trabzonspor’un galip gelmesi de sürpriz olmadı çünkü sezona en iyi başlayan takımdı zaten ve Fenerbahçe'de de yeni bir sistem oturtulmaya çalışılıyordu. Yılların verdiği Alex'e dayalı oyun sisteminden kurtulup çift forvete geçiş biraz sacılı olacaktı gayet tabi.

Futbol seyir zevki olarak ise son yıllarda Ligimizde izlediğimiz en zevki maçlardan biriydi sanırım. Böyle tempo ve pozisyon zenginliği görmek ligimizin kalitesi için gayet güzel. Futbol kalitesi üst düzeydeydi diyemem, ama seyir zevki ve pozisyon sayısı olarak futbol seyircisini Futbola doyuracak cinsdeydi. İki takımda tempoyu düşürmek oyunu rölantiye almak gibi bir taktiğin peşinden gitmedi.

Temponun bu kadar yüksek ve pozisyonların da bu kadar çok olmasını da beklemiyorduk ama. Perşembe günü oynanan Avrupa kupası maçlarından sonra böyle bir tempo sürpriz oldu. Zaten son 20 dakika Trabzonspor’un 4-5 oyuncusunun pili resmen bitti. Collman, Selçuk, Yattara, Teofilo ve hatta Serkan’ın ayakta kalacak hali kalmadı. Muhtemelen Selçuk ve Collman'ın saha içinde gözlerde kararma başlarda dönme olmuş olabilir. Maçın sonlarına doğru Egemen bile Niang karşısında zor anlar yaşadı ki ilk defa Egemen'in bir rakip forvet karşısında fiziki mücadelede üstünlük kuramadığını gördüm.

Kolay değil tabi Liverpool maçından üç gün sonra bu tempoda bir maç daha oynamak. Buna alışmaları lazım tabi, böyle giderse özellikle önümüzdeki yıl bol bol üç günde bir oynaycaklar. Öte yandan Fenerbahçe maçın sonuna kadar daha çok ayakta kalmayı başardı. Özellikle maçın sonlarına doğru Trabzonspor’lu oyuncuların yorulmasıyla da Fenerbahçe oyunu iyice forse etti ama beraberlik golü gelmedi. Tabi bu arada maç 4-2, 5-2 gibi skorlara da gidebilirdi ama yorulan Trabzonspor’lu oyuncuların son vuruşa dermanları yoktu. Dedim ya gözler kararmaya başlar dönmeye başladı diye. Çok gözükmese de Barış Ataş oyuna girdikten sonra son 10 dakikada Fenerbahçe baskısını biraz tutabildi, yoksa beraberlik golü gelebilirdi.
Niang bu arada çok doğru transfer. Sezon öncesi değerlendirmemizde Niang gelirse Fenerbahçe şampiyonluğa oynar Gyan gibi bir oyuncu olursa çok sancılı bir sezon geçirir demiştik, görülüyorki haksız da değilmişiz. Hatta düşündüğümden bile yararlı olacak sanırım. Guiza’dan sonra Niang tabi Fenerbahçe taraftarları için dondurmalı kadayıfı gibi olabilir. Resmen Trabzonspor defansını tek başına alt üst etti diyebiliriz. Bu yıl Fenerbahçe’ye en çok katkı yapacak oyuncu olacak. Fenerbahçe bugün beklediğimden iyi oynadı ve bu büyük ölçüde Niang sayesindeydi.

Trabzonspor’a gelirsek, Yattara’dan başlamak lazım.. Böyle bir Yattara kenarda dururken Burak’ın oynamasını ben hala açıklayamıyorum. Neyseki Şenol Hoca inat etmedi bu konuda. Bu Yattara, geçen sezon oynamadı, koca bir sezon yattı. Ve dönüşte tek gram fazla kilo yok, en ufak bir form düşüklüğü yok sanki hiç ara vermemiş gibi. (Hasan Şaş’ın sakatlıktan sonra 15 kilo fazlayle dönmesi var bi de) Bununla beraber, attığı gol tam ustalık işi, attırdığı gol ve Teo’nun kaçırdığı goldeki pasları kalitesinden birşey kaybetmediğini gösteriyor. Oyuna ve skora olan direk etkisi ise neden Yattara’nın yıldız oyuncu olduğunu bir kez daha görüyoruz. Taraftar geçen yıl biraz homurdanmıştı ama yine taraftarın gönlünü kazanmayı bildi Yattara kendisini tebrik ediyoruz.. Bu yıl Trabzonspor için önemli transferlerden biri de Yattara olacak sanırım.

Ayrıca, Umut da yine oyuna sonradan girince ne kadar etkili olabileceğini gösterdi. Bu şekilde kullanılmalı Umut. Tabi ofsayt kuralını da öğrenmesi gerekir bir ara. Teofilo kendi çizgisinde devam ediyor, sürekli oynamaya devam etmesi lazım. Oynadıkça açılacak bir oyuncu ama bir şekide Jaja’nın takıma girmesi lazım, Şenol Hoca Liverpool maçıyla yavaş yavaş oynatacaktır.

Bugünkü maçta sırıtan ise Cale idi. İki yıl önceki kadroda iyi oyuncu iken, iki yılda kendisini geliştiren kadroda zayıf halka haline geldi. Zaten goller ve ataklar hep Cale’nin yerinden geldi. Gabriç orda denenebilir diye düşünüyorum, Serkan vari bir bek çıkabikir Gabriç'ten.



Trabzonspor Süper Kupa-Lig-Avrupa Ligi virajından şimdiye kadar fazla yara almadan devam etti. Eğer Liverpool’u eleyebilirse zaten %100 olmuş olacak.. İyi başladılar, bu işin sonu şampiyonluğa kadar bile gidebilir. Ligin %80’ine yayabilirse bu futbolu Trabzonspor bu yıl 27 yıllık hasret bitebilir. Şu anda en iyi futbolu oynayan takım, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Bursaspor'da yarışı kovalayacaklar gibi.

Önliberosuz futbol özlemi,skor yazarlığı ve İbrahim Üzülmez, Beşiktaş-İstanbul B.B. 0-2



Bu önlibero saçmalığı Lucescu’nun Türkiye Futbol anlayışına bıraktığı en büyük kalıcı izdir. Tayfur ve Gunti (yedekleri Yasin) çift önliberosu ile Türkiye Liginde fırtınalar estirdiği o 1.5 senenin etkisi hala kaybolmuş değil. Öyleki, artık 3 önliberolu sistemler (yakın zamandan Sarp-Ayhan-Barış, daha önceleri Ziya Doğan Trabzonspor’unda Hasan Üçüncü, Ferhat-Ayman gibi) görmeye başladık. Tek önliberolu maça çıkan teknik direktörlere de cesur adam demeye başladık.

Hatta önliberosuz oynayan bir takım gördüğümüzde de bunu anlamayıp ortasahadaki en az yetenekli adama önlibero dedik. Bakınız Khedira, Ernst, Emre Belözoğlu veya Trabzonspor’da Selçuk. Oysa bu adamlar önlibero değil, bizim unuttuğumuz çift yönlü geleneksel ortasaha oyuncuları.. Oysa önlibero, daha çok defans ile orta saha arasında oynayan görevi sadece rakibe defanstan önce basıp, top kendilerindeyken de defanstan topu ileri taşıyan oyunculardır. Oyunun hücum yönünde çok fazla olmayan oyunculardır. Trabzonspor’lu Ceyhun gibi, Bursaspor’lu Hüseyin Cimşir gibi, Fenerbahçe’li Selçuk gibi, Galatasaray’lı Sarp gibi veya Mehmet Topal gibi. Dünyadan örnek vermek gerekirse, Patrick Viera, Yaya Toure, Buscets bu türün ilk akla gelenleri olabilir...

Eskiden oyun kurma işini başlattıkları için teknik de olurdu bu oyuncular, Tugay gibi Aurelio gibi.. Artık daha kazmalardan seçiyorlar, Türkiye'de en azından. Yurt dışında yetenek de aranıyor bu tip oyuncularda.

O kadar bağımlı hale gelmişizki bu önlibero fikrine, önliberosuz bir oyun oynandığı zaman, eski köye yeni bir adet gelmişcesine hemen tepki veriyoruz. Nasıl olur, böyle orta saha mı olur 5 yersiniz deniyor. Oysa 15 yıl öncesine kadar oynanan futbol böyleydi aslında.. Ve bugün de birçok takım zorluk dereceleri düşük maçlarda böyle oynuyor. Yani önliberosuz. Türkiye’de bunu yapan bir tek Trabzonspor vardı (zorluk dereceleri düşük maçlarda Ceyhun oynamıyor, zor maçlarda oynuyor) şimdi Shuster aynı şeyi denedi. Önlibero yerine (Necip, Uğur) ofansif oyuncularını kullandı. Çok da doğru bir iş yaptı, ama skor 0-2 olunca tabi bizim gözleri sahada önlibero arayan yorumcularımız hemen Shuster’in üstüne atladı. Rıdvan bile programın yarısında Necip’ten Fink’ten bahsetti.

Oysa maça baksanız, tamamen Beşiktaş’ın üstünlüğüyle ve pozisyonlarıyla geçen bir maç. Belediye’nin pozisyonları ise sadece 1 veya iki futbolcunun ani kontra atak girişimleri. Şimdi rakip zaten bir futbolcuyla geliyor (en fazla iki), bunların karşısında da zaten dörtlü defans ve orta sahadada Ernst ve diğer oyuncular varken, bir önlibero daha olmasının ne gibi bir faydası olabilir ? Orta sahada bir önlibero daha olsa gollere ya da pozisyonlara bir faydası olabilecekmiydi ?

Örnek olarak, adam orta sahanın gerisinden ara pas atıyor, defansın kafasından sekip İbrahim Akın’ın önüne düşüyor, bu pozisyonda önliberonun yapabileceği birşey yok. Ya ortasahanın önündeki oyuncular adamın rahat pas yapmasına izin vermeyecek ya da defans oyuncuları İbrahim Akın’ı veya forvet oyuncularını boş bırakmayacak, kademeye girecek. (Burda özellikle Ferrari göze battı biraz, geçen yılki Ferrari’den çok uzak bir görüntüsü vardı. Pozisyonlarda yavaş ve hantal kaldı, Shuster’in neden kendisini göndermeyi düşündüğünü daha iyi anladık.)

Shuster’i defans kurgusu için eleştirebilirsiniz, ilerde organizasyon eksikliğinden dolayı eleştirebilirsiniz, aynı ortaya Nobre ve Holosko’nun kafa vurmasından dolayı eleştirebilirsiniz hatta Delgado Quaresma pres yapmıyor diye de eleştirebilirsiniz ama önliberosuz oynadı diye eleştirirseniz bu tamamen skor yazarlığı olur.

Önlibero defansif anlamda ne işe yarar onu da söyliyim konu açılmışken. Önliberoyu İ.B.B. gibi kontralarla çabuk çıkan takımlara karşı kullanmanızın bir anlamı yoktur. Önliberoyu ortasahada çok pas yaparak oyun kuran güçlü takımlara karşı kullanırsanız bir işe yarar. Çünkü bu önliberolar ortasahada takımın pres gücünü arttırarark ve alan daraltarak rakibin oyun kurmasını engeller, oyun üstünlüğünü kaptırmamanızı sağlar. Bakınız Mourinho'nun Barcelona karşısındaki oyun anlayışı. Shuster zaten bunu ilk Plezen maçında yaptı, rakip ortasahada istediği gibi at koşturuyodru, Shuster'de Necip’i aldı oyuna ortasahayı ele geçirdi. Oysa İ.B.B.'nin dünkü maçında orta sahada oyun kurma gibi bir niyetleri dahi yoktu, kazandıkları toplarla çabuk çıkmak’tı taktikleri. Bunun ilacı da önlibero değil, defans kurgusu, hücum presi veya kademe anlayışı.

Ama işte skor yazarlığı dediğimiz şey bu, 0-2 kaybettiğiniz zaman herkese istediği gibi atıp tutuyor bol kepçeden. Umarım Shuster bu mantalitesini değiştirmez, çünkü ligimizin güzel futbol oynayan takımlara ihtiyacı var. Guti, Quaresma gibi adamlar güzel futbol oynamak için geldiler buraya. Kısır ve korkak futbolu ise zaten yeterince izliyoruz. Bugün kaybetmiş olabilir bu Beşiktaş, ama bu futbol anlayışı Türkiye Ligi'nde çok iş yapar.. Dünkü mağlubiyeti ben daha çok, Guardiola ilk geldiği zaman Barcelona'nın ilk haftalarda aldığı kötü sonuçlara benzetiyorum.. Fırtına öncesi sessizlik gibi..

Ama bu sistemde Robinho gibi bir forvet değil de, Adebayor gibi santrafor çok daha fazla iş yapar gibi geliyor. Ama hem Robinho'nun ismi taraftarın daha çok hoşuna gidiyor, hem de Adebayor zor gelir Türkiye'ye..

Beşiktaş'la ilgili olarak şunu da tekrar söylemek lazım. Beşiktaş'ın bu yılki başarısını sahadaki yabancılarından çok, sahada olması gereken 5 Türk oyuncusu belirleyecek.. Çünkü Guti'nin, Quaresma'nın olduğu kadroya Ersan'ı, Erhan'ı, Ekrem'i koymak biraz Q7'ye bisiklet tekerleği takmak gibi oluyor. Robinho diye uğraşacaklarına iki tane yerli oyuncu alsalar çok daha iyi yaparlar.



Bitirmeden son bir paragrafta İbrahim Üzülmez’e açmak lazım. Türkiye’deki tüm genç futbolcular, bence bir şekilde İbrahim Üzülmez’in telefonunu bulup (msn de olabilir, facebook’tan da ekleyebilirler varsa eğer) kendisiyle irtibata geçip, profesyonelliğinin ve kendini geliştirmenin sırlarını öğrenmeleri lazım.

İbrahim Üzülmez, yıllarca kafasını öne eğip koşmaktan başka birşey yapmamasıyla eleştirdiğimiz hatta alay ettiğimiz Üzülmez. Dünkü maçta, kafası havada bindirmesini yaptı, sıfıra indi, topu tersine çekti, sağ ayağıyla, tekrar ediyorum sağ ayağıyla, Nobre’nin kafasına al da at dercesine ortasını yaptı. Bunu 35 yaşından sonra öğrendi ve bugün 37 yaşında sanırım. Herkes Giggs diyor ama hiçbir eksiği yok Giggs’ten. Bir futbolcunun kendisine bakmasının, sürekli çalışmasının, öğrenmesinin ve kendini geliştirmesinin bir sonucudur Üzülmez. Genç futbolcular baksın ve örnek alsın. Hatta kendisiyle konuşsunlar, abi sen ne yiyon ne içiyon nasıl yaşıyosun diye sorsunlar.

Eğer Üzülmez bugün sol kanattan o bindirmeleri yapabiliyorsa bu yaşta, bugünkü çalışmalarının olduğu kadar 25 yaşında düzenli yaşamasının da bir sonucu biraz. Sergen örneğin 25 yaşında ne yaparsa yapsın sahaya çıkınca birşekilde oynuyordu, ama 25 yaşındaki yaşam şekli, 32-33 yaşında etkisini gösterdi ve daha fazla oynamasına izin vermedi. Bugün görüyoruz zaten patlamak üzere olan gömleklerle, motor hızında kahvede konuşur gibi konuşup yorumculuk yapıyor.. Oysa Mesut'tan önce Real'de oynamış Türk olabilirdi..

19 Ağustos 2010 Perşembe

Liverpool-Trabzonspor 1-0


Anfield Road’da dün akşam eğer Onur bu kadar gününde olmasa, Liverpool 3-0 kazanabilirdi çok rahat. Tam tersi Trabzonspor 1-0 yenebilirdi de belki, veya 1-1 de bitebilirdi maç eğer kırılma anlarında Trabzonspor biraz şanslı olabilseydi. O yüzden skora çok bakmamak lazım.

Ama maça bakarsak, skor ne olursa olun, Trabzonspor’un oynadığı futbol Premier Lig standartlarındaydı. Bir Chelsea-Liverpool maçından çok da farkı değildi. Trabzonspor’un oyunu sürekli kontrolünde tutması, bol paslı ve tempolu oynaması ve de bunu Anfield Road’da yapabilmesi inanılır gibi değil. Bir Trabzonspor’lu olarak gurur duydum. Belki de 96’dan beri hiç bu kadar iyi, oturmuş ve iddaalı bir takım olmamıştı. Abartıyorum gibi gelebilir ama dün akşam Trabzonspor Anfield Road’da Liverpool’a karşı oynadı, öyle sıradan bir maç değil.

Maçın genelinde, ikinci yarının ilk 15 dakikası hariç, Trabzonspor resmen oyunun hakimiydi, oyuna istediği gibi yön verdi. Top rakibe geçince hemen presle topu kapmasını bildi. Liverpool, ilk yarıda özellikle kendi sahasından çıkmakta zorluk çekti. Umut önderliğinde ilerde yapılan pres sayesinde Liverpool oyunu geriden istediği gib kuramadı ve top kontrolü kolayca Trabzonspor’a geçti.

Şenol Güneş, G.Kore’de geçirdiği süre boyunca resmen level atmamış, bu eski Şenol Güneş değil kesinlikle. Liverpool’a karşı cesur bir kadro, presli, kontrollü ve saldırgan bir takım çıkartmak öyle eskiden yapabileceği birşey değildi. Trabzonspor “takım” olmuş ve şu anda da Spor Toto Süper Ligi’ndeki “en takım” belki. Bireysel performanslar üst düzeyde. Onur’a ayrı bir yer açmak lazım tabiki. Bir ara korktum adamı Premier Ligi'ne kapıp götürecekler diye. Geçen yıl Şenol Güneş geldiğinde 10milyon Euro’ya kaleci alsak belki bu kadar verim alamazdık. Demekki herşey transfer değilmiş, kendi kadronuzdan da futbolcuları kazanmak mümkünmüş.

Tabi herşey dört dörtlük değildi. Bu kadar güzel futbolun pozisyon üretememesi düşündürücü. Liverpool’un zaman zaman Trabzonspor’ karşı yaptığı katı defansında (bu cümleyi de kurdum ya !) bunda etkisi var tabi ama yinede 90 dakika boyunca sadece Umut’un kaçırdığı pozisyonun olması ciddi bir problem gibi. Ceza sahası içinde Teofilo bir defa topla buluşamadı, oysa bu yıl resmi maçlarda 2 golün altına hiç düşmemişti Teo. Teofilo böyle bir oyuncu işte, dün çok kötü oynadı gibi gözükebilir belki aslında değil. Teofilo’yu ceza sahası içinde topla buluşturamadığınız zaman ondan birşey beklemeye de pek hakkınız olmuyor.


Hücum varyasyonlarının bu kadar kısır olmasının en büyük nedeni, Colman dışında bu organizasyonları yapacak oyuncunun sahada olmamasıydı. Umut pasları atmaktan ziyade koşuları yapacak bir oyuncu. Teo’da aynı şekilde top atması gereken değil topların gelmesi gereken oyuncu. Burak ise fizik mücadele olarak Liverpool’u yorsada, toplu oyunda sahanın en kötüsüydü belki. Oysa Alanzinho veya Yattara’dan biri tercih edilebilirdi Burak’ın yerine. Belki pres gücü çok düşecekti ama ikinci yarıdan çok, illk yarıda daha etkili olabilirdi Alanzinho. Ama zaten sahaya cesur çıkan Şenol Hoca’nın Burak yerine Alanzinho’yu oynatması, cesurun ötesinde biraz çılgınca olabilirdi. Yinede maça Burak yerine Alanzinho ile başlasa daha heyecanlı olabilirdi, bir gol bulma şansımız daha yüksek olabilirdi.

Trabzonspor’un atacağı bir gol çok önemliydi dün akşam. Trabzons’da 90 dakika boyunca Liverpool bir şekilde bir gol atacaktır, bunu engellemek zor gibi. O yüzden, 1-0 yenilsenikde, 1-1 berabere de bitse, 2-1 yensekde turu geçen Liverpool olacak. Oysa dün bir gol atabilse bu skorlarda elenmezdi Trabzonspor. O kadar önemliydi akşam Trabzonspor’un atacağı bir gol. İşte sadece bu yüzden belki Alanzinho ilk 11 başlayabilirdi, Yattara biraz daha erken oyuna girebilirdi. Evet kadro cesur bir kadroydu, ama gol atma ihtimali düşük bir kadroydu. Şenol Güneş de sanırım skordan çok da memnun değildir.

Sonuçta güzel bir maç oldu. Seyirciler güzel futbol izlediler. Son zamanlarda izeldiğim en iyi maçlardandı. Turun favorisi Liverpool şu anda. Trabzonspor bu kadar gününde olduğu bir maçta bir gol atamayarak bu fırsatı kaçırdı. Tur zor ama Trabzon’da da herşey olabilir. Olur da Trabzonspor elerse gerçekten müthiş bir başarı olur, yok elenirse zaten, tek konsantrasyonları Süper Lig olan bu takım, 27 yıl sonra şampiyonluğu getirebilir.

17 Ağustos 2010 Salı

1. Hafta : Kick off

Spor Toto Süper Ligimiz başladı sonunda, hasret bitti.. Herkese hayırlı uğurlu olsun...




Fenerbahçe-MP Antalyaspor (4-0)

Antalyaspor herkes için hayal kırıklığı yarattı ilk maçta. Hiçkimse Mehmet Özdilek’ten böyle birşey beklemiyordu. Fenerbahçe halısahada oynar gibi yarım saatte 4 tane attı, sonra PAOK maçını düşünerek rölantiye aldı işi. Antalyaspor hiçbir direnç gösteremedi ve zorlayamadı, ama Mehmet Özdilek toparlayacaktır takımı. Semih bu sezonda oynayacağı maçı da oynamış oldu, Niang sakatlanmadığı sürece de ilk 11 zor oynar.

Young Boys maçlarındaki Fenerbahçe’yi bekliyordu sanırım Mehmet Özdilek karşısında, ama as oyuncular takıma katılınca tabi Fenerbahçe başka bir takım oldu. Fenerbahçe için Antalyaspor maçı bir ölçü değil, işlerin düzelip düzelmediğini asıl PAOK maçında göreceğiz, ki Fenerbahçe’de karşısında Antalyaspor’u bulamayacak o maçta. Olası bir kötü PAOK maçı, üstüne de olası kötü bir Trabzonspor maçı işleri bayaa karıştırır Fenerbahçe'de (ama iyi sonuçlar da coşturabilir).

Aykut Kocaman değişim yapmaya çalışıyorum diyor ama birşey değiştiği yok, Fenerbahçe 5 yıl önce nasıl oynuyorsa hala aynı oynuyor. Solda Tuncay vardı, sonra Uğur, Santos şimdi de Stoch. Ortada Aurelio Appiah vardı, sonra Maldonado, Deniz, Josico, Selçuk şimdi de Emre-Christian. İlerde Nobre vardı sonra Anelka, Kezman, Guiza şimdi de Semih (ve Niang gelcek). İsimler değişiyor ama sistem ve sorunlar aynı. Eğer gerçekten değişim yapmak istiyorsa Aykut Kocaman bu sistemi değiştirebilir. Bu gerçek bir devrim olur. Herkes Alex’i kesmekten bahsediyor, buna hiç gerek yok. Nasıl yapar eder bilemiyorum ama Alex önünde çift forvet oynatabilecek bir sistem geliştirebilirse gerçekten devrim olur ve ligi açık ara götürür. Ama bunun için iki forvetin top rakipteyken ilerde kalmamaları gerekiyor ve Alex’in dahi koşması lazım. Alex’in arkasında koşan bir üçlü (Emre-Özer-Stoch) bu sistemi götürebilir. Ama Aykut böyle (veya benzeri) bir devrimin ya da değişimin altına girer mi, girerse alınacak kötü sonuçlarda yönetim arkasında ne kadar durabilir, meçhul.


Karabükspor-Manisaspor (2-1)





Emenike benim çok merak ettiğim isimdi. Bank Asya’ya göre bir gömlek fazla olan Emenike acaba Süper Lige de bir gömlek küçük mü gelecek diye düşünüyordum, ama gözüken Emenike’nin Süper Lig için de gayet yeterli olduğu. Youla vari bir oyuncu ama tekniği daha iyi. Eğer Karabükspor düşerse uzun yıllar Anadolu’nun gezgin yabancılarından olabilir.

Sezon öncesi incelemelerimde Karabükspor ve Manisaspor’u küme düşme adayı 4 takımdan ikisi olarak göstermiştim ve muhtemelen küme mücadelesi verecekler. O yüzden alınan bu 3 puan Karabükspor için çok değerli ve bu değer ligin sonlarına doğru daha iyi anlaşılacak. Manisaspor’un işi zor gibi.

Maç sonu Karabükspor’lu taraftarlarla futbolcuların bütünleşmesi çok güzeldi bu arada. İşte Süper Ligi özlemiş taraftar topluluğu. Futbolda görmek istediğimiz şeyler bunlar, futbol böyle güzel.


Bucaspor-Beşiktaş (0-1)

Bucaspor farkında değil ama kümeye gider bu şekilde. Bülent Uygun gaza getirmesiyle, Mehmet Yıldız faktörü ve Sivas’ın fiziki koşullarıyla biraz da uyumlu bir kadro yapısıyla gelen başarı Sivas’a özgü bir başarıydı. Bülent Uygun’un bunda katkısı çoktu ama Bülent Uygun’un başka yerde başarılı olma şansı çok az. Ümit Özat’la beraber kovulma ihtimali en yüksek hocalardan biri, bekleyip göreceğiz.

Beşiktaş’ın ise hala fazla abartıldığını ve yerli rotasyonunun çok zayıf olduğunu düşünüyorum. 5-6 hafta sonra tökezlemeye başlayabilir. Necip çok iyi topçu bu arada, umarım Guti’nin yeteneklerinden ve Ernst’in oyun zekasından birşeyler kapar.


Sivasspor-Galatasaray (2-1)




Galatasaray’ın durum hakkatten vahim. 4 yıl önce Trabzonspor Ziya Doğan’la lige başlarken taraftarın hiçbir ümidi yoktu. 26 yıldır şampiyon olamayan Trabzonspor belki de sadece bir tek o yıl şampiyonluk ümidi olmadan lige başlamıştı. Galatasaray'da da benzer bir durum var, kimsenin ümidi yok. Bu ümitsizlik işte çok fena birşey, Galatasaray taraftarını anlıyorum ve kendilerine sabır diliyorum.

Geçen yıl başarısız olmuş kadroya takviye yapılması gerekirken daha da kayıp verilmiş, oyuncu kalitesi bir gömlek daha aşağı çekilmiş. Yönetimin ne yapmaya çalıştığı belli değil, Rijkaard heyecanını iyice kaybetmiş. Bu yıl da Galatasaray için çok kötü bir sezon olabilir, ben beşinci olurlar demiştim ama toparlanamazlarsa daha da kötü de olabilir.

Sivasspor ise beni şaşırttı diyebilirim. Mehmet Yıldız ve Ceyhun önderliğinde çok iyi oynadılar. Mehmet Yıldız lig sonuna kadar böyle gidebilir ama Ceyhun soru işareti. Performansı düşecektir ama onun yanında takım içi huzuru bozabilir. Sivasspor hala küme düşme hattına yakın, lige iyi başlamaları önemli ama tedbirli olmaları lazım.


Eskişehirspor-Gençlerbirliği (0-0)

İzlemedim, maç nasıl geçti bilmiyorum. Ama sezon öncesi yazımda da söyledim artık bu takımlardan birinin sınıf atlayıp ilk beşi hedeflemeleri lazım onun için de kazanmaları lazım. İki takım içinde puan kaybı olmuş ama öyle tahmin ediyorum ki Doll ve Çalımbay 1 puan aldıkları için seviniyor olabilirler, çünkü onlar için 7. olmak iyi bir başarı.


İstanbul B.B. – Kayserispor (0-2)


İzleyemediğim bira maç daha. Sanırım digitürk’ün keleğine geldik, ben tüm maçları izleyebileceğim sanıyordum 35 liraya ama sadece lig tv’dekileri izleyebiliyorum sanırım. Kanal 205’de olanları izleyemedim, bakalım görüşeceğiz bu konuyu Digi Ailesiyle.

Maç için söyleyebileceğim tek şey Shota için sevinmiş olmam. Nasıl oynadıklarını bilmiyorum ilerleyen haftalarda izleyip göreceğiz. Ama Makukula’nın yerini bir forvetle doldurmaları da şart.


Bursaspor – Konyaspor (1-0)



Bursaspor geçen yıldan çok farklı değil, aynı şekilde devam ediyorlar. Konyaspor’da pek zorlayamadı açıkcası ama Ziya Doğan bir şekilde takımı ligde tutacaktır. Ziya Doğan kenardan bağırırken ben bile tırsıyorum evde, koşasım geliyor. Eski kankalarını toplamış Ziya Hoca herzamanki gibi, Adnan, İbrahim Ege ve Erdinç olmazsa olmazları.. Ayman’ı da bekliyoruz en kısa zamanda.

Bursaspor’da Nunez önemli bir transfer bence. Geçen sene olsa pek bir işe yaramaz diyebilirdim, ama bu yıl rakiplerin daha çok kapanacağını düşünürsek çok maçın kilidini açabilir. Geniş alanda oynayan Sercan ve Volkan var zaten, kapalı savunmalar için de Nunez, Tugay ve Insua iş görür. Bursaspor iyi gidiyor, tek risk yoğun maç trafiği olacak, onda da geniş kadronun faydalarını görecekler. Bir küçük risk de takımdaki güney amerikalı sayısının artmış olması, bu da problem olabilir ilerleyen zamanlarda.

Ankaragücü - Trabzonspor (0-2)

Alttaki postta detaylı yazdık zaten. Trabzonspor şu an için lige en hazır ve iddaalı giren takım, bakalım ilerleyen haftalar neler getirecek


Gaziantepspor-Kasımpaşa (0-0)


Maçı izlemedim ama skoru duyunca şaşırmadım. Bu tipik Tolunay Kafkas skorudur ve bu yıl bolca alacaktır Gaziantepspor böyle skorlar. Kazandığı maçları da bolca 1-0 (Sosa atar) alır muhtemelen. Kayserispor’da bir işe yaramayan defansif sistemini devam ettiriyor olabilir, ama maç izlemeden kesin sonuca varmamak lazım. İlerleyen haftalarda göreceğiz, sorun Tolunay Hoca’da mı yoksa Kayserispor’da mı ?

Kasımpaşa’ya gelince, Yılmaz Vural Hoca’mızın bu ligin rengi olarak Kasımpaşa’yı ilk 7’ye sokmasını heyecanla bekliyoruz ve istiyoruz ama o yine bildiğini okuyup “neden beni Fener’e hoca yapmıyorlar” sendromuna girerse de bir yere varamaz...

Bu arada formaların ikisinde de reklam yok. Hatta bu hafta çoğu takımda göğüs reklamı yoktu. Neden anlamadım ? Hadi bir takım iki takım olsa neyse, ama takımların yarısından çoğunda yok. Nedir problem, kulupler mi çok para istiyor, firmalar mı para vermiyor, başka bir problem mi var, bilen varsa beri gelsin..

Formalara değinmişken, Karabükspor ve Ankaragücü’nün formalarını beğendim. Trabzonspor’un gri forması da güzel olmuş, Bayram’da memlekete gidince alcaz artık bir tane. Beşiktaş’ın formaları da güzel, beğendim. Fenerbahçe iki tane üçüncü renk kullanmış bu yıl sanırım, bir yeşil bir de mavi. O iç saha forması kesinlikle lacivert değil, mavi. Chelsea gibi olmuşlar. Manisaspor’un ve Kayserispor’un formaları çok zevksiz olmuş, Bursaspor’un turuncusu çok ticari durmuş, hatta t-shirt gibi olmuş aynı. Onun dışında, Kasımpaşa, Sivasspor, Gaziantepspor ve Gençlerbirliği formalarını da beğenmedim çok sıradanlar.

İlerleyen haftalarda görüşmek üzere...

16 Ağustos 2010 Pazartesi

Ankaragücü-Trabzonspor 0-2, Umut'suz olmaz

Geçen seneler Trabzonspor taraftarı Umut’tan dolayı saç baş yolarken, tüm suçu Umut’a atarken biz hep Umut çok iyi bir “oyuna sonradan girip oyunu karıştıracak ve kurtaracak adam” olduğunu savunduk. Yani Umut’u takımda tutup rotasyon ve sıkışan maçları açmak için kullanmak gerektiğini anlatmaya çalıştık.




Umut’tan düzenli 11 ‘de oynamasını bekleyip bir takımı şampiyonluğa taşımasını bekleyemezsiniz, sonuçta özellikleri ortada ve o sınıfa ait bir futbolcu değil. Koşan, pres yapan, defansı yıpratan, çok kötü gol vuruşu olmakla beraber sürpriz goller atabilen, senede 15 gol ortalamasını tutturabilen, iyi asistler yapabilen bir forvet. Birçok olumlu özelliğinin yanında, gol vuruşlarının kötü olması, ilerde top tutamaması, tekniğinin zayıf olması gibi nedenlerden dolayı şampiyonluğa oynayan bir takımın ilk 11’de düşünmemesi gereken bir oyuncu. Bu kadar basit. Ama Trabzonspor’un bunu görmesi yıllar sürdü orası vahim.

Dün akşam Umut sonradan oyuna girince neler yapabileceğinin çok güzel bir örneğini verdi. Oyuna girdi ve ve düğümü çözdü. Bu yıl içerisinde bu tip Umut’un oyuna giriğ çevirdiği maçlar çokca görebiliriz, hatta adı nöbetçi golcüye bile çıkabilir. Çünkü dediğim gibi Umut bu tipte bir oyuncu. Rakibi açmak için herşeyi denediğiniz ama bir türlü açamadığınız maçlarda, son çare olarak git oraları karıştır diye oyuna sürülecek bir adam Umut. Umut son 20 dakikada örneğin, dinç bir şekilde oyuna girecek, yapacağı savruk 2-3 çarpraz koşuyla defansın dengesini bozacak, yapacağı pres ve fiziki mücadele defansı hırpalıyacak ve o dakikaya kadar gelmeyen pozisyonları getirecek.. Dün akşam izlediğimiz de buydu ve bu yıl 5-6 maç izleyebiliriz bu şekilde.

Maça gelirsek, Şenol Güneş ne istediyse o oldu diyebiliriz. Daha doğrusu Şenol Hoca FM oynar gibi oynadı maçı. Önce rölantide başlayalım bakalım belki gol gelirse risk almadan maçı bitiririz diye düşündü, gol gelmeyince de kozlarını teker teker saha sürdü.. Önce Yattara girdi, ki ayrıca bahsedeceğiz kendisinden, şöyle bir salladı Ankaragücü defansını, ama gene sonuç gelmeyince bu sefer Umut girdi ve işi bitirmek de Teo’ya kaldı... Eğer gene olmasaydı son 10 dakika muhtemelen Jaja’yı da görebilirdik. Kısaca şampiyonluğa giden bir takımın bolca yapacağı maçlardan biri gibi oldu, rakibin kapandığı ama maçın zorla da olsa çevrildiği maçlar gibi.

Oyun olarak ise Trabzonspor Ziya Doğan’dan sonra Ersun Yanal’la başladığı ve Broos ile devam etmeye çalıştığı pasa dayalı futbol sistemini de iyice oturtmuş olduğunu gördük. Bugünkü takım herne kadar Şenol Güneş’in eseri de olsa Yanal ve Broos’un da bunda katkıları var.

Aşağıda ayrıca bahsedeceğiz Selçuk oynanan bu paslı futbolda çok önemli bir rol üstleniyor. Zeminin bozuk olmasına rağmen zaman zaman 20-30 pasa yakın üst üste pas yapabildiğini gördük Trabzonspor’un. Oyuna hakim olmak isteyen Şenol Hoca’da bu durumdan gayet memnun gibiydi. Ama yinede Ankaragücü’nün presinin zayıf olduğunu unutmamak, ve yarın öbürgün pres gücü yüksek takımlar karşısında bu kadar rahat pas yapılamayacağını da düşünmek ona göre B planları geliştirmek de lazım. Liverpool karşısında ne denli bu kadar pas yapabilecek Trabzonspor merakla bekliyoruz..

Ankaragücü’ne gelirsek, daha çok yol almaları lazım. Ümit Özat bu işin altından kalkabilir mi bilmiyorum ama madem bu işe Ümit Özat’la girdiler onunla devam etmeleri ve ısrar etmeleri gerekir. Çünkü önümüzdeki haftalarda Ankaragücü’nün kötü sonuçlar alması çok muhtemel. Kadroyu ben anlamadım, takımın sağbeki sol beki yok gibi, ortasahada yapılan pres tamamen göstermelik. Top kendilerindeyken Meye’ye şişir futbolu oynanıyor, bilinçli organize bir atak yok. Ümit Özat’ın neden Meye’yi istediğini de anlamış değiliz, eğer ligde kalmaksa hedef biraz anlayabilirz ama futbol oynamak isteyen bir takımın Vassel’de ısrar etmesi daha doğru olurdu. Vittek gibi eksikler de var tabi onları da unutmamak lazım. Daha erken tabi ilerleyen haftalarda Ankaragücü’nü daha iyi anlarız diye ümit ediyorum, çünkü şu anki görüntü çok bir şey anlatmıyor.

Bireysel performanslara gelirsek, Yattara genelde profesyonel olmamakla suçlanır hep ama bir yıldır oynamayan bir oyuncu olarak nasıl fit olarak geri döndüğünü görüyorsunuz. Adamın adı çıkmış dokuza inmez sekize. Adam gençliğinde biraz çapkınlık yaptı ve gece hayatı var diye adamı Sergen yaptılar. Adam oysa kendine çok iyi bakan bir profesyonel, yoksa o kadar sakatlıklardan sonra çoktan futbol hayatı bitmişti. Bu yıl Trabzonspor’un en büyük transferi belki de Yattara olacak.

Bir paragrafta Selçuk’a açmak istiyorum. Çokca eleştiririr taraftar Selçuk’u ama enteresandır çokca da istenir rakip takımlar tarafından. Ben Selçuk’un futbolunu beğenmeyenlere bir 15 dakika sadece Selçuk’u izlemelerini tavsiye ederim. Hangi 15 dakika olduğu farketmez, son 10 dakika bazen oyundan düşüyor ama genelde aynı çizgide. Pres yapıyor, top kapıyor, top kaybetmiyor, alıyor, veriyor, insiyatif alıyor, top istiyor, oyunun yönünü değiştiriyor, oyuna yön veriyor, sürekli arkadaşlarıyla yardımlaşıyor, sürekli oyunun içinde ve canını dişine takıp oynuyor. Tüm bunların yerine belki iki çalım atsıp bacakarası yapsa taraftar daha çok sevecek kendisini ama o gerçek futbol izleyicilerini büyülemeye devam ediyor. “Son çift yönlü gerçek ortasaha” diyorum ben kendisine. Kalmadı çünkü nesli tükendi onların. En son hatırladığım Ünal ve Oğuz vardı onlardan. Ortasaha oyuncularını defansif-ofansif diye ayırdığımızdan beri kalmadı o güzel ortasahalardan. Selçuk’un yanında Colman da biraz çift yönlü oynayabilince, Türkiye’nin tek ön-liberosuz oynayabilen takımı haline geldi Trabzonspor. Dün akşam Ceyhun çıktıktan sonra ön liberosuz nasıl oynanırın dersini verdi Trabzonspor.

Ve tabi Teofilo. Teo’yu herkes Jardel’e benzetiyor, dünkü spiker hariç. Dünkü spiker nasıl becerdiyse Mehmet Yıldız’a benzetti hala anlayabilmiş değilim. Neyse, birisine benzeyecekse Teo o kişi Tanju’dur.. Bitiricilik ve doğru pozisyon alma olarak evet Jardel belki ama Tanju’da bunlara ilave olarak top kontrolü, paslaşma ve oyunu okuma gibi yetenekler de vardı, aynı Teo’da olduğu gibi.

Eğer futbolda istatistikler varsa alın size istatistik; Teo bu sezonki hiçbir resmi maçta 2 golun altına düşmedi.. Gerisini Liverpool düşünsün artık. :)

Teo çok iyi bir hava yakaladı, tek ihtiyacı olan sürekli oynamak. Yedek kalmak Teo’yu bitirebilir. Bazı oyuncular vardır sürekli oynadıkça açılırlar ve yedek kalınca da güvenlerini kaybederler, Teo öyle bir oyuncu o yüzden sürekli oynaması gerekiyor. Zaten Şenol Güneş’te kötü gibi görünmesine rağmen Bursa maçında da Ankaragücü maçında da ısrar etti. Ama Jaja var tabi bir de, onu takıma nasıl monte edecek Şenol Hoca onu ben de bilemiyorum. Yedek olan Yattara ve henüz hazır olmayan Engin’den bahsetmiyorum bile. Eğer UEFA’da gruplara kalınabilirse geniş kadronun çok faydaları olacaktır ama olmazsa bu kadar geniş kadroda yedek kalacakları mutlu etmek kolay olmayacaktır. Şenol Hoca’ya kolay gelsin şimdiden...

Yazıyı bitirmeden bir paragrafta Alanzinho’ya açmak lazım. Alanzinho da Teo gibi sürekli oynaması gereken futbolcu tiplerinden ama sürekli bal yapmayan arı misali, getiriyor getiriyor son anda çok yanlış bir pas ya da şut tercihi yapıyor, çoğu zaman da topu kaptırıyor. O son tercihleri bir şekilde düzeltmesi lazım yoksa yaptığı o kadar şeyin bir anlamı kalmıyor. Bugün Messi bile o kadar çalımları attıktan sonra gol vuruşlarını yapamasa veya yanlış pas tercihi yapsa hiçbir katkısı olmaz takıma, milli takımda olduğu gibi.

Trabzonspor, sezon öncesi yazımda da söylediğim gibi şampiyonluğa en yakın takım görüntüsünde ve önüzmüdeki bir ayı iyi atlatabilirse (Liverpool maçları, Fenerbahçe maçı vs.) gerisini getirebilir. Önümüzdeki bir ay çok belirleyici olacak, bizde heyecanla izleyip göreceğiz.

13 Ağustos 2010 Cuma

Lig Öncesi Genel Tahminler



Şampiyon : Trabzonspor veya Fenerbahçe (Niang gelirse), yoksa plase Beşiktaş

Türkiye Kupası : Fenerbahçe (şaşırdınız di mi, bu da sürpriz tahminim olsun)

Kümeye düşecekler : Manisaspor, Bucaspor, Karabükspor ve Sivasspor’dan üçü

Çıkış yapacak Anadolu takımı : Kayserispor, Eskişehirspor ve Gençlerbirliği’nden biri beş büyük takım arasında üst sıralarda kendisine yer bulabilir.

Gol kralı : Jaja. Fenerbahçe’ye gelirse Niang, ilk 11 oynarsa Semih, sakatlanmazsa Baros, Tello’nun ortalarını atarsa Batuhan. Bunların hiçbiri olmazsa da Bobo.

Patlama yapacak genç futbolcu : Batuhan Karadeniz, Mehmet Batdal (önümüzdeki 10 yıl milli takımda bu ikisini değişmeli olarak görebiliriz), Necip Uysal ve ilk 11 oynarsa Semih (genç Semih).

Nokta yabancı transfer : Jaja, Quaresma ve Stoch. Anadolu küluplerinin de iyi transferleri var özellikle Bucaspor ve Gaziantepor’un yabancıları için çok beklentiler yüksek.

Hayal kırıklığı yabancı transfer : Insua, Pino, Guti ve gelirse Gyan. Galatasaray’ın da yabancıları geçen yılkileri aratacak gibi.

İlk kovulcak hoca : Hakan Kutlu, Ümit Özat, Bülent Uygun. Rijkaard ve Aykut Kocaman da lig sonunu görecek gibi durmuyorlar.


Bu da lig sonu puan durumu tahminim ;

1- Trabzonspor 79
2- Fenerbahçe 74
3- Beşiktaş 73
4- Bursaspor 73
5- Galatasaray 67
6- Eskişehir 63
7- Gençlerbirliği 61
8- İstanbul B.B. 56
9- Kayserispor 56
10- Kasımpaşa 52
11- Gaziantepspor 48
12- Antalyaspor 47
13- Konyaspor 44
14- Ankaragücü 42
15- Karabükspor 41
16- Sivasspor 38
17- Bucaspor 33
18- Manisaspor 28


Not : evet Trabzonspor’luyum ama değerlendirmelerim objektiftir :)

Bursaspor

Öncelikle şunu söyliyim, ben hala Bursaspor’un geçen yıl nasıl şampiyon olduğunu açıklamaka zorlanıyorum. Geçen yılki kadronun şampiyonluk yarışı vermesi mümkün değil normalde. Tamam Sercan, Volkan ve Ozan iyi futbolcular ama hepsi genç ve tecrübesiz. Geçen yıl da yazmıştık, 20-22 yaşında, bu seviyede tecrübesi olmayan adamlar nasıl bu baskıyı kaldırıp bu mücadeleyi verebiliyorlar. Takımın gerisine bakınca Süper Lig ortalamasının üzerinde oyuncu bile yok. Trabzonspor’dan gönderilen Hüseyin, Mustafa, Beşiktaş’ta tutunamayan Zapo, A.Tandoğan, 34’luk Ömer Erdoğan felan.. Bu kadronun şampiyon olmasının olsa olsa tek açıklaması olur, o da futbolun bireysel bir oyun değil, takım oyunu olduğudur. Bursaspor geçen yıl herkesten daha çok “takım” ‘dı, o yüzden şampiyon oldular, bunu sağlayan da Ertuğrul Sağlam’dı...



Sonuçta öyle veya böyle şampiyon oldular ve beşinci büyük ünvanını hakederek aldılar, ama iş burda bitmiyor. Başarıyı devam ettirmeleri şart yoksa o büyüklük gider. Aziz Yıldırım’ın bir sözüydü sanırım ; “sürekli olmayan başarılar tesadüftür”. O yüzden Bursaspor bunun bir tesadüf olmadığını göstermek istiyorsa, artık büyük takım kimliği göstermek zorunda.

Bursaspor için artık yeni bir sayfa açıldı diyebiliriz, eskisi gibi düşünme ve hareket etme lüksleri yok artık. Artık futbolcularını İstanbul kulüplerine satmamaları lazım, bunu önümüzdeki yıl göreceğiz. Artık çok daha büyük bütçeleri yönetmeleri lazım, şimdilik makul harcamalar yapıyorlar. Artık lige şampiyonluk paralosıyla başlamaları lazım. Artık kötü oynadıkları maçları da kazanmaları, kötü sezonlarında bile ilk 6 sıranın içinde olmaları lazım. Eskiye dönerlerse “büyüklük” gider.

Sadece Bursaspor değil, dış etmenler de değişecek. Artık daha çok medya ilgisi olacak. Rakipler artık daha defansif ve sert oynayacak. Başarısızlıkta daha çok eleştirilecekler. Uzar gider bu liste. Bursaspor için artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak...

Şimdilik görünen bu “büyüklük” olayına adapte olmuşlar gibi. Yapılan transferler iyi, yıldız oyuncuların ve hocanın takımda kalması iyi. Geçen sene oynanan oyunun daha ilerisine gidileceğini tahmin ediyorum ve ligdeki diğer büyüklerin iç açıcı olmayan durumları Bursaspor’u yine bu yılın favorilerinden yapar. Rotasyonlarını genişlettiler, yıldız oyuncularını elde tuttular ve en güçlü yönleri olan Ertuğrul Sağlam’la da devam ediyorlar. Sonuç ne olur bilinmez ama bu yıl yine iyi bir Bursaspor izleriz...



Ligde olmasa da Şampiyonlar Liginde ses getirecek sonuçlar alabileceklerini düşünüyorum, düştükleri gruba bağlı olarak 2. veya 3. olmaları sürpriz olmaz. Ama ligde geçen yılki başarıyı tekrarlamaları da zor, Şampiyonlar Ligi hem mental olarak hem de fizik olarak hırpalayacaktır Bursaspor’u.

Takıma gelince, defansa ciddi bir takviye gerekiyordu, onu da çok nokta bir atışla Stepanov transferiyle hallettiler. Topu oyuna sokmakta çok iyi olmadığı için Avrupa’da tutunamadı ama yüksek fizik gücü ve özellikle Şampiyonlar Liginde defans yapacak Bursaspor’da çok işe yarayacaktır. Avrupa’da iş yapmayan top tekniği ise Türkiye Ligi için fazlasıyla yeterlidir.



Hücum gücü zaten iyiydi Bursaspor’un, alternatif sıkıntıları vardı biraz onu da özellikle Insua ve Nunes ile çözdüler.

Bursaspor’un hücum gücü bireysel yeteneklerden ziyade hızlı ve takım hücumu yapmalarından geliyordu geçen yıl, bu da Ertuğrul Sağlam’ın eseriydi. Şimdi hücum hattının bireysel kalitesini de biraz daha arttırarak daha güçlü bir hücum gücü sağlamış oldular.

Bursaspor’un hücum anlamında en büyük eksiği bu yıl, beşinci büyük olarak karşılarında daha kapanan takımlar bulacak olmaları. Geçen yılki gibi geniş alanda hızlı hücum futbolundan çok kapanan savunmaları açmaya çalışacaklar ki bu apayrı bir uzmanlık işi, buna yeterince çalışmazlarsa Şampiyonluk yarışından erken uzaklaşabilirler. Öte yandan Şampiyonlar Liginde tam tersi bir durum olacağı için Volkan, Sercan ve Ozan gibi oyuncular daha etkili olabilir, ve sürpriz sonuçlar alabilirler.

Sercan, Volkan ve Ozan İpek’in performansları çok önemli tabi bu yıl. Hepsi genç ve hepsi bir anda şöhret oldu. Eğer geçen sezonun üzerine koyabilirlerse Şampiyonlar Liginde bile ses getirip Avrupa’ya gidebilirler, ama bu şöhreti kaldıramazlarsa kaybolup gidebilirler de.

Ortasahsası Bursaspor’un şu anda en zayıf yönü gibi. Oyunu iki yönlü oynayan oyuncu eksiği yaşıyorlar. Hüseyin, Krita, Bekir Ozan gibi sadece defans yapabilen adamlarla Insua ve Batalla gibi sadece hücüm yapan adamları harmanlamak zordur. Fenerbahçe’nin yıllardır çözmeye çalıştığı problem gibi. Orta sahaya daha çok katkı yapacak oyuncular bulabilirlerse Bursaspor’da fark yaratabilir.
Yukarda söylediğim gibi şampiyonlar liginde, gruba bağlı olarak 3.lük benim için sürpriz değil. Lig de ise bu yıl şampiyonluk zor, benim tahminim 3-5 arası bir yer. İlk beş içinde yeralmak Bursaspor’un “büyüklüğü” açısından çok önemli. Yoksa Sivasspor gibi bir düşüş herşeyi siler, ama Ertuğrul Sağlam varken öyle bir düşüş de olmaz.

12 Ağustos 2010 Perşembe

Fenerbahçe, forvet bekleniyor

Fenerbahçe (lig sonu tahminim, Niang gelirse şampiyon veya ikinci, Gyan gelirse veya Guiza kalırsa 3-4) :

1- Daum’u çok arar Fenerbahçe
2- Aykut Kocaman, Anadolu kulüpleri için iyi bir hocadır, Fenerbahçe’ye küçük gelir.
3- Bu transfer politikasıyla bir yere varamaz Fenerbahçe
4- Aziz Yıldırım yönetimiyle bir yere varamaz Fenerbahçe
5- Eğer alınacak forvet v.Hoijdonk gibi olursa bu sene idare ederler, yok alınacak forvet yine Kezman Guiza serisinin devamı olursa çok kötü bir sezon bekliyor Fenerbahçe’yi
6- Şampiyonluk bu yıl hayal, ilk dördün dışında da kalmaz ama


Madde madde giriyim dedim damardan Fenerbahçe incelemesine. Çünkü yukarda yazdığım 6 madde aslında yazının da özeti ve ana fikri.


Takımları incelerken geçen yılki puan durumuna göre sondan başa doğru ilerliyorum, en son Bursaspor kaldı bundan sonra, onu da yazarız lig başlamadan umarım. Fenerbahçe’nin de sonlara kalması aslında iyi oldu çünkü alınacak forvet transferi bu yıl için çok belirleyici olacaktı ve bende yazıyı ona göre yazmak istemiştim. Gel görki, yazıyı yazdığım sırada hala ortada net birşey yok. O yüzden yazdıklarım transfere göre değişebilir, bu notu da düşelim. (Benzer durum Trabzonspor için de geçerliydi ama benim yazıma yetiştirdiler Jaja’yı neyseki.. )

Şimdi fazla detaya girmeden Daum olayından başlayalım. Öncelikle Daum’u çok arar Fenerbahçe onu söyliyim. Keşke o kadar kavga etmeselerdi, iki yıl sonra tekrar geri getirmek isteyebilirler. Gönderiliş şekli hiç hoş değildi ve ilerde başka bir Alman Hoca getirmek istediklerinde bunun acısı çıkacaktır. Adamın hakkı olan 2-3 milyon Euro’yu vermemek için takımı çok daha fazla maddi manevi zarara uğrattılar.


Yerine de Aykut Kocaman geldi. “Efsane Futbolcu” kontenjanında, Rıdvan ve Oğuz’dan sonra sıra ona gelmişti tabi. Aykut Kocaman’ın yeterliliği ve kariyeri bir kenara, sportif direktörken Daum’a destek olmaması (ki bence en kritik görevi buydu aslında) bile kendi egosunu Fenerbahçe’nin başarısının önünde tuttuğunun gösterir. Aykut’un yeterliliğine de ayrıca geleceğiz.

Trabzonspor sportif direktörü Ünal Karaman, Trabzonspor’un başarılı olması adına Şenol Güneş’in altında çalışmayı kabul ederken, Aykut ise Daum’dan boşalan koltuğa geçiyor.. Tamam Aykut Daum’un altında çalışsın demiyoruz ama sportif direktör olarak Aykut’un görevi aslında Fenerbahçe’ye bir strateji belirleyip bu stratejiye göre hoca bulmak olmalıydı. Ama o kendisi Ferguson olmayı tercih etti. Yerse...

Fenerbahçe’de sorun çok tabi. Forvet transferinin bu kadar gecikmesi, İlhan Cavcav’dan sonra ligdeki en eski başkana yakışmadı doğrusu. İşin daha da vahim tarafı bu hatayı daha öncede yapmış olması ve daha öncede bu hatalar yüzünden şampiyonlar liginin kaçmış olması. Bir insan bir hatayı bir kere yapabilir, olabilir anlarız. Ama defalarca da aynı hata yapılmazki..



Fenerbahçe’nin transfer politikası tam bir rezalet. Gyan için o kadar zaman harcanması, o kadar paraların gözden çıkarılması akıl alır gibi değil. Dünya kupasında iki gol atan adamın fiyatı zaten hakettiği değerin 5 katına çıkıyor, bu bilinen birşey. Barcelona bu yüzden David Villa’yı turnuvadan önce aldı, Galatasaray bu yüzden Elano’yu değeri varken şimdi satmaya çalışıyor.. Herkes transfer planını buna göre yaparken Fenerbahçe parasını ne yapacağını bilmeyen zenginler gibi Gyan’ın peşinden koşuyor aylarca... Gyan Fenerbahçe’nin aradığı santrafor bile değil aslında o konuya hiç girmiyoruz bile..

Daha sonra Gomis gibi adamların peşinden gidiyor. Tamam Fenerbahçe büyük kulüp kabul ama bir Real Madrid bir Chelsea değil. Önce bir kendinizin ne olduğunu bileceksiniz. Daha öncede Ronaldinho, Eto’o gibi adamların peşinden koşmuştu Fenerbahçe. Gomis gibi adamların hedefinde büyük kulüplere sıçramak vardır. Drogba, Essien, Chamakh, Diarra, Zidane, Benzema gibi adamlara baktığınız zaman Fransa liginden dünyanın en büyük kulüplerine geçtiklerini görürsünüz ve Gomis’te o yolun yolcusudur. Fenerbahçe’ye gelmek bu adamın kariyer planlamasında yoktur. Fenerbahçe Gomis’e para haricinde ne verebilir ? Bunun bile farkında değil Fenerbahçe yönetimi. Fenerbahçe’nin Avrupa’dan alabileceği oyuncular Dia ve Stoch ayarında oyunculardır ki bunlar doğru transferlerdir. Dia ve Stoch gibi adamlar yukarda saydığım üst düzey topçuların bir alt sınıfıdır ki, Fnerbahçe’ye en çok bunların faydası olur. Bunlardan daha iyisini alamazsınız Fransa’dan... Dia ve Stoch’tan daha iyilerini alcam derseniz 30 yaşın üzerine çıkmanız lazım. Niang gibi...



Niang transferi Fenerbahçe için en doğru transfer olur şu şartlarda. Çünkü Fenerbahçe’nin şu anda ihtiyacı olan bir lider forvet. Hoijdonk gibi. Niang bu özelliklere uyuyor. Bu ayarda Fenerbahçe’nin alabileceği oyuncu seçeneği fazla yok zaten dünyada, Raul, Forlan ve belki Luis Fabiano gibi birkaç isim sayabilirsiniz. Djibril Cisse gibi isimler de olur, işinizi görür. Eğer Niang gelirse Fenerbahçe farkında olmadan çok iyi bir transfer yapmış olacak.

Eğer Niang olmazsa Fenerbahçe zaten çok geç kaldığı forvet transferinde muhtemelen panik yapacak, ve hem çok para harcamış olacak hem de yanlış birini almış olacak. Yani burda üç sorun var. Yanlış isim (Kezman, Guiza gibi), çok para (Guiza gibi) ve geç kalınması.. Bu geç kalma işi de çok önemli. Bugün bir futbolcu gelse 6. haftadan önce takıma bir hayrı dokunmaz.

Peki neden bu geç kalma yaşandı ? Öncelikle Daum’un gönderilme sürecinin gereksiz uzaması. Oysa bu hata yapılmıştı daha önce, Aragones’in gönderilmesinin uzaması gibi. Diğer sebepte yanlış oyunculara talip olunulması gibi. Bu hata da daha önce yapılmıştı. Düşünüyorum da geçen senelerde peşinden koşulan Christian Paulsen, Marcus Senna ve hatta Eto’o ve Ronaldinho isimleri vardı, bu yılda gittiler Gyan gibi adamın peşinde bir sürü zaman kaybettiler. Adam gelmiyorsa gelmiyordur niye zorluyorsun. Parayla ika ettiğin adamların hali ortada zaten, Guiza, Anellka, Ortega para için geldiler de ne oldu, ne hayırları dokundu ? Bu işte parayı nasıl kullanacağını bilmemektir. Fenerbahçe’liler diyebilir tabi “paramız var istediğimi gibi harcarız sana ne” diye, olabilir haklılar istedikleri gibi harcayabilirler, ama sonuçları da böyle olur, bunu da bilsinler... Zengin olmak başka birşeydir, paraları çarçur etmek başka..

Ben bu Gyan işine taktım : ) Şimdi Gyan Dünya kupasında parladı diye bu adamın peşine düşüldü. Tek sebep dünya kupasında parlamış olması. Fenerbahçe’nin aradığı santrafor tipi mi, uyum sağlar mı, fiyatı nedir kimsenin umursadığı yok.. Tek olay dünya kupasında parlamış olması.. Peki o zaman demek Gyan ismine ne zaman karar verildi, dünya kupasından sonra, yani Temmuz’da.. O zaman sorarlar adama senin ligin ne zaman bitti ? Mayıs! Senin forvet ihtiyacın olduğu ne zaman anlaşıldı ? Belki bir yıldan fazladır taraftar Guiza’dan dolayı cinnet geçirmek üzere..! Bir yıldan fazladır sana forvet lazım, ve sen forvet ismi belirleme için taa Temmuz ayını bekle.. Peki bu planlama kimin görevi ? Sportif Direktör-Aykut Kocaman!

Geçen yıl Ekim Kasım ayında Guiza’nın yeterli olmadığı aşikardı, yani bu takıma bir forvet lazımdı. O zaman Aykut Kocaman işini yapıp forvet arayışlarına girseydi, bugüne kadar sarkar mıydı bu iş ? Ben söyliyim, Mayıs ayında forvet gelirdi, kampa da katılırdı, bugün belki Young Boys’a elenilmezdi. İşte sadece bu, Aykut Kocaman’ın vizyon yetersizliğinin göstergesi.

Kabaca bir durumu toparlarsak, Daum’un gönderilme şekli ve Aykut Kocaman tercihi, geç kalan diğer transferler, milli takımlardaki oyuncular ve sakatlar yüzünden verimsiz geçen kamp Fenerbahçe’nin lige hazırlanmasını engelledi. Ligin başlarında üst üste alınacak kötü sonuçlarda takımı toparlamak zor olur. Aziz Yıldırım geçen onca yıldan sonra artık lig bitmeden hoca değiştirmemeyi öğrendi. Aragones’le sezonu bitiren Aziz Yıldırım Aykut’a da sabredecektir ama Aykut ne kadar baskılara dayanır bilinmez. Yüksek ego’su olsada iyi bir Fenerbahçe’li olarak baskılara dayanamayıp ilk yarı sonlarına doğru istifa edebilir (Rıdvan ve Oğuz gibi). Rıdvan’ın arkadaşı olması ve eleştirilerinde yumuşak olması Aykut’a zaman kazandırır. Muhtemelen Aziz Yıldırım alternatif hoca arayışlarına başlamıştır yinede. Lucescu ilk akla gelen isim olur.

Öte yandan Aykut Hoca’nın önceki yıllardaki futbol mantalitesine bakarak yavaş yavaş Alex’e bağlı oyun yapısının değişeceğini tahmin ediyorum, hatta çift forvete dönüp 4-4-2 deneyebilir veya Dia ve Stoch üzerine kurup sistemi 4-3-3’e çevirebilir.. Emre-Baroni ikilisinden 4-4-2 ortasaha göbeği verimli olmaz, çünkü çok statik oyuncular, oyunu daha geniş alanda oynayan adamlar lazım bu iş için. Özer ve M.Topuz’a çift yönlü futbol oynamayı öğrenebilseler çok iyi bir Xavi-Iniesta çıkabilir ama bu da çok zor bir iş, Aykut Hocayı aşar. O yüzden görünen takımın zamanla 4-3-3’e döneceği. Kolay işler değil bunlar tabi, Fenerbahçe’de Daum’un ilk döneminden beri yıllardır süre gelen 4-4-1-1 sistemini ve Alex alışkanlığını yıkmak kolay olmayacak.



Sabır gösterilirse ve iyi de bir forvet alınabilirse ben 4-3-3 sisteminin sonuç verebileceğini düşünüyorum. Ortada Emre-Özer-Topuz üçlüsü uyum yakalayabilirse takım orta sahasını ayakta tutabilirler, önlerinde hareketli Stoch-Dia-Niang istenilen sonucu verebilir. Ama bu sistemin oturması çok kolay değil. Aykut Hoca’ya en az 6 ay lazım ve bu süreçte takımın alacağı kötü sonuçlarda yönetimin de Hoca’nın arkasında durması şart. Luis Van Gaal geldi aklıma, Alkmaar’dayken kovulmak üzereydi ama yönetim arkasında durdu, takım 30 yıl aradan sonra şampiyon oldu, Bayern’den kovulmak üzereydi, yönetim arkasında durdu CL finali oynadı takım, ligi götürdü felan.. Tamam o Luis Van Gaal diyebilirsiniz ama sabır göstermezseniz hiçkimse sistem değiştiremez..

Ben bu yıl şampiyonluğun uzağında görüyorum Fenerbahçeyi, muhtemelen 3. veya 4. olabilirler. Alınacak forvet çok önemli tabi, Niang gibi bir forvet v.Hoijdoonk veya Hagi etkisi yapabilir bu da şampiyonluğa bile götürebilir takımı. Aykut Hoca’nın saha içinde böyle bir lidere, bir “winner” a ihtiyacı var kesinlikle. Alex bu işi pek görebilecek gibi değil, ama yine de içerde oynanacak maçlarda Alex çok puanlar kazandıracaktır o yüzden küstürmemek de lazım. Alex yedek olmayı kabullenebilirse çok büyük bir rotasyon gücü olabilir, ikinci yarılarda çok maç kopartabilir.

Özetle, Niang gelirse 1-2 olabilir, yok Gyan gibi biri gelir veya Guiza kalırsa da 3-4. Fenerbahçe’liler kendilerini psikolojik olarak hazırlasınlar çünkü bu yıl bolca “Ne olacak bu Fener’in hali?” muhabbeti dönebilir. Mehmet Demirkol geçenlerde 20 yılın en kötü sezonu gelebilir dedi Fenerbahçe için, bu da bir kötü senaryo olarak ihtimal dahilinde...

11 Ağustos 2010 Çarşamba

Galatasaray nereye ?

Galatasaray gitmek istediği yeri bilmeyen bir gemi gibi yönetiliyor son iki yıldır, bir o rüzgara bir bu rüzgara kapılıp duruyorlar ama sonuçta bir yere gidemiyorlar, oldukları yerde dönüp duruyorlar aslında. Oysa kapıldıkları ilk rüzgarda ısrar etseler bir yere varabilecekler, belki yanlış bir yere varacaklar ama sonuçta yanlış da olsa bir yere varacaklar.

Galatasaray'da geçen yıl yapılan kadro yapılanmasının ve transfer politikasının 180 derece tersi bir politika görüyoruz bu yıl. Yani her şey silbaştan. Oysa Türkiye’de ve Avrupa’da başarılı olan takımlara baktığınız zaman belli stratejiler üzerinde yıllarca süren bir yapılanma görüyorsunuz.. Bursaspor’un şampiyon olma sürece ta Süper Ligden düştükleri sezon başladıkları altyapı yapılanmasına dayanır. Bucaspor’a baktığınız zaman, Karşıyaka’dan Göztepe’den Altay’dan farkının planlama ve altyapı yapılanması olduğunu görüyorsunuz. Trabzonspor’un 3 yıldır aynı iskelet kadroyla oynaması şu anda en güzel futbolu oynayan takım haline gelmelerini sağladı. Avrupa’ya baktığınız zaman Porto, O.Lyon, Arsenal, Manchester United ve Barca gibi takımların yıllarca aynı stratejileri ve kadro yapılanmasını devam ettirdiklerini görürsünüz. Geçen yıl CL kupasını alan Inter bile 3 yıldır aynı iskelet kadro üzerinden devam ediyordu. Sonuç, zırt pırt mantalite değiştirirseniz bir yere varamazsınız.




Geçen yıl dümende Haldun Üstünel varken yüksek yerleri hedefleyen bir stratejiyle transferler yapılıp büyük paralar harcandı. Elano, Neill, Keita, Santos ve Jo gibi üst düzey oyuncular takıma kazandırıldı, belki kağıt üzerinde 2000 yılındaki kadrodan bile iyi bir kadro oluştu. Taraftarlar havaalanından çıkmıyordu resmen. Takımdakı mevcut Arda, Servet, Kewel ve Baros gibi yıldızlar ve bu yeni yıldızların 2-3 yıl bir arada oynaması sonucunda Avrupa’da ses getirecek bir takım ortaya pekala çıkabilirdi. Çok ütopik bir hayal değildi bu. Başlarında da Rijkaard olduğu düşünülünce, kendi içinde gayet tutarlı bir planlamayla hareket edildi. Sonuçta belki başarı hiç gelmeyebilirdi bilemeyiz (bence gelirdi) ama burda önemli olan kendi içinde tutarlı bir planlama ve stratejinin olmasıydı. Gelen yıldızlar 30 yaşın altında ve potansiyeli olan isimlerdi ve pekala Galatasaray onlar için patlama yeri olabilirdi. Sadece iki üç yıl sabır ve iyi yönetilme gerekiyordu.



Bu yıl Adnan Sezgin ipleri eline alınca geçen yıl yapılan tüm çalışmaları sıfırladı ve daha “gelenekçi” bir transfer politikasına geri çevirdi takımı. Geçen yıl yüksek paralar harcanmasına rağmen şampiyonluğun gelmemesi işini kolaylaştırdı tabi Adnan Sezgin'in. Bunun sonucunda da Haldun Üstünel’le ipler kopmuş oldu doğal olarak. Adnan Sezgin, önce Türkiye’de potansiyeli olan genç yetenekleri topladı. Bunlar içinde Mehmet Batdal’ın Hakan Şükür’ün pabucunu dama atacak gibi. Tabi Hakan Şükür Galatasaray ve Milli takımın en iyi dönemlerinde oynadı, Mehmet Batdal da o kadar şanslı olabilirse. Mehmet’in yanında Musa, Serdar özkan ve Çağlar da ciddi katkı sağlayacaktır Galatasaray’a. Yani iyi transferler.



Yabancı olarak da geçen yıl alınan yıldızlar birer birer gönderildi. Muhtemelen Elano da gidecek. Onların yerine yine eski dönemlerdeki Galatasaray transferlerine benzeyen isimler gelmeye başladı. Bir dönem Pirates, Inamoto, Carusca ve Concesau transferlerini yapan Galatasaray şimdi yine bu isimlerin muadillerine dönmeye başladı. Cana, Pino ve şimdi alınmaya çalışılan Baptista gibi.

Tabi burda küçük bir not, bu küçülme Galatasaray'ın borçlarından da kaynaklanıyor olabilir. Bu yıl UEFA Mallorca'yı UEFA ligine almadı borçları yüzünden, belki Galatasaray geçen yılki gibi para harcasa benzer durum onların da başına gelme ihtimali olabilir. Bilemiyoruz, tahmin olarak söylüyorum.

Aslında bu Adnan Sezgin’in yaptığı transfer planlaması da kendi içinde tutarlı ve ısrar edilirse başarı getirebilir bir planlama. Ama burdaki sorun her yıl planlama ve strateji değiştirerek bir yere varılamayacağı. Yukarda örnek verdiğim takımlar gibi yıllarca aynı strateji üzerine çalışarak başarı yakalarsınız. Yoksa Haldun Üstünel de Adnan Sezgin de doğru şeyler yaptılar kendi içlerinde..

Lige geri dönersek, bu haliyle Galatasaray, büyük takımlar içinde lige en iddaasız gireni gibi gözüküyor. Öncelikle kadrosundaki yıldız yabancıların yerine daha vasat yabancılar alması, aldıkları yerlilerin “yıldız” değil, “yıldız adayı” olması, Mehmet Topal’ın gitmesi, Rijkaard’ın istediği oyuncuların alınamaması gibi etkenler Galatasaray’ı yarışın biraz dışında tutuyor. Ben de Galatasaray’ı çok iddaalı bulmuyorum bu yıl. İşleri zor açıkcası.



Rijkaard ve Neskeens ligi biraz daha tanıdılar geçen yıl tabi, bu bir avantaj, ama oynatmaya çalıştıkları bol paslı total futbol sistemi ne altyapısı eksik Türk Futbolcusuyla başarı getirir ne de pres gücü yüksek Türkiye Liginde iş yapar. Zayıf takımlara karşı Ali Sami Yen’de hem göze hoş gelen futbol oynayıp hem de kazanabilirler ama Anadolu’ya gittiklerinde o topu oynatmazlar Galatasaray’a. Geçen yıl da bu yaşandı zaten. Rijkaard bu gerçeğe göre takımı ve sistemi revize etmesi gerekir. Neill ve Cana transferlerini bu şekilde açıklıyor ama yine de “bol pas” dan ziyade “pres ve fizik güç” daha önemi değer Türkiye Ligi için. Makukula’nın geçen yıl gol kralı olmasının (hatta Kayserispor’un ilk yarıyı lider bitirmesi) tamamen bu nedendendir.

Muhtemelen Rijkaard geçen yıl oturtmaya çalıştığı sistemi devam ettirecektir gibi geliyor. İkinci yılı olması nedeniyle ve futbolcuların artık sisteme alışmaya başlamış olmaları avantaj. Ama ne kadar alışırlarsa alışsınlar, ortada Barış-Ayhan-Sarp rotasyonu Rijkaard’ın isteklerine cevap verecek gibi gözükmüyor. Defansta ağır Neill ve Servet Galatasaray’ın en zayıf yeri gibi. Sürekli sakatlanan Mahmet Batdal, Baros ve Kewel her an Servet’i tekrar forvet yapabilir Galatasaray’da. Pino ve Cana'nın ne kadar katkı sağlayacağı belli değil, Pino da bir Linderoth potansiyeli var, Cana ise Mustafa Sarp'ın Romen versiyonu gibi.

Durum hiç iç açıcı değil Galatasaray'da. Galatasaray bu yıl Arda’nın verebildiği kadar oynayacak gibi. Arda da olmasa iyice sıradanlaşacak gibi Galatasaray. Arda da tek başına nereye kadar tabi ? Benim Galatasaray için lig sonu tahminim 4-8. Evet, geçen yılı bile arayabilirler gibi geliyor. Rijkaard'la lig bitmeden yollar ayrılabilir, devre arasında Abdullah Avcı gelirse kimse şaşırmasın...

Son bir not. Bundan iki yıl önce Skibbe’yi kovmasaydı Galatasaray, o 5’lik Kocaeli maçından sonra Adnan Polat hocanın arkasında durabilseydi, Skibbe-Feldkamp yapılanması çok iyi sonuçlar verebilir bu yıl lige çok daha iddaalı girebilirlerdi. Skibbe kovuldu da ne oldu ? Ne kazandı Galatasaray ? Tuhaf bir Bülent Korkmaz dönemi ardından Haldun Üstünel yapılanması ve total futbol sevdası, onun da Adnan Sezgin tarafından bertaraf edilmesi..


Benzer şeyi diğer takımlar için de söylemek mümkün, bakınız Fener’in Daum’u Zico’yu göndermesi, Beşiktaş’ın Ertuğrul Sağlam’ı Tigana’yı göndermesi, Trabzonspor’un Sivas maçıyla Ersun Yanal’ın ipini çekmesi gibi... Bu hocalar bugün hala takımlarının başında olsalardı eminim bu takımlar çok daha iyi yerlerde olabilirlerdi.. Merak ediyorum acaba ne zaman bir Türk futbol takımı yönetimi, kötü bir sonuçta camiayı karşısına alıp hocanın arkasında durmaya cesaret edebilecek ? Çok mu zor acaba bu ?

10 Ağustos 2010 Salı

Beşiktaş (lig sonu tahminim 2-3)

Bu yılın en flash ve iddaalı takımı, yıldız transferleriyle Beşiktaş tabiki. Başkan Demirören taraftarın da desteğiyle zaten coşmuş durumda, taraftar deseniz daha geçen yıl isyan bayrağını çektikleri Demirören’e Süleyman Seba’ya göstermedikleri sevgiyi gösteriyorlar. Bunun tek sebebi de Q7 ve Guti transferleri, biraz da Shuster.



Bunlar küçümsenmeyecek transferler kesinlikle, ama bu durum biraz geçen yılki Galatasaray’ın durumuna çok benziyor. Rijkaard gelmişti hatırlarsanız, Elano ve Keita gibi yıldız oyuncular transfer edilmiş hatta devre arasında Dos Santos ve Jo gibi iki gelecek vaadeden yıldız adayı satın alma opsiyonlarıyla gelmiş, taraftarlar havaalanında futbolcu karşılamaktan bir hal olmuşlardı.. Ee sonuç ? Kocaman bir sıfır, ve bu yıl 180 derece ters yöne dönülen transfer politikası ve takımla ilişiği kesilen Haldun Üstünel. Galatasaray konusunu da ayrıca inceleyeceğiz, şimdi fazla girmiyim detaya, söylemek istediğim şu ki, Beşiktaş’ın şu anda yaptığı geçen yıl Galatasaray’ın yaptığından farklı bir şey değil, Rijkaard yerine Shuster, Elano, Keita yerine Q7 ve Guti. Eğer başarı kriteri şampiyonluksa baştan söyliyim başarılı olma şansları çok düşük.

Öncelikle transfer politikasındaki yanlışlardan başlayalım. Şimdi yıldız oyuncu güzel birşey. Guti ve Quaresma transferlerini Elano ve Keita ile karşılaştırmak çok doğru olmaz, Guti ve Q7 bir gömlek daha yukardalar ve uluslararası prestij olarak da öndeler, tamam kabul. Bunların haricindekilerde gayet üst düzey yabancı oyuncular, buna da tamam.

Bu kadar kaliteli ve üst düzey yabancı oyuncular almak çok doğru birşey olabilirdi, eğer İtalya veya İngiltere olsaydı burası. Türkiye’de takımda sadece 6 yabancı oynayacak ve hatta 2 tane yabancı tribünde oturacak. Yabancı oyuncu planlamasını buna göre yapmak lazım. Şimdi bu kadar yabancıdan kim yedek oturacak kim tribüne gidecek ? Benim tahminim Ferrari-Zapo-Ernst-Guti-Q7-Bobo ilk 11 oynar, Fink, Delgado yedek olur, 8 milyonluk Tabata ve daha yeni alından Hilbert tribünde oturur, bi de sözleşmesi dondurulan Sivok var ondan bahsetmiyorum bile. Bir de yeni alınmak istenen forvet tabi. Hilbert ve Tabata tribünde oturuyorsa, Delgado ve Fink yedek oturuyorsa ya bu kulübün Petrol Kuyuları vardır demektir ya da darphane işletiyordur. (Bakalım hangi TSL takımı bu +2'leri genç yabancı yeteneklerle değerlendirmeyi akıl edecek ? al Afrika'dan Güney Amerika'dan ucuz ucuz, 3-4 yıl üzerinde çalış adam et sonra sat.)

Tutarsızlıklar bununla da bitmiyor. Yılda milyonlarca Euro kazanan Delgado ve Fink ve Tabata oynamazken çok daha düşük ücretler alan Ekrem, İbrahim Üzülmez, Uğur İnceman, Necip ve Erhan Güven gibi adamlar sahada Guti’ye Q7’ye ayak uydurmaya çalışacaklar. Altı şişane, üstü tabakhane. Ortada bir gariplik bir tuhaflık var apaçık. Dediğim gibi kurulan kadro güzel eğer yabancı sınırlaması kalkarsa, yoksa mevcut düzende tamamen israf.

İsraf demişken benzer özellikli Yusuf-Tabata-Delgado-Guti ‘nin aynı anda kadroda bulunması da ayrı plansızlık programsızlık örgeği. Tamam hepsinin farklı özellikleri var hepsi iyi adamlar ama birinin yerine diğeri oynasa çok da farketmez. Bunlardan iki tanesi (Guti-Tabata) fazlasıyla yeterli olabilirdi. (Eskiden Tümer-Sergen aynı kadroda fazla geyiği yapardık, nerden nereye)

Peki başarılı olabilir mi Beşiktaş. Başarıdan kasıt şampiyonluk tabiki. Kadroya baktığımız zaman çok kaliteli yabancı oyuncular görüyoruz, o yüzden şampiyonluk için iddaalı bir konumda oluyor Beşiktaş. Ama ilk 11’e baktığımız zaman aynı başarılı yapıyı göremiyoruz. Şunu unutmamak lazımki, 6 yabancının yanında 5 tane de yerli oyuncu oynatmanız lazım. Beşiktaş’ın kalburüstü yerlilerine baktığımızda sadece Nihat, Necip, İbrahim Toraman ve belki biraz da Mert Nobre bu kaliteli yabancı kadrosu içinde sırıtmadan oynayabilir. Tüm bir sezonu Ekrem, Uğur İnceman, İbrahim Üzülmez, Erhan Güven gibi isimlerle idare etmeyi düşünüyorlarsa çok büyük hayal kırıklığı bekler Beşiktaş’ı. Yetersiz yerli oyuncu kalitesi Beşiktaş’ı yarıştan uzaklaştıracak en büyük eksiği.

Tüm bu negatif tablonun yanında tabi Guti, Q7, Bobo, Delgado, Ernst ve Nihat gibi isimlerin olduğu bir kadro şampiyonluk adayıdır her zaman. Başlarındaki Shuster de gayet deneyimli ve işini bilen bir hoca tabi.



Ben Beşiktaş’ın yıldızlarından verim alacağını düşünüyorum. Q7 takımı sevmiş durumda ve rahat oynuyor. Porto ve Benfica’daki gibi takım için değerli bir oyuncu olduğunu hissetmesi sanırım onu motive ediyor, belki Inter’de, Barca’da ve Chelsea’da o kadar yıldız arasında “sıradan” olması onun oyununu etkiliyordu, bilemeyiz. Ama bu yıl Beşiktaş’a çok puan kazandıracak gibi. Guti’nin yaşı ilerlemiş tabi ama 14 yıl Real forması giymiş bi adamın profesyonelliğine ben güveniyorum, 25’lik delikanlı gibi oyanayacak ve özellikle içerde çok maç kazandıracaktır ama tabi haftada 3 maçı 90 dakika kaldıramayabilir. Rotasyon şart.

Beşiktaş için tabi bir diğer önemli yıldız Nihat olacak bu yıl. Geçen sezon sonunda yakaladığı çıkış devam edecek gibi. Nihat enteresan bir oyuncu. Cok yetenekli bir adam değil aslında, ne üstün tekniği var ne de gol vuruşu. Ne kanat adamı ne forvet. Hava toplarına hakim değil, oyun içinde sürekliliği yok, pres gücü düşük. Amaaa... Güçlü ve fit olduğu zaman da çok tehlikeli. Gol vuruşu olmasa da sert şutları olan, süratli, çabuk, defansın dengesini bozan, boş bırakmaya gelmeyen ve hepsinden önemlisi takımda liderliğe soyunabilen takımını sürükleyebilen bir adam. Zamanında Real Sociedad’ı sürükleyen adamlardan biriydi. Ve şimdi Nihat yine güçlü ve fit. Üstüne bir de Beşiktaş ruhunu temsil ediyor tabi, o kadar yıldız oyuncuyu bir arada tutacak etken olabilir. Kazanma hırsının sahadaki hırsı, bir dönem Fenerbahçe’nin Tuncay’ı gibi takımı sürükleyebilir. Bu yılın en büyük transferi olabilir Beşiktaş için.

Ve Beşiktaş’ın bu yılki en büyük diğer farkı da Shuster olacak sanırım. Ama işi kolay değil. Yıldızlarla dolu olsa da çok laçka bir kadro yapısı var bahsettik yukarda. Shuster’in hücum hattı kesinlikle pres yapmayan oyunculardan kurulu ve bunu bizim ligimizde affetmezler. Shuster Türkiye Ligi’ni tanımıyor henüz ama Türkiye Ligi’nin kalitesini anladığında iş işten geçmiş bile olabilir. Geçen yıl Rijkaard’ın başına gelen biraz da buydu. Tüm yükü Ernst ve Necip çekecek gibi. Olurda Fink’i gönderirlerse zaten kendi iplerini çekmiş olurlar, çok büyük yanlış olur. Shuster’in ne yapıp edip ilerde oynatacağı 3-4 oyuncuya (muhtemelen Nihat-Guti-Q7-Bobo) pres yapmasalarda topun gerisinde kalmayı ve rakibe alan vermemeyi öğretmesi gerekir. Eğer bu adamlar “ben yıldızım ne koşcam” derse, o zaman geçmiş olsun.

Beşiktaş için bu yıl çok kırılma noktası olacak gibi. Üst üste alınacak 2-3 kötü sonuç takımın havasını bozabilir, taraftarın beklentileri şu anda çok yüksek. Demirören çok gereksiz yere camiayı coşturuyor havaya sokuyor, bu işin sonu tehlikeli. Olası kötü sonuçta oluşan bu potansiyel enerji Başkan’a geri dönebilir. Motivasyonu bir kere bozulan Q7’den veya Guti’den verim alınmaz. O yüzden ligin başındaki gidişat çok önemli, Beşiktaş taraftarının takıma verdikleri destek önemli. Ama iki transferle hemen Demirören’e karşı yelkenleri suya indiren Beşiktaş taraftarının bizim bildiğimiz eski Beşiktaş taraftarı olduğunu söylemek de zor, o yüzden iki mağlubiyette bu sefer de terse dönebilirler.

Tahminim ligi ilk üç içinde bitirecekleri yönünde. Ama şampiyonluk zor yine de, eğer Shuster ile devam ederlerse sonraki yıl şampiyuonluk şansları daha fazla olabilir. Shuster ve yıldız transferler için bu yıl ligi tanıma yılı olacak çünkü. Eğer bu yıl şampiyon olmak istiyorlarsa takıma birkaç kaliteli yerli oyuncu katmaları lazım, ve biraz da şanslı olmaları lazım. Olası kötü sonuçlar çok tahribat yapabilir, krizlerin iyi yönetilmesi önemli, bu konuda Mustafa Denizli çok şey öğretmiştir sanırım camiaya.

Öte yandan, Fenerbahçe ve Galatasaray’ın çok iç açıcı olmayan durumlarına bakınca ve Bursaspor’un da Şampiyonlar Ligi maçlarını düşününce, Beşiktaş’ın şampiyonluğu için ihtimal dışı diyemem. Eğer sezon başında yarıştan kopmazlarsa Trabzonspor ile sona kadar gidebilirler. Lig sonu tahminim ilk üç, şampiyonluk imkansız değil ama zor. Yine de beklentilerini çok yüksek tutmayan Beşiktaş taraftarı sonradan daha az hayal kırıklığı yaşar diyorum ben.

9 Ağustos 2010 Pazartesi

Trabzonspor, bu yıl olacak gibi (Lig sonu tahmini 1-2)



Trabzonspor için 3-4 gün önce (Jaja transferinden ve Teo patlamasından önce) taslak bir yazı hazırlamış ve o yazıya da şöyle başlamışım ;


Trabzonspor sanırım bu yıl 4-6-0 sistemiyle oynayacak. Hala bir forvet almayışlarını başka türlü açıklamak zor. Şaka olsun diye söylemiyorum, bu sistem şu anda Dünyada yavaş yavaş kullanılmaya başlanan ve hareketli bir takım yapısı içinde çok etkili olunan bir sistem. Manchester United, Roma ve hatta Inter zaman zaman bu taktiğe dönüyorlar. O yüzden eğer Trabzonspor böyle bir taktikle oynayacaksa forvet almamalarını anlayabiliriz.


Tabi başka bir ihtimal de Teo’nun patlama yapması. Aslında bu küçük bir ihtimal değil. Kesinlikle iyi kumaşı olan bir oyuncu sadece uyum sorun uve kendine güveni yakalaması lazım. Son vuruşlardaki soğukkanlılığı Trabzonspor’un tam aradığı şey aslında. Tek ihtiyacı olan biraz sürekli oynamak ve kendine güvenini getirecek olan birkaç gol. Bunlar olursa Trabzonspor’un forvet sorunu çözülebilir.


Tabi herşey bir yana, 4-6-0 sistemi veya Teo’nun patlamasını beklemek gibi bir lüksü yok Trabzonspor’un. Bu takıma yapılacak iyi bir forvet transferi Trabzonspor’u ilk ikiye taşır hatta şampiyon bile yapabilir, aksi takdirde 4-7 arası bir yerde bitirir sezonu.

Böyle başlamıştım yazıyaki, yayınlamak kısmet olmadan Jaja transferi geldi, üstüne bir de Teo patlaması yaşandı Süper Kupa finalinde. Basında ismi geçen onca isim içinde, Semih ve Makukula da dahil olmak üzere, sanırım en doğru seçimi yaptı yönetim. Biraz geç kaldılar ama yine de büyük bir tebriği hakettiler. Şimdi Türkiye Liglerindeki en tehlikeli forvet hattı oluşmuş oldu ve bu da Trabzonspor’u şampiyonluğa taşımak için gayet yeterli. Gerisi artık Şenol Hoca’ya ve futbolculara kalmış. Tabi çok sürpriz şanssızlıklar da olmaması lazım.


Takımın gerisi için pek konuşmaya gerek yok. İki yıldır zaten izlediğimiz, Ersun Yanal’ın zamanında kurduğu güzel bir iskelet var. Hem oturmuş hem de kaliteli. Trabzonspor'u ligdeki diğer takımlardan ayıran da bu oturmuş yapısı zaten.

Yaklaşık 2 yıldır aynı iskelet kadro oynuyor. Genç ve birbirini seven, birbirlerine alışmış bir iskelet kadro. Selçuk-Colman ortada Xavi-Iniesta’nın Türkiye şubesi gibiler, bence takımın en verimli ve hayati yeri burası. Selçuk ve Colman birlikteliği iki yılın sonunda Avrupai bir seviyeye geldi. Artık orta saha oyuncularının "hücumcu" ve "defansif" diye kategorize edildiği Türkiye'de Colman ve Selçuk için "son çift yönlü gerçek orta sahalar"diyebiliriz. Trabzonspor orta sahasının bir diğer farkı ise "ön libero" 'suz oynayan Türkiye'deki belki tek takım oluşu. Zor maçlarda Ceyhun o görevi görecektir (Bursaspor maçında olduğu gibi) ama "default" olarak oyun şablonunda öyle bir pozisyon yok Trabzonspor'da.

Kanatlarda etkili Yattara ve Engin Türkiye’de çok can yakar, yedekleri Barış Memiş ve Burak. Türkiye’ye iyice alışan Alanzinho hücum gücunde çok önemli bir renk. Defansta Egemen-Giray-Glowacky Türkiye için gayet yeterli. Onur deseniz Trabzonspor’un geçen sezonki en büyük transferi. Tek eksik olan forvet’ti, o da hem Jaja’nın gelmesi hem de Teo’nun patlamasıyla çözülmüş oldu. Takımdaki diğer oyuncular Serkan, Cale, Ceyhun, Umut, Burak ve Barış Ataş Türkiye Ligi için gayet kalburüstü oyuncular. Kadro derinliği de rotasyon da optimumda ayarlanmış. Takımın başında da Şenol Güneş var. E şampiyonluk için daha ne olsun ?

Şampiyonluk yarışında Trabzonspor kadrosundaki bir diğer artı ise yerli-yabancı dengesi. Sonuçta ilk 11'de 6 tane yabancı oynayabileceğini düşündüğümüzde çok iyi yerli rotasyonunuzun da olması şart. Örneğin Beşiktaşın çok iyi 10 (hatta 11) yabancısı var ama hangileri ilk 11'de oynayacak sorusunun cevabı yok, kadroda oynayacak diğer 5 yerli kim olacak sorusu da muamma. Beşiktaş'ı yazarken değineceğiz ama kısaca bakınca Nihat, Hakan Arıkan, İbrahim Toraman, Necip dışında üst düzey yerli oyuncusu yok Beşiktaş'ın. Guti'leri Q7'leri oynatırken yanlarında ne kadar Uğur İnceman, Ekrem ve İbrahim Üzülmez oynatabilirsiniz. Galatasaray'da tam tersi bir durum var, yeterli yerli kadrosunun yanında zayıf bir yabancı rotasyonu var, Baros, Neill ve Kewell dışındaki yabancıları soru işareti ve Baros ve Kewel da zaten sakatlıklar yüzünden sürekli olamıyorlar. Fenerbahçe nispeten biraz daha dengeli bu konuda, hem yabancıları hem yerlileri belli bir seviyenin üzerinde.

Ve tabi ki Trabzonspor'un en büyük kozu belki de Şenol Güneş. Sistemini takıma oturttu diyebiliriz. Çok koşan, pres yapan, top rakipteyken topun gerisine geçip alan daraltan, top kendilerindeyken bol paslı ve hızlı oynayan, oyunun yönünü değiştiren sürekli oynamayı düşünen bir takım ortaya çıkardı. Bunu yaparken de "koşmuyor" denen Alanzinho, Engin ve hatta Yattara gibi oyuncuları kullanıyor. İlk 11'de hücum gücü yüksek teknik oyunculara yer vermeye çalışıyor. Ve en önemlisi takımın motivasyonunu üst seviyede tutmayı başarıyor şimdilik.

Şunu da ekliyim, bir futbolsever olarak Yattara ve Alanzinho’yu aynı anda oynarken gorebilmeyi çok isterim. Bu zor bir olay, zira biri oynarken diğeri sakat oluyor, biri girerken diğeri çıkıyor, ikisi aynı anda oynarken takımın pres gücü düşüyor.. Bursaspor maçında kıse bir süre bunu gördük, ama iki maç 90 dakika beraber oynasalar çok şeyler yapabilirler gibi geliyor bana. Ikisini aynı anda oynatabilmek kolay değil tabi, Şenol Hoca’ya büyük iş düşüyor burda, eğer başarırsa Trabzonspor müthiş bir hücum gücü kazanır. Arkada Yattara-Alanzinho önlerinde Teo veya Jaja. Bu dörtlüye Engin, Burak ve Umut rotasyonunu da sağlayabilirse Şenol Hoca, şampiyonluk kupası bu yıl da İstanbul dışına çıkmış olur.
 
 
Şenol Güneş'in geçmiş dönemlerine göre artılarından biri de kendisine çok iyi bir ekip kurmuş olması (Ahmet Suat Özyazıcı hariç). Bu anlamda Ünal Karaman'ın kendisine yardımcı olmasını sağlamak, Ünal'ı bu işe ikna etmek kolay değil, zira birinci adam olarak teknik direktörlük yapmış ve takımın sportif direktörü olan bir ismi altınızda çalışmaya ikna ediyorsunuz. Tabi burda Ünal'ın Trabzonspor sevgisinin egolarının üzerinde tuttuğunu da görmüş oluyoruz. Şenol Hoca'nın, Ünal Hoca'yla bol bol fikir alışverişinde bulunduğunu tahmin ediyorum, ki bunun çokca faydasını görecektir Trabzonspor. Detaya girmeyeceğim ama Ünal dışındaki diğer yardımcıları da Türkiye'nin işini en iyi bilenleri arasından seçilmiş kişiler. İçlerinde geçmişte ODTÜ öğretim görevlisi akademik kariyeri olan Şeref Çiçek gibi değerli isimler de bir mevcut. Takımın tercümanı Halil Yazıcıoğlu bile işinin Türkiye'deki en iyisi belki.

En son hatırlamak istenilmeyen 96 senesinde böyle ideal bir kadro ve kulüp yapısı vardı (ve yine o kadronun mimarı aslında Sadri Şener’di) ama olmamıştı, çünkü karşılarında Uche-Hogh-Okocha-Oguz-Aykut’lu çok iyi bir Ali Şen Fenerbahçesi vardı. Bu yıl diğer büyük takımların da sezona pek iç açıcı girememeleri (onları da ayrıntılı olarak yazacağız) Trabzonspor’u iyice favori yapıyor.

Lig sonu tahminim şampiyonluk, en kötü lig ikinciliği. Trabzonspor da bu yil işler istenildiği gibi gidecek sanırım.