29 Aralık 2010 Çarşamba

İlk yarının ardından..


İlk yarının altın kadrosuyla başlayalım ;

--------------------- Karcemaskas ---------------------
Serkan B. --- Ömer E. --- Egemen K. --- İbrahim Üzülmez
Burak Yılmaz --- Selçuk İnan --- Alex --- Volkan Şen
---------------  Niang --- Emenike ------------------
İlk yarı ortaya konan performans ve takımlarına yaptıkları katkıları baz almaya çalıştım. O yüzden doğal olarak Trabzonspor ağırlıklı oldu. Yukarıdaki kadronun yanı sıra, Emre Belözoğlu, Gökhan Gönül, Kewell, Quaresma, Ernst, Ersan Gülüm, Onur Kıvrak, Umut Bulut, Engin Baytar, Colman, Jaja, Cernat, Sezer Öztürk, Insua, Sercan, Selim Teber, Yekta ve Olcay gibi birçok oyuncu da bu kadroya rahatlıkla girebilecek performanslar ortaya koydular..

Ersan Gülüm, Soner Aydoğdu, Mustafa Yumlu ve biraz da Hasan Ali Kasımal ortaya koydukları performansla sivrilen isimler oldular. Bunların dışında zaten sivrilmiş olan Sercan Yıldırım, Volkan Şen, Onur Kıvrak, Sezer Öztürk ve Necip gibi isimler ilerisi için iyi sinyaller vermeye devam ettiler.. Özellikle Sercan Yıldırım zaman zaman üst düzey bir futbolcu olabileceğini gösterdi, ama hala ciddi yetersizlikleri mevcut.. Bayırda koşup düz yerde yuvarlanmak gibi çoğu yaptıkları, zor olanı yapıyor, basit olanı yapamıyor..

Hayal kırıklığı yaratanlar da var tabi.. Neredeyse Galatasaray takımının tamamı.. Yabancı transferlerden Dia ve Issia iyi olsalardaa, beklentinin altında kaldılar, zira beklentiler yüksekti.. Bursaspor'da yabancı transferlerinden pek verim alamadı. Ama Insua, takıma ısındıkça çok faydalı olacağını gösterdi, ikinci yarıda çok daha ön plana çıkacak gibi. Stepanov ve Svenson oynadıkça açılacak gibi duruyorlar ama Nunez pek ümit vaad etmiyor.

Trabzonspor'da yabancılarından yana biraz dertliydi bu sezon.. Önce Teofilo'nun iyi performanslarıyla ve Jaja'nın kalite kokan hareketleriyle heyecanlandı taraftarlar, ama daha sonra ikisi de arıza çıkarttılar. Jaja dönecekmiş diyorlar. Açıkcası ben Teofilo'nun da döneceğini düşünüyorum, zira bu kadar yatıştan sonra canı biraz futbol oynamak isteyebilir. Noelden sonra bekliyorum şahsen ben Teo'yu, ve birkaç maç PAF takımıyla takıldıktan sonra takımdaki yerini alması benim açımdan sürpriz olmaz. Eğer Jaja ve Teo dönerse Trabzonspor'a ciddi katkılar yapabilirler.. Aksi takdirde forvet şart..

Zaman bulabilirsem takımları teker teker de irdelemeye çalışcam ikinci yarı başlamadan önce.. Herkese mutlu seneler diliyorum..

21 Aralık 2010 Salı

Penaltı

Mevzuyu biliyorsunuz bu penaltı muhabbeti.. Aykut Kocaman ortaya laf attı, durduk yere durgun suyu bulandırdı.. Hürriyet gazetesi de bunun üzerine ilk yarıdaki penaltı istatistiklerini yayınlamış..

TAKIMLAR LEHİNE ALEYHİHE


Beşiktaş 5/4 0/0
Bucaspor 0/0 2/2
Bursaspor 0/0 1/1
Eskişehirspor 0/0 1/1
Fenerbahçe 3/2 2/1
Galatasaray 2/2 3/3
Gaziantepspor 2/2 2/2
Gençlerbirliği 3/3 4/1
İstanbul B.Ş. Belediyespor 0/0 4/3
Kardemir Karabükspor 2/2 2/2
Kasımpaşa 0/0 2/1
Kayserispor 2/1 0/0
Konyaspor 1/1 1/1
Manisaspor 1/1 1/1
Medical Park Antalyaspor 3/1 1/1
Ankaragücü 0/0 3/3
Sivasspor 1/1 0/0
Trabzonspor 4/3 0/0


Kabaca bir göz gezdirdiğimde şöyle bir sonuç çıkartıyorum.. Siz hücum oynarsanız, rakip ceza sahası içine bolca girersiniz, çok pozisyon yaşarsınız, penaltı kazanma ihtimaliniz de doğal olarak fazla olur.. Beşiktaş, Trabzonspor ve Fenerbahçe hücum oynayan takımlar olarak hemen tezimi destekliyor bu konuda, 5, 4 ve 3'er penaltı ile.. Antalyaspor ve Gençlerbirliği ise istisna oluşturuyorlar, o yüzden kaideyi bozmuyorlar (bkz istisnalar kaideyi bozmaz)..

Öte yandan, siz hiç rakip ceza sahasına doğru süzülemezseniz, top sizin yarı alanınızda olursa genelde, penaltı olma şansı da olmaz doğal olarak.. Bu tezimi destekleyen hiç penaltı kazanamamış takımlar da Bucaspor, Kasımpaşa, Sivasspor ve Eskişehirspor gibi oyunu kendi sahalarında oynayan takımlar.. (Şimdi Samet Aybaba deseki bize hiç penaltı verilmemiş, adama derlerki sen rakip ceza sahasına girdin de mi vermediler.. )

Bursaspor, Ankaragücü ve İ.B.B ise bu tezimi kısmen çürütüyor gibi görünebilirler ama bu takımların genelde oyunu rakip sahaya yıkan değil hızlı hücumlarla sonuca giden takımlar olduklarını da unutmamak gerekir..



Sonuç olarak, bu işin algoritması olarak oyunu domine eden, rakip ceza sahası içine çok giren ve baskılı oynayan takımlar daha çok penaltı kazanır diyebiliriz. Bu da gayet normal. O yüzden Aykut Kocaman yanlış yerleri eşeliyor. Trabzonspor'un penaltı kazanmasından daha doğal bir durum olamaz, sonuçta ligdeki en iyi futbolu oynuyor. Kaldı ki verilmeyen penaltılarıyla istatistiği aslında daha yüksek bile olabilirdi..

Aykut Kocaman'ın amacı penaltılara dikkat çekmekten daha çok muhtemelen Mourinho'culuk oynamak, açıklamalarla gerginlik yaratıp hakemleri etkilemek ve rakibi sinirlendirmek amacında olabilir. Şenol Güneş'te biraz bu tuzağa biraz düştü gibi. Ama şunu unutmamak lazım, Trabzonspor baskılı oynadığı ve oyunu domine ettiği sürece hakemler penaltı vermeseler bile maçları almaya devam eder. Öte yandan bu tip açıklamalar, yıllardır olaysız geçen Fenerbahçe-Trabzonspor maçlarını tekrar gergin hale getirmekten başka bir işe yaramaz.. Yarın şimdi Fenerbahçe-Trabzonspor maçında olaylar çıkarsa, bu gerginliğin çıkış noktası neresi olmuş olacak acaba ?


foto kicker dergisinden

18 Aralık 2010 Cumartesi

Bu futbolla Şampiyonluk zor

Trabzonspor 3 Karabükspor 0


Sezonun en kötü Trabzonspor’unu izledik diyebilirim Karabükspor karşısında. Colman, Selçuk ve Jaja gibi üç önemli eksikten ziyade takımın Noel havasına ve Şampiyon olduk havasına girmesi bu işte etkili oldu. Kafa olarak maçta olan, motivasyonunu kaybetmeyen sadece Engin ve biraz da Selçuk’u görebildik. Nerde sezonun başında bol paslı ve tempolu oynayan rakibi boğaltan Trabzonspor, nerde geçen hafta ve bu hafta düşük tempoda ve uzun paslarla oynayan Trabzonspor. Sanki kulübede Rıza Çalımbay veya Ziya Doğran oturuyor zannetik..


Şimdi tabi ki bir sezon içerisindeki tüm maçlarınızda oyunu domine eden bir oyun oynayamazsınız, zaman zaman kötü de maçlar olabilir. Önemli olan dün olduğu gibi bu kötü oynadığınız maçlarda da maçı bir şekilde alabilmek. Bu bir şampiyon takım refleksidir ve bunu dün Trabzonspor’da gördük.

Öte yandan gelin görünki, tüm sezon boyunca böyle kötü oynayarak şampiyon olamazsınız. Kalan 17 maçın en az 12-13 tanesinde oyunu domine etmek zorundasınız. Bu açıdan, devre arasında takımın tekrar toparlanması çok önemli. Aradaki puan farkı hiçte kapatılmayacak bir fark değil. Üst üste kötü sonuç alından 3-4 maç sonrasında bir bakmışsınız Fenerhabçe Bursa gelmiş geçmiş sizi. Bugün İngiltere’de son 5 haftada Chelsea sadece 3 puan toplayabildi, ki bu Chelsea sezon başında ortalığı kasıp kavuruyordu.
Bu uyarımızı da not düştükten sonra, maça gelelim. Her ne kadar kötü bir oyun ortaya koymuş olsada Trabzonspor son yarım saatte kendilerini biraz zorlayarak baskı kurmayı başardılar ve bu da maçı kazanmalarına yetti.
Oyunu rakip kaleye yıkmak ve pozisyon bulmaya başlamak çok önemlidir. Bol pozisyon bulursanız gol atma ihtimaliniz yükselir, ondan ziyade rakibi hataya zorlarsınız. Penaltı olur, olmasa da penaltı pozisyonu olur. Rakip hata yapar kendi kalesine gol atar.. Ama oyunu rakibin kalesine yıkamazsanız bunların hiçbiri olmaz.

Hafta içinde Aykut Kocaman’ın açıklamaları çok tepki çekti biliyorsunuz. Haklı tepkiler tabi. Ama şunu da görmek lazım, Trabzonspor aldığı penaltılar kadar alamadığı penaltılar da var. Kaçan pozisyonlar da var. Çünkü rakip ceza sahasına çok giriyor, oyuna ağırlığını koruyor. Şimdi, Fenerbahçe Ankaragücü karşısında kaç defa ceza sahasına girmiş diye sormak lazım. Siz ceza sahasına girmezseniz penaltı pozisyonunuz dahi olmaz. Oysa Trabzonspor dün akşam gibi maçın sonuna kadar, kötü de oynasa ısırıyor, tırmalıyor hataya zorluyor.. Ya penaltı oluyor ya da kendi kalesine gol olabiliyor böyle..

Tabi Emenike’nin sakatlanmasını da es geçmemek lazım. Eğer Emenike oyunda olsaydı, Trabzonspor orta sahayı sadece Selçuk-Engin’e bırakıp aynı anda Yattara-Alanzinho-Burak gibi isimleri sahada tutamazdı. Ve belki Emenike’nin sürpriz bir golü ile işler çok terse bile dönebilirdi..
Maç öncesi yazımızda, Selçuk ve Ceyhun’un uzak şut tehditi veya Yattara’nın bireysel çabalarıyla gol gelebilir demiştik. Yattara ikinci yarının başında bir gol attırıyordu söylediğimiz şekilde, olmadı, ama Ceyhun ve Selçuk şut yeteneklerini hiç kullanmaya çalışmadı. Karabükspor’un da dirençli savunmasını yıkmak defansif hatayla mümkün olabildi ancak.



Sonuçta çok önemli bir 3 puan oldu. Şampiyonluk hala garanti değil. Eğer devre arasında "şampiyon olduk" motivasyonuyla hazırlık yapılırsa, ikinci yarı büyük hayal kırıklıkları yaşanabilir. Hele Karabükspor maçında olduğu gibi oynarlarsa şampiyonluk çok zor… Ama şunu da söylemek gerekir, eğer bu takım bu yıl şampiyon olacaksa, oynan futbol kadar şu fotoğraflardaki birlik beraberlik ve takım ruhu da çok etkili olacak bu şampiyonlukta...

16 Aralık 2010 Perşembe

İlk yarının son haftasına girilirken ;

Trabzonspor - Karabükspor

Colman yok, Serkan yok, Jaja yok.. Teo ve Glowacki zaten yok. Yani sezon başında direk ilk 11 olarak düşünülen beş oyuncu yok. Ama sahaya çıkması muhtemel kadroya baktığınız zaman sırıtan pek bir oyuncu da yok gibi, geniş kadronun avantajları. Belki biraz sağ bek pozisyonu sırıtabilir. Benim tahminim Trabzonspor kadrosu şu şekilde olacak;

Onur
Barış-Egemen-Giray-Cale
Yattara-Ceyhun-Selçuk-Alanzinho
Burak-Umut

Engin dışında oyuna hücum olarak müdahale etme şansı pek olmayacak Şenol Hoca'nın. Ayrıca ilerleyen haftalarda 1-2 sakat veya cezalı durumunda Trabzonspor'un kadro genişliğinden geriye pek birşey kalmayacak. Özellikle son Jaja'nın da firari durumu düşünülerek Trabzonspor'un devre arası forvet transferi yapması şart. Bu kadar yaklaşılan şampiyonluk kesinlikle riske edilmemeli.



Trabzonspor'la ilgili bir başka not daha düşmek lazım. Sezonun başında belki hatırlarsınız, özellikle zor maçlarda Colman-Selçuk ikilisinin arkasında Ceyhun oynuyordu. Daha sonra Şenol Güneş cesur bir hamleyle Colman-Selçuk ikilisinin arkasına önlibero yerine önüne forvet arkası Alanzinho/ Engin/ Jaja yerleştirmeye çalıştı. Bu ilk geçişte eleştirildi, hatta puan kayıpları da yaşandı (Antalyaspor gibi) ama sisteminden taviz vermeyen Şenol Güneş, önliberosuz Trabzonspor'u oluşturdu ve bunun meyvalarını da topladı. Bunu neden söylüyorum, çünkü bu hafta Colman'ın yerine oynayacak olan Ceyhun defansif ortasaha yerine çift yönlü orta saha olarak oynayacak. Bu da orta sahada Selçuk-Ceyhun'lu şut tehditi anlamına gelecek. Hücum varyasyonu eksikliği çekecek kadro için maçta fark yaratacak durum bu olabilir.

Hücum varyasyon olarak Trabzonspor zorlanacak diyorum çünkü dirençli Karabük defansını bol paslı takım oyunuyla açmak zor olacak. Olası galibiyet, Selçuk-Ceyhun'un uzaktan şutlarıyla, Burak'ın yıpratıcı oyunuyla veya Yattara'nın bireysel bir iki hareketiyle gelebilir. Teofilo profilinde bir oyuncuyu Trabzonspor'un arayacağı bir maç da olabilir.

Karabükspor ise, saygı duyulmayı hakeden bir takım. Geçen yıl Makukula'nın yaptığını bu yıl Emenike yapıyor ve tek başına takımını sürüklemeye devam ediyor. Benim anlamadığım ise Emenike için İstanbul kulüpleri bu kadar istekliyken ve yüksek rakamlar konuşulurken Makukula için neden bu rakamlar telafuz edilmedi zamanında ? Neyse, Karabükspor'un olası puan alması benim açımdan sürpriz olmaz ama yine de favorim Trabzonspor. Üst biter diye tahmin ediyorum, skor tahminim ise 3-2 Trabzonspor kazanır.


Kayserispor - Bucaspor

Kayserispor alır diyorum. Geçen hafta Bucaspor'un Manisa'dan puan alması beni şaşırttı doğrusu, maçı izleyemediğim için birşey diyemiyorum. Ama Kayseri hem kötü gidişe dur demek için hem de yarıştan uzaklaşmamak adına bir şekilde maçı alacaktır. 1-0 skor tahminim. Asıl merak ettiğim konu ise seyirci, Kayseri seyircisinin artık bu tip maçlarda da o güzelim stadı doldurması gerekiyor.


Gençlerbirliği - Bursaspor

Ankaragücü seyircisi de Bursa'ya destek verecek sanırım. Bursaspor favorim ve maçı alır diyorum. Bursaspor oyun olarak belki henüz üste düzey futbol oynamıyor ama o yolda ilerliyor. Şu anda bulundukları konum Şampiyonlar Ligi için yetersiz, bunu herkes gördü zaten ama Türkiye Ligi için de gayet yeterli. Bu maçı da bir şekilde alacaklardır. Haftanın bankosu olarak görüyorum, Gençler'in sürpriz yapması zor. Skor tahminim 0-2 Bursa lehine. Çok gol olacağını da sanmıyorum bu arada, alt da oynanabilir.


Antalyaspor - Ankaragücü

Bu maç için de favorim Antalyaspor. Artık Ankaragücü'nden alacaklarını tahsil edip başka takımlara gitmenin çaresini arayan futbolcuların, her nekadar Ümit Özat motive etmeye çalışacak olsa da çok etkili olacağını sanmıyorum. Yine banko gördüğüm maçlardan birisi, Antalyaspor kazanır diyorum. Skor tahminim 1-0. Antalya'nın ise galibiyete çok ihtiyacı var, geçen haftaki Karabük mağlubiyetleri hedeflerinden uzaklaştırdı onları..

Bu arada ne olacak bu Ankaragücü'nün hali.. Resmen kulübü mundar etcekler göz göre göre..


Fenerbahçe - Sivasspor

Fenerbahçe alır, 3-0 olur mesela. Zaten Fenerbahçe bu şekilde geldi gidiyor, nedir bu şekil.. Kadıköy'de güldür güldür top oynuyor, yıldızları ile maçı alıyor, deplasmanda pısıyor.. Bu maç şimdi Sivas'ta olsaydı şu soğuklarda banko Sivas derdim.. Bu da Fener'in şansı olsun artık, soğuk havalarda gitmeyecek Sivas'a.. Bence haftanın bankosu olur.. Üst'de oynanabilir..


Manisaspor - İstanbul B.B.

Bu maç için favorim İstanbul B.B., skor tahmini olarak da 1-2 diyorum. Belli bir sebebi yok, aslında bu tip maçlar ortada maçlar. 10 defa oynansa 3'ünü Manisa kazanır, 3'ünü İBB, 4 maçta berabere biter. Tamamen maç günü olan motivasyona, şans faktörüne ve maçın gidişatına bağlı. Potansiyel olarak Manisa'nın maçı kazanma şansları daha fazla ama istikrarsız sonuçları ve İBB'nin istekli ve hırslı yapısından dolayı sanki İBB maçı alırmış gibi geliyor. Kuponlarda uzak durmakta fayda var yinede, çünkü dediğim gibi ne olacağı belli olmayan bir maç.

Konyaspor - Galatasaray

Galatasaray için çok kritik bir maç. Olası bir mağlubiyette ilk yarıyı küme hattının hemen üzerinde 14. bitirme durumları bile olabilir. Bu şekilde yeni stada çıkmak hem prestij kaybı hem de daha çok baskı oluşturması açısından Galatasaray için hiç iyi değil. Tarihin en kötü sezonunu yaşayabilir diyenler haklı çıkmaya başladı sanırım. Devre arası transferlerden bahsediyorlar ama Galatasaray'da çok başka şeylerin değişmesi lazım. Nasıl olacak kimle olacak fikir yürütebiliriz ama sonuçta değişimin kolay ve yakın zamanda olması zor gözüküyor. Daha önceki yazılarımda da söylemiştim, bugün hala takımın başında Skibbe veya Gerets olmuş olsaydı, bugün Galatasaray için çok farklı şeyler konuşuyor olabilirdik.

Konu açılmışken Galatasaray için çözümü de söyleyelim. İşin ehli bir hocayla anlaşmak ve en az 3-4 yıl arkasında olmak, transferinden idari işlerine kadar hocayla koordineli çalışmak. Burda en kritik soru hoca kim olacak. Hagi'nin olmayacağı kesin, boşu boşuna kimse kendini kandırmasın. Şu anda çok uygun bir isim olarak Sam Allardyce olabilir, Blackburn'den saçma bir şekilde kovuldu ama iyi işler yapabilir, bence şu anda çok doğru bir tercih olabilir. Bunun dışında, Ersun Yanal, Pellegrini, Magath gibi isimlerde bu ihtiyaca cevap verebilir.


Maça gelirsek, Konya deplasmanı hiç kolay olmayacak Galatasaray için. Sahaya isteklerini ve mücadelelerini koymadan galibiyet alınabilecek bir maç değil, çünkü karşılarında Ziya Doğan gazını almış bir Konyaspor olacak. Galatasaray'lı gutbolcularda ise maçı kazanma isteğinden çok Noel tatili gelsin artık isteği olacakmış gibi geliyor. Maçın favorisi olarak Konyaspor'u görüyorum. 1-0 Konyaspor kazanabilir.


Kasımpaşa - Eskişehirspor

Bazen futbolda anlam veremediğim, açıklamakta zorlandığım durumlar olabiliyor. Bursaspor nasıl şampiyon oldu, Barcelona nasıl böyle futbol oynayabiliyor, Teofilo manyak mı Trabzonspor gibi bir takımı bıraktı gitti, Yılmaz Vural nasıl olurda bu kadar yıl boyunca ses getirecek bir başarı getiremedi, Hakan Şükür gibi bir gol vuruşu fakiri nasıl Türk Futbol tarihinin efsane golcüsü oldu, Ogün, Abdullah, Ünal, Tolunay, Şota, Hami'li Trabzonspor nasıl oldu da hiç şampiyonluk yaşayamadı gibi..

Örnekler bolca çoğaltılabilir. Bu tip açıklayamadığım durumlardan biri de Kasımpaşa'nın bugünkü durumu.. Yani her yıl nerdeyse bir takımın küme düşmesi ilk yarıdan belli olur diğer iki kontenjan için yarış verilirdi. Bu erken kopan takım her açıdan küme düşmeyi hakederdi.. Ama Kasımpaşa için böyle bir durum yok, adamların evet kadroları zayıf belki biraz ama iyi futbol oynamaya çalışıyorlar ve zaman zaman oynuyorlarda. Modern futbolun gereklerini yerine getiriyorlar, tempoları var, takım halinde hareket ediyorlar, kondisyonları var vs.. Biraz şanssızlık, biraz gol vuruşu olan oyuncu eksikleri derken bugünkü durumdalar. Ama yine de benim için hala Kasımpaşa'nın düşmesi garanti değil, o açıdan bu hafta bu maçı alabilir diyorum Kasımpaşa için..

Bu maçı alsın artık zaten Kasımpaşaspor. Eskişehirspor kadronun hakkını veremiyor kesinlikle, lig ortalamasının üzerinde bir kalitede kadrosu olmasına rağmen yanlış hoca tercihleriyle bir türlü beklenen atılımı gerçekleştiremiyorlar. Ne olursa olsun bir şekilde Ersun Yanal ile anlaşmaları gerekirdi, Bülent Uygun çok yanlış bir tercih, anlayacaklar hatalarını.. Bir de Batuhan meselesi var. Mental olarak da fizik olarak da sürekli geri gidiyor adam. Bana mı öyle geldi bilmiyorum ama beli çok kalınlaşmış, (aynı durum Real'de Benzema'da da var), bu şekilde hiçbiryere varamaz.

Skor tahminim 1-0 Kasımpaşa alır şeklinde.


Beşiktaş - Gaziantepspor

Beşiktaş'ın bu maçta da puan kaybedeceğini düşünüyorum. Hoş Beşiktaş daha çok deplasmanda puan kaybediyor ama gerek hafta içi alınan galibiyetin getireceği rehavet ve yorgunluk, gerekse Antep'in dirençli savunması ve Karcemaskas göz önünde bulundurunca Beşiktaş'ın gol atması oldukça zor gözüküyor. Beşiktaş'ın tek gol şansı Quaresma'nın bireysel çabaları olacak gibi, onu da muhtemelen aşırı sert bir savuma bekliyordur. Hatta Quaresma dikkatli olmazsa sakatlanma riski bile var, Tolunay Antep'i kesinlikle bu şekilde hazırlayacaktır. Shuster maç sonu açıklamalarında bununla ilgili birşeyler söyleyebilir. İlerdeki hızlı adamlarıyla ya da frikiklerle de gol arayacaktır Antep. Çok eski ve çağ dışı bir taktik, ama hala işe yarıyor işte..

Alt olur diyorum maç için skor tahmini olarak da 0-1 Gaziantepspor şeklinde tahminimi yapıyorum.



Sonuç olarak gol açısından kısır geçecek bir hafta görünümü var. İlk yarıyı Trabzon ve Bursa zirvede kapayacağı zaten kesinleşmişti. Devre arası transferler bakalım takımlara ne getirecek. Görünen herkesin transfere ihtiyacı olduğu..

Hurriyet !


İki gün önce Fanatik gazetesini göstermiştik. Turgut Kural ile ilgili habere Hugo Broos'un fotosunu kullanmışlardı. Bugünde Hürriyet. Bekir Ozan ile ilgili habere Ozan İpek'in fotosunu koymuşlar.

Gazetelerdeki haberlerin kalitesi neden bu kadar kötü, demek bu basit ve genelde yalan haberler rating alıyor diye düşünüyordum bazen, ama şimdi anladım ki gazetelerde çalışanların kapasiteleri ve bilgileri bu kadar.. Adamların futbolla alakaları yok. Futbolla biraz ilgilenen bir adam Ozan İpek'le Bekir Ozan'ı ayırd edebilir, onu da yapamıyorsan google'a sor...

13 Aralık 2010 Pazartesi

Puan Durumu


Bir Trabzonspor taraftarı olarak şunu söyleyebilirim ki, puan durumuna bakmak çok zevkli.. Gün içinde ara ara açıp bakıyorum, tüm taraftarlara da tavsiye ederim..

İlk defa lider olduğumuz için ya da görmemişlikten değil, yıllardır hiç bir takımın ligi bu kadar domine ettiğini görmemiştik.. Biraz '96-2000'li yıllarda Galatasaray ve Lucescu'nun son yılındaki ilk yarı Beşiktaş'ın da buna benzer tablolar görmüştük ama onlarda bile diğer büyük kulüpler yarışa bu kadar uzak kalmamışlardı..

Evet lig biraz erken koptu bu yıl, ama yine de umarım bizim futbolcular da benim gibi puan durumuna bakıp "şampiyon olduk" diye sevinmiyorlardır, daha ligin bitimine çok var..

Fanatik !



Fanat'k gazetesi haber yapmış, Ünal Karaman ve Turgut Kural futbolcu arıyorlar diye. Haberin screen shot'u yukarda, belki değiştirirler diye aldım. Sanırım haberdeki saçmalığı farkettiniz, Unal Karaman ve Turgut Kural ile ilgili bu haberin fotoğrafı olarak Hugo Broos'un fotoğrafının kullanılması saçma olmuş.. Turgut Kural'ın fotoğrafı kullanılsaymış daha iyi olabilirmiş, haberle uyumlu olurdu en azından..

Belki de Fanatik Gazetesi yeni bir habercilik anlayışına başlamıştır, haberle alakasız fotoğraf haberciliği !!! Belki bundan sonar haberleri böyle verecekler hep.. Yarın "Aykut Kocaman, Niang'a güveniyor" haberinin altında Mourinho ve Sabri fotoğraflarını görebiliriz..



Şampiyonluğa Gitmek

İstanbul B.B. 1 Trabzonspor 3


Şampiyonluğa giderken oynadığınız maçların çoğunu iyi oynayarak kazanmak zorundasınızdır, ama her zaman her maçı aynı şekilde kazanamazsınız. Bazen kötü oynayıp kazanmanız gerekir, bazen hakemle bazende şansla kazanmak lazım.. Ama bazende, dün İBB karşısında olduğu gibi futbol oynayarak değil savaşarak, mücadele ederek zorla kazanmanız gerekir, 3 puanı söküp almanız gerekir. Trabzonspor şampiyonluk yolunda işte böyle bir İBB maçı kazandı dün akşam, hem de 60bin seyirci önünde.

Tabi bu maçta tartışmalı bir penaltı durumu var ki galibiyeti bu penaltıya bağlamak çok yanlış olur, çamur atmak olur, maçın gerçeklerini görmemek olur.. Penaltı olmasa dahi Trabzonspor her dakika İBB direncini kırmaya biraz daha yaklaşıyordu. Futbol oynayarak değil, zorlayarak yapıyordu bunu. Ve gol kaçınılmazdı..

Şimdi neden penaltı pozisyonu o kadar önemli değil bunu anlatmaya çalışıyim; rakibin üzerine çöktüğünüz zaman pozisyon bulursunuz, rakip hataya zorlanır. Sonuçta top rakip ceza sahasına yakın yerlerde gezer. Bu ne demektir, top ceza sahası içine doğru gider fırsat buldukça, forvetleriniz istekli ve arzulu ise rakip için hata yapmak an meselesi olur.. Dünkü maçta Trabzonspor'un yaptığı da buydu tam olarak, oyunu rakibin sahasına yıkmak, baskı kurmak süreki zorlamak...

Sonuçta penaltı daha önceden gelebilirdi, ki verilmeyen daha net bir penaltı da var öncesinde. Geçen hafta Gaziantepspor karşısında penaltı 30. dakikada geldi örneğin. O yüzden penaltının şekline ve dakikasına çok takılmamak lazım. Önemli olan Trabzonspor'un sürekli hücum etmesi rakibi hataya zorlaması. Umut'un kaleci ile karşı karşıya kaçırdığı golde de örneğin, rakibin hatası söz konusu. O yüzden penaltı ile maçın alındığı düşünülmesin. Hakem o penaltıyı vermesiydi dahi, daha sonra belki maçın son dakikasında Trabzonspor yine golü ve 3 puanı bulacaktı.


Şampiyonluğa gitmek dedim maç için, çünkü bu maçta şampiyonluğa giden bir takımda görülen birçok şeyi görebildik maçta. Bunlardan biri de taraftar. Sanırım 60bin cıvarı bir taraftar söz konusuymuş. Trabzonspor'a ve şampiyonluğa giden bir takıma yakışan bir tribün izledi tüm Türkiye. Bir gövde gösterisi oldu açıkcası.. Belki 5bin kişiye oynanmış olsaydı bu maçtan 3 puan çıkmayabilirdi. Bu açıdan taraftarı da ayrı bir kenara koymak lazım.

Bir başka şampiyonluğa giden takım özelliği olan "geniş kadro" yu da gördük maçta. İki hafta öncesine kadar takımın yıldızı olan Jaja'nın nasıl döküldüğünü, taraftarın sevgilisi Yattara'nın nasıl saçmaladını gördük. Şimdi kadronuz geniş olmazsa bu oyuncuları sahada tutmaya mecbursunuz ve bunun sonucunda hem maçı alamazsınız hemde bu futbolcular taraftarın tepkisini alır ve demoralize olur ve bu durum diğer maçlara da negatif yansır. Yıllarca Umut'un yaşadığı olumsuzluk buydu, Teo'nun gelmesiyle Umut'un rahatlamasının nedeni işte biraz da burda. Yattara ve Jaja bu kadar kötü olduğunda Engin ve Alanzinho kozlarınızı oynayabiliyorsunuz, ve bu iki oyuncuda aslında maçı koparan adamlar oldular. İşte bu kadro genişliği şampiyonluğa giden bir takım özelliği.

Trabzonspor'un geniş kadrosuyla ilgili şöyle ilginç bir nokta da, hücum oyuncularının farklı yerlerde oynayabiliyor olması. Burak ve Umut'un forvetin yanı sıra, sağ açık ve sol açık oynayabiliyor olmaları, Jaja'nın aynı şekilde bu pozisyonlara ilave olarak forvet arkası oynayabilmesi, Engin, Yattara, Alanzinho'nun her iki kanatta oynayabilmeleri alternatif sayısını niceliğin yanı sıra nitelik olarak da genişletiyor.

Tabi burda kadro genişliği demişken, çok da geniş kadro var deyip rehavet olmaması lazım Trabzonspor açısından. Zira, nazar değmesin, takımda sakat oyuncu pek yok. Rakiplerinin çok dertli olduğu bu konuda Trabzonspor pek sıkıntı yaşamıyor ama özellikle hücum hattında Teofilo profilinde bir alternatif şart gibi. Özellikle ikinci yarıda "soğuk kanlı son vuruş" ihtiyacı olacak bolca, ve bu son vuruş biraz Jaja dışında diğer hücum oyuncularında pek yok.

Maça gelirsek, İBB'nin hakkını vermek lazım. Trabzonspor'u zorlayan rakiplerden biri oldu bu yıl. Zaten şampiyonluk yarışında zirveye oynayan takımlara çelme atamayı seven bir takım İBB, geçen yıl Bursa ondan önceki yıl Trabzonspor ve Sivasspor'un canı yanmıştı İBB maçlarında.

İBB yine puan almak istiyordu dişli rakibinden ve sert futbolla ve takım savunmasıyla etkisiz hale getirmeye çalıştı rakibini. 25 tane faul yapmış maç boyunca İBB, (Trabzonspor 19) bu maçın genelde iki taraf için de sert olduğunu gösteriyor. Toplam 44 faul, ortalama iki dakikada bir faul demek. Bu maçın da temposunu düşüren, Trabzonspor'un da kesintisiz baskı kurmasını engelleyen bir durum oldu.

Yine İBB'nin savunmayı takım halinde yapmaları, sürekli yardımlaşmaları, boş alan bırakmamaları her nekadar antifutbol gibi görünsede aslında modern futbolun içinde olan şeylerdi. Trabzonspor gibi büyük bir kulüpsenizde bu drenci kırmayı bilmeniz gerekir (Shuster gibi çamur atmak değil)

İBB takımına kadro olarak baktığımızda ise, büyük takımlarda oynasın diyebileceğimize pek bir oyuncu göze çarpmıyor. Milli takımda düşünülen ve Trabzonspor'un istediği Gökhan Süzen'in Cale'den çok bir artısını göremedik. İbrahim Akın ve bir dönem yeni Fatih Tekke olarak lanse edilen Ali Güzeldal oyuna girdiler mi girmediler mi belli değil. Bir dönemin wonderkid'i Tevfik Köse yokları oynadı. Tum'un ve Holmen mücadele olarak ön plana çıkması dışında göze batan bir oyuncu olmadı İBB adına. Burda Abdullah Avcı'yı tebrik etmek gerekir işte. Bu kadroyla bu futbol, bu mücadele verilebiliyorsa, bu kadar puan toplanabiliyorsa Abdullah Avcı'nın takım oyunu sayesinde oluyor demektir bunlar, ben bugün bunu anladım.

Trabzonspor ise her zaman oynadığı oyunu oynama çalıştı maç boyunca ama gerek İBB'nin direnci gerek maçın bol faullü olması gerek psikolojik nedenlerden dolayı beklediğimiz güzel futbol gelmedi pek. Oynamaya çalıştı Trabzonspor ama oynayamadı. Burda devreye, güzel oyun yerine yazının başında bahsettiğimiz hırslı ve mücadeleci oyunu sokarak maçı aldı diyebiliriz Trabzonspro için.

Burak'ın ne kadar değerli bir oyuncu olduğunu gördük. Gol vuruşu olmayan biri olarak sol ayağıyla böyle bir vuruş yapabilmesi sadece özgüvenle açıklanabilir. İşte bu sürekli oynamanın ve hocanın kendisine güvendiğini hissetmesinin bir sonucu (Galatasaray'da Servet'in bir ara anlatmaya çalıştığı ama Galatasaray'lıların anlamadığı güven meselesi). Alanzinho'nun sürekli ilk 11 oynamamasına rağmen kendini hep hazır tutması ve oyuna girdikten sonra skora etki etmesi yine Şenol Hoca'nın onu motive etmesiyle (takım için ne kadar önemli olduğunu ona anlatması) direk alakalı bir durum. Umut ise tüm dikkatlerin, beklentilerin ve baskının kendi üzerinde olmadığı zamanlarda, rahat olduğunda takıma neler katabildiğini gösterdi. Yattara ve Jaja maçın bekleneneni veremeyenleriydi ama onlardan da performans alacaktır Şenol Hoca bir şekilde.

Maçın ardından puan durumuna baktığımızda ise bu akşam olası bir Bursaspor yenilgisinde ikinci ile arasında 8 puan puan fark olacak Trabzonspor'un. Rehavet olmadığı sürece şampiyonluğa götürür bu fark bir takımı. Ama ikinci yarı işlerin daha da zor olacağını unutmamak lazım. Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş deplasmanları, içerde daha çok kapanacak takımlar her geçen gün işi biraz daha zorlaştıracaklar. Özellikle devre arası yapılacak bir santrafor transferi hem yarışta alternatif olması açısından hem de önümüzdeki yıl Şampiyonlar Ligi öncesi uyum sürecini atlatması açısından şart. Bu oyuncunun Fatih Tekke olmaması çok önemli bu arada, çünkü alınacak oyuncu ligde olduğu kadar önümüzdeki yıl Şampiyonlar Liginde de takıma fayda sağlamalı..

Fotoğraflar resmi site ve bmn'den..

10 Aralık 2010 Cuma

STSL'de 16. Haftaya girerken

Eskişehirspor - Beşiktaş

Beşiktaş çok zorlu Gençlerbirliği, Konyaspor, Galatasaray ve Bursaspor virajından 3 galibiyet 1 beraberlikle çıkmayı başardı, ki bu çok önemlidir. Ben bu kadarını beklemiyordum, ki daha önce de yazdım, Beşiktaş bu virajdan çıkamaz dedim.

Eğer bir mağlubiyet almış olsaydı bu arada, hele de Bursaspor veya Galatasaray maçlarından birini kaybetmiş olsaydı şampiyonluktan kopmuş olacaklardı. Ama bu şekilde virajdan çıkarak liderle arasınadaki 9 puanlık farkın açılmasını engellemiş oldu ve daha da önemlisi mental olarak ligde kaldılar.

Bunun önemini şu açıdan anlatmaya çalışıyım. Bugün Eskişehirspor deplasmanında futbolcular zirve için mücadele edecekler, çünkü yarışın içinde olduklarının farkındalar. Ama, örneğin Bursaspor maçını kaybetmiş olsalardı bugün uğruna mücadele edecekleri bir şampiyonluk ümidi olmayacaktı.

Gelelim Eskişehirspor'a. Eskişehir'de iki tane eksik var. Biri stad, diğeri teknik direktör.. Bugün koyun Şenol Güneş'i, Ersun Yanal'ı, Ertuğrul Sağlam'ı, Şota'yı Eskişehir'e, bir de Kayseri Kadir Has stadını, alın size Anadolu'dan bir şampiyon daha.. Taraftar var, atmosfer yaratacak stad yok.. Futbolcu var yönetim var maddi kaynak var, kadro kurup futbol oynatacak hoca yok.. Kayseri'de de mesela taraftar yok..

Gelelim futbola.. İki takım da futboldan ziyade puan için oynuyorlar son haftalarda. O yüzden bir kör döğüşü, son yıllarda moda olan kaos futbolu izleyebiliriz. Kritik dakikalarda şanslı olan takım maçı alabilir diye düşünüyorum. Beşiktaş'ın maç günü Eskişehirspor'a gitmesi (yol yorgunluğu), Batuhan'ın kendini göstermek istemesi, Ersan ve İbrahim Toraman'ın Batuhan karşısında zorlanacak olması, Q7'nin olmaması Guti'nin Eskişehirspor'un sert oyunu karşısında sinecek olması gibi nedenlerden dolayı oyunun kritik dakikalarında Eskişehirspor gülecekmiş gibi geliyor bana. Benim tahminim her nekadar maç 0-0 gözüksede, Eskişehirspor maçı 2-1 alır. Beşiktaş için kötü olur bu mağlubiyet, onu da belirteyim...


Karabükspor - Antalyaspor

Sonucunu merak ettiğim maçlardan biri. Antalyaspor kötü başladığı ligde sonradan toparlanırken, Karabükspor'da iyi başladığı ligde Cernat'ın sakatlığından sonar topallamaya başladı. Antalyaspor 22, Karabük ise 21 puanda, yani 6 puanlık maç oynayacaklar. UEFA kupası mücadelesinde kazanan için iyi bir avantaj olacak.

Özellikle Emenike faktörünü de düşünerek Karabükspor avantajlı gibi görünüyor, ama Mehmet Özdilek ve mütevazi kadrosunu da küçümsememek lazım. Güzel futboldan ziyade bir futbol savaşı izlenebilir. Emenike ve Necati Ateş'ten gol vuruşunu kim iyi yaparsa maçı onun takımı kazanacaktır. Beraberlik kokan maç için skor tahminim 1-1. Eğer biri kazanacaksa, yada handikap oynamayı düşünenleriniz varsa galibiyete yakın olan taraf Antalyaspor derim ben.


Bucaspor - Manisaspor

Ege derbisinde, kazanan Manisaspor olur. Makukula atar. 0-2 skor tahminim. Bucaspor doğru yönetimle çıktığı süper ligden, yanlış yönetimle düşecek gibi.
 

Galatasaray - Gençlerbirliği

Serkan Çalık Galatasaray'a gol atacam diye demeçler verip duruyor. Bir Trabzon'lu olup Trabzonspor'a gol atması dışında birşey yaptığını görmedik henüz, bakalım bu hafta atabilecek mi golünü. Ama potansiyelli futbolcu, onu da belirtelim.
 
Galatasaray bu maçı alır diyorum, muhtemelen 2-1 gibi bir skor olabilir. Ama bu Galatasaray iyi oynadığı için değil, Gençlerbirliği kötü olduğu için. Yine de kuponlarda uzak durmakta fayda olabilir, çünkü bu haftanın sürpriz kokan maçı..


Sivasspor - Konyaspor

Evet, bir kör döğüşüyle daha karşı karşıyayız.. İki tane defansif mentaliteye sahip, hücum anlayışları ilerideki adamlara topu şişirmek olan teknik direktörün, iki tane dan-dun oynayan pas yapmaktan aciz sert futbol oynayan takımın maçı. İzlemesi işkence olması muhtemel.

Total futbol için Barcelona-Arsenal maçı ne ifade ediyorsa, kaos futbolu için de bu maç onu ifade ediyordur.. Hiddink'in Türk Futbolunu anlamak adına izlemesi gereken maç.

Maçın galibi tamamen tesadüfe bağlı. Muhtemelen iki hoca da maçtan sonra hakeme veryansın edecek, hırslarını hakemden çıkartacaklar. Kırmızı kart olması çok muhtemel. Bol pozisyonda olabilir, hiç pozisyonda olmayabilir.. Ama organize bir atakla gelişen pozisyon olmayacağı kesin. Muhtemelen ortasahadan yapılan bir ortayı Mehmet Yıldız indirip gol atmaya çalışacak. İki takım için de bu tip pozisyonlar olabilir.
 
Skor tahmini yapmıyorum. İlla bahis oynıycam diyorsanız, yazı tura atın derim. Aynı şey, tamamen şans faktörü ve tesadüfler galibi berirleyecek. 0-0 gibi duruyor maç, hadi yaptım gene tahminimi.. Bu arada havada 0 derecenin altında olacakmış, futbolcular adına hem sert, hem soğuk, sakatlık riski de yüksek maç, dikkatli olmaları lazım.

 
İstanbul B.B. - Trabzonspor



Bakalım seyirci rekorunu kırabilecek mi Trabzonspor. Muhtemelen 60bini geçecek gibi taraftar sayısı. Rekor olmasa bile 60 bin kişinin önünde oynamak müthiş olsa gerek.

İstanbul B.B. iyi futbol oynamaya çalışan, süper lig gereklerini yerine getiren, saygı duyulması gereken mütevazi bir takım. Şampiyonluğa oynayan takımlara çelme atmasıyla meşhur özellikle. Geçen yıl Bursaspor, ondan önceki yıl Sivasspor ve Trabzonspor önemli puan kayıbı yaşadılar İ.B.B. karşısında. Trabzonspor her nekadar yarışta avantajlı gibi gözüksede olası bir puan kaybı düşünülenden daha çok zarar verecektir Trabzonspor'a.

İki takımın da futbol oynamaya çalışacağını düşünerek güzel maç olacağını tahmin ediyorum. Trabzonspor'a uğurlu gelen bu stad bakalım bu sefer, en çok ihtiyacı olan maçtada uğurlu gelecek mi ?

Trabzonspor'a uğur getiriyor, bu stadda maç kazanıyor demişkem şu hatırlatmayı da yapmak lazım. Trabzonspor gibi futbol oynamaya çalışan takımlar bu tip güzel zeminli stadlarda her zaman iyi futbol oynayıp kazanırlar. Trabzonspor'un avantajı aslında bu. Helede karşıdaki takım da sertlik ve antifutboldan uzaksa Trabzonspor gibi takımlar için iş daha da kolaylaşıyor. O yüzden İ.B.B. gibi bir takıma karşı bu stadda hep rahat galibiyetler aldı Trabzpnspor. Bursaspor karşısında oynadıkları Süper Kupa maçı için de aynı şey geçerliydi.

Maç tahmini olarak Trabzonspor alır, hatta 3-1 veya 4-1'lik skorlarla alır diye düşünüyorum.


Gaziantepspor - Kayserispor

Tolunay Kafkas vs. Şota Arveladze. İkisi de, küçükken odamın duvarındaki Trabzonspor'un posterinde olan, küçüklüğümün Trabzonspor'unun önemli isimleri. Tolunay geçen yıl Kayserispor'dan ayrılırken yerine tavsiye ettiği de Şota.

Burada Kayserispor-Tolunay ilişkisinin medeniyet seviyesi de tüm Türkiye'ye örnek olacak bir ilişki. Ama malesef bizde Ankaragücü-Hikmet Karaman veya Ümit Özat ilişkileri daha yaygın.

Maça gelirsek, ortada tipik bebarberlik maçı gibi duruyor. Kayserispor'un ciddi eksikleri var, ama gençlerle güzel top oynamaya çalışıyorlar. Gaziantepspor'un iyi bir kadrosu, çok iyi bir kalecisi var ama kötü futbol oynuyorlar.

Kaleci demişken, hakkatten çok iyi bir kaleci Karcemaskas ama bu kaleci için heba edilen arkada bir Türk kaleci var, Mahmut. Geçen yıl iyi maçlar çıkarıyordu, şu anda yedek. Umarım yedekliği onun için bir kayıp olmaz, aksine Karcemaskas'tan birşeyler öğrenmek için fırsat olarak kullanır bunu. Trabzonspor'un kalecisi Onur'un Sylva'dan öğrendiği gibi.

Dediğim gibi tipik bir beraberlik maçı gibi duruyor, Kayserispor galibiyete biraz daha yakın gibi. Maç tahminim 1-2 Kayserispor alır. Zor bir maç olacak, Tolunay ve Şota'yı tekrar aynı fotoğraf içinde görmek de güzel olacak.


Ankaragücü - Fenerbahçe

Bundan üç hafta önceki yazımda Fenerbahçe için şöyle söylemişiz ;

"Fenerbahçe şimdi Bucaspor maçından sonra sırasıyla İBB, Karabükspor, Ankaragücü ve Sivasspor maçlarını oynayacak. Fenerbahçe bu maçları rahat kazanabilecek kapasitede, eğer ciddiyetle oynarlarsa bu beş maçtan çıkacak 15 puan onları ilk yarı sonunda zirveye bile taşıyabilir. Bu özgüvenle de yarışı sonuna kadar götürebilir."

Fenerbahçe bu maçları kazanarak tekrar potaya giriyor. Bu açıdan bu maçı da bırakmayacaklardır. Ve maçı Fenerbahçenin alacağını düşünüyorum, ama haftanın sürpriz kokan bir diğer maçı. Ümit Özat'lı Ankaragücü dengesiz sonuçlar alıyor. Aslında bu iyi birşey, adamın birşeyler yapmaya çalıştığını gösterir, istedikleri oturdukça takımda daha başarılı olacaktır, ama Ankaragücü yönetiminde o bilinci göremiyorum.

Fenerbahçe'ye gelirsek, bu beş maçlık galibiyet serisi yarışa ortak olması açısından iyi olacak ama öte yandan şampiyon olmak istiyorlarsa devre arası transferi şart. Kadroda geniş gözükmele beraber, işe yaramayan çok adam olması kadroyu dar bir kadro haline getiriyor. Kazım, Santos, Christian, Uğur Boral, Caner, Özer, Gökhan Ünal gibi bir çok verim alınmayan oyuncu var. Böyle olunca şampiyonluk için ihtiyaç olan geniş kadroyu yakalabilmek adına transfer şart oluyor. Ama bu beş galibiyet ve yarışa ortak olunması bu ihtiyacı gizleyebilir ki bu da beş galibiyetin Fenerbahçe için dezavantajı olur.

Maç tahminim 1-3 Fenerbahçe. Ama yine de kuponlarda uzak durulması gereken bir maç, açıkcası sürprize açık, olası bir Ankaragücü galibiyeti beni şaşırmaz.


Bursaspor - Kasımpaşa

Bursaspor rahat alır diye düşünüyorum. Bursaspor hernekadar şampiyonlar liginde çok kötü sonuçlar almış olsalarda çok güzel futbol oynuyorlar, oynamaya çalışıyorlar ve sürekli üzerine koyuyorlar. Kadroları geniş, ve bundan sonra lige daha da çok asılacaklardır. Sercan, Insua, Volkan Şen, İbrahim Öztürk, Wederson, Turgay Türkiye Ligi standardlarının üzerinde oyuncular, ve herşeyden önce takım olarak takım oyunu oynuyorlar. (bazen Sercan ve Volkan sapıtabiliyor) Trabzonspor'un oynadığı oyuna en yakın olarak Bursaspor'u görüyorum, sadece biraz daha temposu düşük ve son vuruşlarda kalite olarak biraz daha zayıflar. İkinci yarıda şampiyonluk yarışı Trabzonspor, Bursaspor ve Fenerbahçe arasında geçecek gibi ve ilk ikiyi Trabzonspor ve Bursaspor'un alması sürpriz olmayacaktır.

Skor tahminim 3-0 Bursaspor. Yine de Yılmaz Vural Hoca'mıza olan saygımızı belirtip, olası bir sürprizin bizi şaşırtmayacağını söylemiş olalım..

Kuponlarımızı da yaptık bakalım ne olacak bu hafta ...

5 Aralık 2010 Pazar

Trabzonspor 2 Bucaspor 0


Maçın ilk 10 dakikası bittiğinde, oyuna ve gelen gole bakınca yorumum "fark olur" oldu.. Trabzonspor yine bu yıl sık sık oynadığı, oyunu domine eden baskın oyun tarzını ortaya koymuş, sezon başından beri övgüyle bahsettiğimiz futbolunu oynuyordu. Skorda 1-0'a gelince rakibin de drencinin düşeceğini düşünerek böyle bir yorum yaptık.

Trabzonspor ilk yarı fark yorumumuzun hakkını verecek şekilde oynadı diyebiliriz. Yine bol paslı, tempolu ve presli oyunuyla oyunu istediği gibi yönlendirdi. Ama Bucaspor'un kapanan taktiğinde disiplinden taviz vermemesi, Trabzonspor forvet hattının son paslarda etkili olamaması skorun artmasına engel oldu.

Sahada aynı anda Jaja-Alanzinho-Yattara gibi pres gücü düşük 3 oyuncuyu tutmak, ligimizde Şenol Güneş dışında bir hocanın pek yapabileceği bir şey değil, bu üçünü aynı anda izlemek de çok zevki ayrıca. 3-4 maç yanyana oynasalar, biraz daha uyum sağlasalar çok işler yapacaklar belli..

Burada önemli olan nokta takımın hücumcular ve defanscılar diye ayrılmamış olması. Yani, bir başka takım böyle bir kadro ile sahaya çıksa muhtemelen Jaja-Yattara-Alanzinho-Umut dörtlüsü hücum yapıp diğerleri defans yapmaya çalışacaklardı. Ziya Doğan döneminde bolca böyle maçlar izlemiştik, Yattara-Gökdeniz-Fatih hücum et, diğerleri defansa yat. Ama bugün Trabzonspor'a baktığınızda, hücum oyuncularının dışındaki oyuncularında hücuma katkı yaptığını görüyoruz; bir pozisyonda Cale'nin kaleciden dönen şutunu Serkan'ın tamamlandığını görüyoruz, ofsayt diye verilmeyen gol. Ama önemli olan, tekrar altını çekiyorum, solbek şut çekiyor, sağbek tamamlıyor.. Öte yandan, tam tersi durumda hücum oyuncuları için geçerli. Adamlar yeri geliyor hücumda preslerini yapıyorlar, yeri geliyor Umut'u Jaja'yı özellikle Trabzonspor ceza yayı üzerinden top çıkartırken görüyoruz. Takım oyunu denen şey biraz da bu işte...

Bunlar güzel şeyler.. Gelelim bir de maçın ikinci yarısına.. Trabzonspor'a şampiyonluğu bile kaybettirebilecek bir hava çöküyor takımın üstüne birden. Bir rehavet, bir maçı aldık havası, bir gevşeklik.. Puan kaybına çok rahat neden olabilirdi bu rahatlık. Geçen yıllarda böyle çok puanlar kaybedildi Avni Aker'de, bu yıl da Manisaspor maçının 1-0 öndeyken nasıl gittiğini hala hatırlıyoruz.. Bu rahatlığa bir çözüm bulunması lazım, takımın 90 dakika boyunca motivasyonlarının üst düzey olması şart..

Jaja kalitesini her maç göstermeye devam ediyor, sanırım Türkiye Liginin üzerinde bir oyuncu ve seneye Şampiyonlar Liginde oynaması halinde ciddi paralara Avrupa'ya gidebilir. Ama temposunu biraz daha arttırması lazım, özellikle son 30 dakika çok düştü oyundan.


Haftaya Trabzonspor İ.B.B. deplasmanına gidiyor ama pek deplasman olacak gibi değil sanırım. Olimpiyat stadı dolacak gibi. Biz de orda olmayı isterdik ama işlerimiz nedeniyle olamayacağız sanırım.. Güzel maç olacağı kesin, yıllardır Trabzonspor'u fazla zorlayamayan ama şampiyonluğa oynayan her takıma çelme takan İ.B.B. bakalım bu sefer ne yapacak..

Maçla ilgili son bir not daha.. Maçta skorboard'da biletli seyirci sayısı 16,840 olarak gösterildi. Benim bildiğim Avni Aker'in kapasitesi 25bin cıvarında ve maçta stadda %95 oranında doluydu.. Yani nerden baksanız 8-9 bin kişilik bir kaçak var gibi ? %50'e yakın yani. Yönetimin bu işin peşine düşmesi lazım, burda ciddi bir yanlışlık var..

Bucaspor'a gelince sezon başında Bülent Uygun'a güvenmenin faturasını ödemeye devam ediyorlar. Benim hala küme düşme adayım. Manucho iyi futbolcu bu arada, ligimizde uzun yıllar oynar.. Eğer iyi bir takımda oynar ve gelişim gösterebilirse, tekrar Avrupa'nın büyük takımlarına bile gidebilir..

fotolar resmi siteden..

29 Kasım 2010 Pazartesi

Mourinho'lu Real'i evire çevire yenmek !


Yukarıdaki fotoğraf, hele de Alves'in kendinden geçmiş "şuh" bakışları Real'i yenmekten nasıl bir tad aldıklarını çok iyi anlatıyor. Muhtemelen Şampiyonlar Ligi'ni kazanırken bile bu kadar keyif almıyorlardır. Ezeli rakibinize 5 atmak, sadece ezeli rakibinize değil, Mourinho'ya da beş atmak.. 5 atmak deyimi bile hafif bile kalıyor aslında, çünkü 5 atmanın da ötesinde futbol olarak ezmek, aşağılamak ve küçük duruma düşürmek var burda.. Hepsinin vermiş olduğu hazzı Alves'in gözlerinde görebiliyoruz.

Futbola gelirsek, Barcelona baştan sona kadar zaten son üç yıldır yaptığı gibi futbolun zirvesindeydi. Skordan önce futbolla ezdi rakibini, ve skordan daha ağır gelen bir futbol üstünlüğü kurdu. Maçın nerdeyse tamanında Total Futbol denen bol paslı ve hareketli oyun sisteminin mükemmellik çizgisinde oynadılar. Hele de maçın ikinci yarısının bazı bölümlerinde artık Futbol oynamaktan da çıktılar, başka bir şey oynamaya başladılar. Ben diyim ortada sıçan, siz deyin Japon kalesi. Real'in zaman zaman uygulamaya çalıştığı yoğun prese rağmen top bile göstermediler rakibe.

Bu kadar aşağılanmaya da alışık değil tabi Real'li oyuncular doğal olarak, adamlar error vermeye başladılar. Rakibi delirtmek denen şey bu olsa gerek.

Maçı müthiş keyifle izledik. Dünya kupası finali ve şampiyonlar ligi dahil pek çok maçta böyle keyif alma imkanı olmuyor. Barcelona nasıl futbol basit ve hızlı oynanırın dersini tüm dünyaya bir kez daha gösterdi. Genç futbolcuların haftada iki kez bu maçı düzenli olarak izlemelerini tavsiye ederiz...

Ve Mourinho... Mourinho bunu unutmayacaktır. Maçın sonlarında kenarda pısmış bir şekilde oturan Mourinho'nun bakışlarında mağlubiyetin acısı değil intikam planlarını görmek mümkündü. Mourinho bu işin acısını çıkartacaktır. Bu yıl olmasa bile ikinci yılında Barca'yı devirecektir. Bugün Real'e karşı defansif bir kadroyla ve oyun anlayışıyla çıkmış olsaydı belki fark yemezdi hatta berabere bile kalabilirdi ama o Inter gibi değil Real gibi oynamayı tercih ederek, bugün fark yemek pahasına da olsa yarınlarını kurtardı aslında.

Ve Mesut. Mesut çok silikti, maçın ağırlığını kaldıramadı diyebiliriz. Hatta bu seviyenin oyuncusu mu acaba soruları uyandırdı zihinlerde. Real'in göderdiği Van Der Vaart, Sneijder veya Robben'den daha iyi olduğunu gösteremezse yerini kaptırır. Özellikle fizik anlamında biraz daha agresif olmalı.

Benzema'ya da iki kelam etmek lazım. Bu adam Avrupa'nın yeni Pappen, Hanry ve v.Nisterloy karışımı bir forvet olarak geliyordu. İnanılmaz atletik yapısının yanında soğukkanlılık ve bitiricilik üst düzeydeydi. Herşey hala var ama beli iki kat kalınlaşmış son iki yılda. Afedersiniz götü kocaman olmuş. Bildiğiniz Hasan Şaş gibi olmuş, oysa bu adam Ronaldo veya Mesut inceliğinde ve atletlliğindeydi. Eğer belini inceltemezse işi zor Real'de.. Mourinho adam ederse eder, yoksa seneye Manchester City yolları taştan ...


MESSİ Mİ RONALDO MU ?


Katılmayabilirsiniz ama Ronaldo'nun Messi'den çok daha iyi olduğu bir gerçek. Ronaldo herşeyden önce komple bir futbolcu ve herşeyi mükemmele yakın bir şekilde yapıyor. Dripling, kafa şutu, frikik, pas, sürat, çabukluk ve güç. Hepsi mükemmele yakın, hatta mükemmel. Messi'de de bunlar mükemmele yakın ama Ronaldo'nun attığı frikikleri atamaz örneğin, Ronaldo kadar kafa hakimiyeti de yok. Ronaldo kadar güçlü ve atletik de değil. Messi'yi küçümesmiyorum, ama kıyas yaparsak Ronaldo'nun bireysel olarak daha iyi bir futbolcu olduğunu söylüyorum..

Eğer Futbol bireysel bir spor olsaydı, Ronaldo için daha değerli bir oyuncudur da diyebilirdik. Ama Futbol bir takım oyunu olduğu için, Messi Ronaldo'dan çok daha değerli bir hal alıyor. Messi'nin oynadığı takıma yaptığı katkıyı hiçbir zaman Ronaldo yapamaz. Çünkü Ronaldo bir takım oyuncusundan ziyade bireysel bir oyuncu. Ama Messi takımıyla beraber oynayan bir adam. Evet Messi'de zaman zaman tek başına alıp gidiyor ama genel oyun mantalitesi takımıyla beraber oynama üzerine.

Dün akşam Messi'nin ara paslarını izlerken, Ronaldo'ya baktığımız zaman, geçen yılki El Classico'larda olduğu gibi tek başına Barca'yı yenme mücadelesi içine girdiğini görüyoruz. Ronaldo bu hatasından vazgeçmediği sürece de La Liga kariyerinde Barca'ya kaybetmeye mahkum gibi gözüküyor...


not : fotoğraflar Marca'dan ve UEFA'dan..

28 Kasım 2010 Pazar

Gaziantepspor 1 Trabzonspor 3


Trabazonspor her gün biraz daha ciddi adımlarla şampiyonluğa yürümeye devam ediyor. Şampiyon bir takımın yapması gereken her şeyi yapıyor. Geriye düştüğü maçları soğukkanlılıkla çevirebiliyor, öne geçtikleri maçlarda ise oyunu soğutarak skoru koruyabiliyorlar. Oyun sistemini yıldız oyuncuların üzerine kurmaktansa takım oyunu oynamanın ve yardımlaşmanın üzerine kuruyorlar ama aynı zamanda yıldız oyuncularını da sırayla ön plana çıkarabiliyorlar. Yapılması gereken ne varsa bilinçli bir şekilde yapıyorlar yani.


Trabzonspor’un tüm özelliklerinin yanında, bir de çok gizli bir silahı var, gerektiğinde kullandıkları bir silah bu. “Rakibi boğan baskı kurma” diyorum ben bu silaha. Bu öyle bir silah ki, geçen haftaki Bursaspor maçında olduğu gibi bazı maçlarda ihtiyaç olmadığı için kullanmıyorlar bile. Ama gerektiğinde de 20 dakika veya yarım saat kadar bu silahı kullanabiliyorlar. Bu öyle bir baskı ki, rakip takım nefes bile alamıyor. En fazla yarım saat içinde de sonuç veriyor bu baskı. Bu yıl ligde birçok maçta, bölüm bölüm bu baskının kurulduğunu gördük.

Gaziantepspor maçında da 3. dakikada golü yedikten sonra ilk yarının sonuna kadar bu boğucu baskıyı kurdu yine Trabzonspor. Öyleki, Gaziantepspor ortasahayı bile doğru geçemedi. Bu manzarayı bu yıl Trabzonspor’un birçok maçında gördük. Zaman zaman maç, Gaziantep ceza sahasının 20 metre kadar önünde Trabzonspor’un rakibi hataya zorlaması şeklinde geçti. Gol bağıra bağıra geliyorum diyordu zaten, ve Tolunay Kafkas da bir şey yapmadan bunu izliyordu kenarda. İşte bu baskı, bu oyunu domine edebilen oyun anlayışı Trabzonspor’un şampiyonluk yarışındaki en büyük kozu.

Baskının sonuç vermesi çok sürmedi ve beraberlik golü de geldi. Beraberlikten sonra birkaç dakika kadar Gaziantepspor canlanır gibi oldu ama Trabzonspor’un tekrar baskıyı kurması uzun sürmedi. Yine baskı sonuç getirdi ve galibiyet golü ve kırmızı kart geldi. Ondan sonra da maç koptu zaten.

Geçen hafta 20 dakikada Bursaspor maçını kazanan Trabzonspor, bu hafta da yarım saatte maçı kazandı diyebiliriz. Maçın gerisi, geçen hafta Bursaspor maçında olduğu gibi Trabzonspor’un rahat ama kontrollü oyunuyla geçti diyebiliriz. Rakibe pozisyon bile vermeden maçı bitirdiler. (Rakip 10 kişi kaldığı için rahat oldu diyebilirsiniz ama 11 kişi de olsaydı Gaziantepspor, çok bir şey fark etmezdi, geçen hafta Bursaspor maçında olduğu gibi) İşte şampiyon olacak bir takımın oynaması gereken oyun anlayışı. Gerektiğinde maçı çevirecek baskıyı kurmak, gerektiğinde oyunu soğutmak.

Gaziantepspor’u bu yıl pek izleyememiştim. O yüzden ayrıca dikkatli izlemeye çalıştım, ama gördümki, Tolunay geçen yıl Kayserispor’a oynattığı çağdışı futbolu şimdide Gaziantepspor’a oynatmaya çalışıyor. Taktik en yalın haliyle şöyle; şişir topu ileri, top bizde kalmasa bile presle topu kazanıp ani hücumlar yapalım. Ayrıca bol bol sert oynayalım rakip oyun kuramasın ve yılsın. Oyun kurmak mı ? Paslarla gitmek mi ? Hızlı ve tempolu oynamak mı ? Gerek yok o tip şeylere…

Bu futbol anlayışıyla, Gaziantepspor bu kadar puanı iyi bile toplamış. Hoş bu mantaliteyle geçen yıl bu zamanlar Kayserispor liderdi ayrı mesele ama insanların Tolunay’ın sadece bir kondisyoner ve motivatör olabileceğini bundan fazlasının pek olamayacağını neden göremiyorlar anlayamıyorum. Hele de penaltı pozisyonuna verdiği tepki, çok amatörce.. Hem agresif tepkiler veriyor, sağı solu tekmeliyor, sonra süt dökmüş kedi gibi hakeme derdini anlatıyor.. Madem sinirlendin, sinirinin arkasında dur..

Ayrıca pozisyon kabak gibi penaltı ve kırmızı kart, neye itiraz ediyorsun.. Sanki o pozisyon gol olmasa maçı çevirecen ? O pozisyon olmasa bir sonraki gol olacak, Trabzonspor güldür güldür geliyor ve sen kenarda sadece izliyordun.. 3. dakikada gol attın öne geçtin sonra geriye yaslandın. Trabzonspor’a karşı 87 dakika gol yemeden geçirebileceğini mi düşündün ? Hadi düşündün bunu nasıl yapmayı planladın, 11 kişi defans yaparak mı ? Ayrıca sen kenarda öyle kontrolünü kaybedersen sahadaki futbolcu ne yapsın ? Saha kenarında teknik direktör böyle soğukkanlılığını kaybeder mi ?

Yani ne oyun planının bir tutarlılığı var, ne takımın pozitif bir oyun anlayışı ne de kenarda verilen tepkilerin bir mantığı. Tolunay Kafkas oyunculuğu döneminde çok beğendiğim bir oyuncuydu ama bu şekilde düz bir teknik direktör olacağını da hiç tahmin etmezdim.

Gelelim bazı oyunculara. Murat Ceylan son 2-3 yılda çok geri gitmiş, oyununu hiç geliştiremiyor, oysa beklentim yüksekti. Bu şekilde büyük takımlara gitmesi çok zor. İsmail Sosa yeteneğini belli ediyor, çabukluğu, sürati ve tekniği üst düzey. Ayrıca çalışkan da bir oyuncu. Ama Gaziantepspor’da harcanıyor. Oyun oynamaya çalışan bir takımda çok daha ses getirebilir..

Orhan Gülle’ye de ayrıca dikkat ettim, hem 61 numara giymesi hem de Beşiktaş’ın alt yapısından gelmesi ilginç. Ayrıca milli takıma seçilmesi ve Sergen’in A2 takımından öğrencisi olan Orhan için söyledikleri merakımı iyice arttırmıştı. Ama gördüğüm tipik yetenekli ama futbolu bilmeyen oyuncu modeli. Evet yetenek var ama ne nerde durması gerektiğini biliyor, ne de nereye pas atması gerektiğini. Tolunay’ın elinde de kendini pek geliştirebilecek gibi değil. Umarım yanılırım.Ama yetenek var.

Trabzonspor’da ise her ne kadar Burak iki gol atıp maçı çevirdiyse yine de benim için maçın adamı Selçuk. İlk paragraflarda bahsettiğim Trabzonspor’un oyun modelini sahada uygulatan liderlik eden oyuncu Selçuk. İyice olgunlaşıyor. Zaman zaman Oğuz Çetin’e benzetiyorum Selçuk’un oyun tarzını. Önümüzdeki yıl şampiyonlar liginde oynaması ona Avrupa kapısını açacaktır. Trabzonspor seneye şampiyonlar liginde oynarsa, ki oynayacak gibi, Selçuk dışında birçok oyuncu Avrupa’nın çeşitli takımlarına gidecek gibi. Burak, Jaja, Umut ve Colman transferi en muhtemelen oyuncular. Trabzonspor’un devre arası transferlerini bunları düşünerek yapması gerekiyor birazda. Genç oyuncuları alıp bu gitmesi muhtemel oyuncuların yerine hazırlaması lazım, bu planlama başarının sürekliliği açısından çok önemli.

Ayrıca şunu da söylemem gerekir, Trabzonspor seneye şampiyonlar liginde oynarsa, aldığı sonuçlar Bursaspor’unkiler gibi olmayacak. Zaten Trabzonspor’un bu yılki maçları biraz da seneye oynayacağı şampiyonlar ligi maçlarına hazırlık maçları olarak görmesi gerekiyor. Bu yıl oynadıkları her maç, takım oyununu iyice oturtup mükemmele yaklaştırmak için bir hazırlık maçıymış gibi düşünmeliler.

Şimdi Trabzonspor’un önünde ligin ilk yarısının bitiminden önce üç maç daha var. Bucaspor, İ.B.B. ve Karabükspor. Üç maçı da rahat kazanabilecek güçte Trabzonspor, ama işte ligin başlarında yaşanan Manisaspor kazası gibi bir kazanın yaşanmaması için oyuncuların işi gevşetmemesi gerekir. Şenol Güneş’i, oyuncuların motivasyonunu yüksek tutmak adına zor bir süreç bekliyor. Ama bu üç maçtan çıkacak 9 puan şampiyonluk yolunda çok belirleyici olabilir.. Bekleyip göreceğiz…

23 Kasım 2010 Salı

13. hafta itibariyle Ligde Gidişat

Öncelikle herkesin geçmiş bayramı mübarek olsun diyelim. Bu hafta bayram gezmelerim nedeniyle maçları takip edemedim. Sadece özet görüntülere bakabildim.. O yüzden bu mafta maç yazısı yazmak yerine, ligdeki gidişat hakkında genel bir değerlendirme yapalım dedim...

Ligdeki her takım için birşeyler yazmaktansa kabaca dikkatimi çeken takımlar hakkında aşağıda birşeyler karaladım.

Zirve yarışı için Trabzonspor bir adım önde gibi, Bursaspor ve Fenerbahçe de bu yarışa ortak görünüyorlar. Kayserispor bu üçlünün hemen arkasından gelecek gibi ama yarıştan kopacaklarını pek sanmıyorum. Devre arasında alacakları forvet iyi çıkarsa bu üçlünün içine bile girebilir Kayserispor..

Düşme hattı için ise Kasımpaşa, Sivasspor ve Bucaspor ilk adaylar. Benim Kasımpaşa'dan hala ümidim var açıkcası, Yılmaz Vural bu takımı buradan çıkartabilir ama Sivassspor ve Bucaspor'un işi zor. Konyaspor ve hatta Bülent Uygun'lu Eskişehirspor için bile tehlike var diyebiliriz..


Buyrun efendim, lig sıralamasına göre bazı takımlar hakkında kısa kısa ;


Trabzonspor

Trabzonspor için Galatasaray ve Bursaspor'u yenebilir, Jaja'da bu maçlara damgasını vurabilir demiştik, kısmen de bilmişiz.. Ama şampiyonluk yolunda Eskişehirspor maçına da dikkat çekmiştik.

Trabzonspor'un kaderinde Eskişehirspor maçı gibi maçlar çok. 96'daki Vanspor maçı ve iki yıl önce Ersun Yanal döneminde Avni Aker'de 1-0 kaybedilen maçlar. İBB ve Konyaspor'du sanırım bu maçlar. Dün Eskişehirspor karşısında da böyle bir maç oynadı Trabzsonspor, kazanabilirdi, ama kaybedebilirdi de, daha önce defalarca başına geldiği gibi.. Nedir bu maçların ortak noktası. Avni Aker'de baskılı oyuna rağmen kapanan defans karşısında gol bulamamak..

Trabzonspor'un onca gol pozisyonunda dikkat ettiniz mi bilmem, ama tek bir net gol vuruşu yoktu. Şutlar hep dan, dun ve abanma.. Hep birilerine çarpti ve çıktı. Kadroda soğukkanlı gol vuruşu yapan oyuncunun olmaması (sadece biraz Jaja'da var) şampiyonluk yarışında bu tip puanlar kaybettirir, ve bu küçük puan kayıpları ilerde çok can yakar. İşin daha trajik yanı ise, bu tip maçların kilidi olacak oyuncunun Teofilo olması, ve malesef ondan bu saatten sonra hayır gelir mi bilinmez.. Belki ülkesinde geçireceği 1-2 ay ve alacağı ağır bir ceza aklını başına getirebilir, ama düşük ihtimal.

Trabzonspor yönetiminin bu maçtan çıkaracağı sonuç ise, devre arasında takıma Teofilo profilinde (mental olarak değil, oyunculuk olarak) bir santrafor almak olur. Ve bunun araştırılmasının bugün başlaması gerekiyor. Zaman var, ama bugün çalışmalar başlanmazsa sonra yanlış tercihler yaşanır..

Devre arasında gelecek bir santrafor, hem transferi ilerde muhtemel Umut ve Jaja gibi isimlere alternatif olur, hem de önümüzdeki yıl Şampiyonlar Ligi'nde alışma devresini atlatmış ve denenmiş satnrafor anlamına gelir. Bursaspor'un Nunez'le yaşadığı sıkıntıya düşülmez.

Trabzonspor'la ilgili bir başka konu da Engin tabi.. Bir önceki yazımda Trabzonspor'un şampiyonluğunu yine ancak kendisi engelleyebilir demiştim, ve kendi içinde çıkabilecek karışıklıklara dikkat çekmiştim.. Engin sağolsun yine rahat durmamış. Şenol Güneş bu adamı iyice bir dövse, sonra biraz dinlenip tekrar dövmeye devam etse yeridir. Bir baba'nın neden evladını dövdüğünün sebebidir bu yaşanan..

Engin akıllanır mı bilmem, ama Trabzonspor'da olası bir kötü gidişatta faturanın kesileceği ilk futbolcu olur, ve Trabzonspor'dan ayrılması halinde Anadolu takımı gezgini olur.. Milli takım ve şampiyonlar liginde oynamak, Trabzonspor'da şampiyonluk yaşamakla, Anadolu gezgini olmak arasında tercihini bakalım nerden yana kullanacak Engin ?

Bursaspor

Bursaspor ligin sonuna kadar yarışın içinde olacaktır. Şampiyonlar Ligi maçlarının temposundan ve üç günde bir maç yapmanın fiziksel yorgunluğundan 2-3 maç puan kaybetmesi gayet normaldi. Bunu genel bir düşüş olarak yorumlamak çok saçmaydı. Geçen yılki çizgilerinde devam ediyorlar, ve bu sırada tecrübede kazanıyorlar. Önümüzdeki yıl tekrar şampiyonlar liginde olurlarsa daha  iyi sonuçlar alacaklardır. Şampiyonlar Liginde tecrübesiz takımlar için sıfır çekmekten daha olağan birşey olamaz, bakınız Galatasaray, Fenerbahçe..

Ertuğrul Sağlam'ın kafasında tam olarak ne geçiyor bilemeyiz tabi ama şampiyonluktan daha önemli olarak hep bu seviyede kalmanın asıl hedef olduğunu seziyorum. Ertuğrul Sağlam'ın kafasında uzun süreli planlama ve hep zirveye oynayan bir takım var, yönetim de bu şekilde düşünüyor gibi, o yüzden tüm motivasyonu Şampiyonlar Ligine verip Ligi boşlamadılar. Kadroyu geniş tuttular ve zirve yarışının içinde olmaya özen gösterdiler. Şampiyonlar Ligi maçları bittikten sonra da iyice lige odaklanacaklar.

Çok da doğru yapıyorlar ligi önemseyerek. Nasıl olsa bir kere şampiyon olduk, salla gitsin demiyorlar. Tekrar şampiyon olmak en azından seneye tekrar Şampiyonlar Liginde oynamak istiyorlar. Tek başarıyla büyük olunmayacağının, sürekli başarıyla büyük olunacağının bilincindeler. Sürdürülemeyen başarı tesadüftür demişti bir keresinde Aziz Yıldırım sanırım, çok doğru söylemiş.

Bursaspor'un geçen yılki en büyük avantajı rakiplerinin kötü olmasıydı, bu yıl Trabzonspor ve Fenerbahçe bu işin peşini kolay bırakmayacak gibiler. Ama yine de ilk iki için sonuna kadar savaşacaktır Bursaspor, eğer Şampiyonlar Ligine tekrar katılabilirse bu sefer sıfır da çekmeyecektir.
Kayserispor

Kayserispor'un son haftalardaki maçlarını pek izleyemedim, o yüzden sadece skora ve puan durumuna bakarak yorum yapmak istemiyorum.. Ama geçen yıllarda Tolunay Kafkas'ın bir araya getirdiği genç ve yetenekli oyuncuların, Şota'nın modern futbol mentalitesiyle birleştiğini görebiliyoruz. Bu yıl nereye gider bu iş bende çok merak ediyorum ama önümüzdeki 3 yıl içinde bir şampiyonluk çıkartmaları hiç de sürpriz olmaz.. Makukula bu anlamda büyük kayıp, umarım Cangele formda dönüş yapabilir ve devre arasında alacakları forvet verimli çıkar. Zirve yarışından çok uzaklaşacaklarını sanmıyorum, lig boyunca ilk dördün içinde kalacaklar gibi.

İstanbul B.B.

Geçenlerde TV'de söylediler, Ferguson 1986'da Manchester'ın başına geçmiş ve ilk şampiyonluğunu 1992'de kazanmış. Gordon Milne'de benzer şekilde ilk yıllarda şampiyon olamamış sonra peşpeşe şampiyonluklar gelmişti.. Rijkaard'ın Barcelona macerasıda benzerdi. Örnekler çoğaltılabilir.

Abdullah Avcı'da bu örneklerden biri işte. İşini düzenli ve modern bir şekilde yapmak isteyen bir teknik direktöre, yönetimde yeterli desteği gösterirse, transfer politikaları bilinçli bir şekilde belirlenirse, genç oyunculara yönelip takım içi uyumu yakalanırsa işte sonuç... İBB ilk dörtte yerini alır.. Burda kendisine büyük diyen takımların izledikleri politikaları sorgulamaları gerekiyor.. Skibbe bugün hala Galatasaray'da olsaydı, Lucescu bugun hala Beşiktaş'ta olsaydı, Zico bugün hala Fenerbahçe'nin başında olmuş olsaydı, Ersun Yanal bugün hala Trabzonspor'un başında olmuş olsaydı acaba bugünkü oldukları yerlerden daha mı kötü durumda olurlardı..

Fenerbahçe

Sezon öncesi yazımızda, ki o zaman Niang transferi henüz sonuçlanmamıştı, eğer Niang gelirse yarışın içine girer, Gyan gelirse Guiza vakası olur demiştik. Kısmen yine bilmişiz ve Niang'ın oynadığı maçlardaki Fenerbahçe'nin performansı ile oynamadığı maçlardaki puan kayıpları bizi haklı çıkardı. Eğer Niang lig başlamadan iki hafta önce gelseydi ve sakatlık yaşamasaydı, Fenerbahçe bugün ligin zirvesinde bile olabilirdi. Aslında yarışın en favorisi olan Trabzonspor'la Avki Aker'de değil Saraçoğlu'nda oynamış olsaydı ve maçı kazanmış olsaydı Trabzonspor'la ligdeki yerleri değişmiş olacaklardı. O kadar hassas dengeler yani.

Niang gibi oyuncular varken, Guiza'larla Kezman'larla resmen yıllarını boşa harcayan Fenerbahçe sonunda doğru yolu bulmuş gibi. Niang, Emre ve Alex önderliğinde Fenerbahçe, şampiyonluk yarışında Bursaspor ve Trabzonspor'u yalnız bırakmayacaktır. Üstelik devre arası için yine doğru isimler üzerinde çalışıyorlar. Sissoko gibi isimler, özellikle ortasahada Emre'ye hem alternatif hem yardımcı olacak oyuncular Fenerbahçe'yi yine yarışta ön plana çıkaracaktır.

Fenerbahçe şimdi Bucaspor maçından sonra sırasıyla İBB, Karabükspor, Ankaragücü ve Sivasspor maçlarını oynayacak. Fenerbahçe bu maçları rahat kazanabilecek kapasitede, eğer ciddiyetle oynarlarsa bu beş maçtan çıkacak 15 puan onları ilk yarı sonunda zirveye bile taşıyabilir. Bu özgüvenle de yarışı sonuna kadar götürebilir.

Beşiktaş

Bundan iki önceki postta Beşiktaş için aynen şu kelimeleri kullanmışım;

"Taraftar şimdilik homurdanmıyor belki ama Beşiktaş'ın Kasımpaşa maçından sonra çok ciddi maçları var. Önce dirençli ve puana aç Gençlerbirliği ve Konyaspor maçları, sonrasında Galatasaray ve Bursaspor maçları.. Bu dört maçtan 1 galibiyet 1 beraberlik ve 2 mağlubiyet görüyorum ben Beşiktaş için. Biraz felaket tellallığı gibi olacak, Beşiktaş'lı arkadaşlar kızmasın lütfen ama yakın gelecekte Beşiktaş için iyi günler görmüyorum ben.."

Kasımpaşa'ya karşı kaybedilen puan, Gençlerbirliği maçında normalde pek verilmeyen standartlarda bir penaltı ile alınan galibiyet ve bu hafta da Konyaspor maçındaki puan kayıbı. Beşiktaş'ın gidişat düşündüğümden de kötü malesef. Şimdi de sırada Galatasaray ve Bursaspor maçları var. Beşiktaş'ın kazanmak zorunda olduğu, kazanamazsa yarıştan kopacağı ve Shuster'in iyice sorgulanmaya başlayacağı maçlar.

Shuster'in puan kaybettiği maçlardaki açıklamalarını psikolojik olarak irdelemek lazım. Derin anlamlar ve tespitler çıkabilir bu irdelemeden. Rakiplerine laf atması sadece basit bir eleştiri değil bence, bunun ötesinde rakiplerinin sadece mücadeleyle ve teknik olmayan oyuncularla puan almasına anlam verememe, kendi modern sisteminin yetersizliğini kabul edememe var. Nasıl bu küçük takımları yenemem sorusunun cevabını bulamıyor malesef ve bu da onu agresif demeçlere itiyor gibi. Bilemem, dediğim gibi irdelemek gerekir.

Ama önümüzdeki iki hafta Galatasaray ve Bursaspor maçında olası mağlubiyetlerde bu tip demeçlere çok farklı tepkiler alacaktır. Real Madrid'deyken, Barca'nın üstünlüğünü kabul etmesi işine mal olmuştu, burda da benzer bir hata yapar mı bilmiyorum.. Ama genel olarak çalıştırdığı takımların büyüklüğünü anlamakta biraz sıkıntı var gibi.

Herşeye rağmen, Shuster'in demeçlerinde doğruluk payı da hep var. Ama sorun şu ki, herşey heryerde söylenmez.. Ya da herşeyi söylemeye gerek yok. Diyelim karşınızdaki insan kel, bunu herkes görüyor zaten, bunu söylemek karşı tarafı kırmaktan başka birşeye yaramaz. O zaman söylemeye ne gerek var.. Konyaspor'un defans yaptığını görmemiz için bunu Shuster'in söylemesine gerek yok, ya da Trabzonspor'un Avrupa Kupalarından erken elendiğini anlamak için Shuster'in tespitini beklemeye gerek yoktu.. Barcelona'nın o dönem Real Madrid'den iyi olduğunu da herkes biliyordu ama bunu söylemenin sana işini kaybettirmekten başka bir faydası da olmazdı..

Beşiktaş'ı yarışın uzağında görüyorum, ligi 4. veya 5. bitirecek gibi. Quaresma'nın ve Guti'nin sakatlık durumları da özellikle belirleyici olacaktır.

Galatasaray

Sezon başındaki yazılarımdan birinde tarihin en kötü sezonlarından biri gelebilir demiştim Galatasaray için. Buna benzer yorumlarda bolca çıkmıştı basında zaten, özellikle Mehmet Demirkol buna benzer çok şey söylemişti. Gidişatta o yönde gözüküyor. Hagi hamlesi de kısa vadede etki yapması zor bir hamleydi zaten, o da bu şekilde devam edecek gibi.

Galatasaray'da çok temel problemler var gelinen nokta son on yılda, UEFA kupasından sonra izlenen yanlış politikaların ve stadın gecikmesinin sonucu olarak değerlendirilebilir. Bunu sadece Adnan Polat yönetimine veya hocalara bulmak yanlış olur. Genel bir plansızlığın sonucudur bu durum.

UEFA kupasının kazanılmasından sonra, sürekli hazırdan yiyen Galatasaray kendini bitirdi, ve bu durumdan kurtuluşun tek yolu yeniden yapılanma. Bunu Feldkamp'la, Skibbe ile ve hatta Rijkaard'la denedi ama hep ya yarım kaldı ya da planlamaya uyulamadı, günü kurtarmanın peşinden gidildi. Hep söylediğim şey. Yukarda da yazdım. Skibbe gitmemiş olsaydı daha kötü bir durum olur muydu ? Gerets bugün takımın başındaki 7. yılında olsaydı bu durum olur muydu ? Rijkaard'ın istediği oyuncular alınıp, 3-4 yıl destek verilseydi bukadar ümitsiz olmazdı taraftar.

Sonuçta bu yıl geçti artık. Bunu bir fırsat olarak bilip, yeniden yapılanmanın adımları atılmalı artık. Yeni stad da bir avantaj bu anlamda. Önümüzdeki yılın transferleri şimdiden araştırılmaya başlanmalı. Elano, Misimoviç, Quaresma gibi kariyerinde sadece 2-3 yıl zirve yapmış nazik oyuncular değil, belli bir seviyeyi tutturmuş Niang gibi, Ernst gibi tecrübeli ve dayanıklı yabancılara veya Jaja gibi Dos Santos gibi geleceği parlak oyunculara yönelmeleri lazım. Yerli oyuncular içinde Ali Turan gibi belli bir yaşa gelmiş çıkış sağlayamamış adamlar yerine daha genç ve potansiyeli olan oyunculara yönelmeli. Bu yıl Emre Çolak gibi Ufuk gibi genç isimlerde ısrar edip bu oyuncuları kazanmaya çalışmalı.

Yapacak çok şey var ve buna bir yerden başlamalı Galatasaray'ı yöneten insanlar. Yine günü kurtarma derdine düşerse Galatasaray aynen devam eder bu durum, seneye daha da kötü bile olabilir.


Ankaragücü

Sezon başında ilk kovulacak hocalardan biri olarak tahmin etmiştim Ümit Özat'ı ama enteresan işler yapıyor. İstikrarsız sonuçlar, belli bir sistem yakalamaya çalışan takımlarda sıkça görülen bir durumdur, bu anlamda biraz zaman tanımak ve destek olmak gerekir. Sistemi oturdukça daha istikrarlı sonuçlar almaya başlayacak gibi duruyor Ümit Özat. Ama anladığım kadarıyla yönetimle ciddi problemleri var, bakalım nereye varacak bu iş, yine de Ümit Özat'ta ısrar diyorum ben.

Konyaspor


Ziya Doğan enteresan bir adam. Gariban gibi. Yokluklardan takımlar yapıyor, bir sürü problemlerle uğraşıyor, zenginle güçlüyle savaşıyor. Tabi doğal olarak puan kazanabilmek için bol defans yapıp sert futbol oynatıyor, bir nevi ekmeğini taştan çıkartıyor. Biz de adama kızıyoruz neden pasta yemiyor diye.

Nasıl söyliyim, antifutbol oynatıyor diye Ziya Doğan'ı eleştirmek, neden modern futbol oynatmıyorsun demek (Shuster) hadım olmuş adama "çoluk çocuktan naber" demek gibi birşey. Adam elindekilerle birşeyler ortaya koymaya çalışıyor, Konyaspor ligde kalacak gibi, ve 2-3 yıl içinde ilk 10 sıra içinde yer alan bir Konyaspor oluşturacaktır Ziya Doğan. Ama bu yılı atlatmaları gerekiyor öncelikle.

Sivasspor

Sezon öncesi yazımızda küme düşecek takımlar tahminimizde Manisaspor, Bucaspor, Karabükspor ve Sivasspor’dan üçü diye yazmıştık. Karabükspor bizi mahçup etti, iyi de etti. Manisaspor ise Hakan Kutlu hatasından erken döndü. Öte yandan Kasımpaşaspor'da hayal kırıklığına uğrattı bizi ona ayrıca geleceğiz. Ama Sivasspor ve Bucaspor hiç şaşırtmadı bizi.

2 yıl önce şampiyonluğa oynayan Sivasspor'un iskelet kadrosunun bu hale gelmesi çok ilginç. Baktığınız zaman Bilica, İbrahim Dağaşan ve Tum gibi önemli kadro kayıpları yaşandı ve yerleri dolmadı ama sebep sadece bu değil tabiki. Sebep şu ki, Sivasspor hiçbirzaman iyi futbol oynamadı. Geçen yıl Bursaspor'un oynadığı pozitif futbolun yanına bile yaklaşamadı. O yüzden hırsla, fizik mücadeleyle ve Bülent Uygun gazıyla gelen o başarıyı bilinçli bir şekilde idare edememenin sonucu olarak da bugünkü tablo ortaya çıkmış oldu. Çözüm nedir derseniz, Rıza Çalımbay'la zor derim..


Bucaspor

Sene başında da benzer şeyler yazmıştık. Yıllarca süren bir plan ve programın sonucunda bir başarı yakalıyorsun, sonra tüm takımı dağıtmak süretiyle kümede kalma adına bu planlamanın içine ediyorsun. Sonuç ortada. Oysa takımı dağıtmak yerine güçlendirmeyi tercih etselerdi, Bülent Uygun'a uyup yılların planlamasını heba etmeselerdi bugün yine kümeye oynuyor olabilirlerdi ama gelecek yıllar için daha çok ümit vaadederlerdi. Ama hatanın büyüğünü Bülent Uygun'la yaptılar.

Bucaspor'un herşeye rağmen, Samet Aybaba aksini söylesede, toplama da olsa, iyi bir kadroları var, kümede kalmak için sonuna kadar savaşcaklardır. Ama sorun kümede kalmak değil. Kümede kalmak sadece kaçınılmaz sonu ertelemek olacaktır. Yani bu yıl kalsalar seneye düşerler, ve düşüş o düşüş olur..

Bir dönem Akçaabat Sebatspor kümede kaldı diye sevinenleri hatırlıyorum Trabzon'da.. Günü kurtarmak adına herşeyi yapmışlar, günü de kurtarmışlardı. Sonra ne oldu ? Önemli olan günü kurtarmak değil, uzun vadeli plan yapıp süreklilik sağlamak. Gerekirse düşeceksin, ama daha da güçlenip çıkacaksın. Bursaspor gibi. Şu anda Denizlispor'un yaptığı gibi. Bucaspor bu şekilde düşerse tekrar geri gelebilir mi ? Hiç sanmıyorum.. Bucaspor bu yıl kümede kalırsa seneye tekrar kümede kalabilir mi ? Hiç sanmıyorum.. Yani son kaçınılmaz..

Kasımpaşaspor

Yıllardır Türk futbolunda ve dünya futbolunun büyük kısmında kötü gidişatın sorumlusu olarak hoca gösterilir ve çözüm olarak da hoca değiştirilir. Bu çoğu zaman da işe yarar. Umarım Kasımpaşa yönetimi hatayı başka yerde arar ve Yılmaz Hoca'ya destek verir. Küme düşse bile Yılmaz Hoca'nın arkasında dursalar bunun karşılığını alacaklar gibi geliyor bana.

15 Kasım 2010 Pazartesi

Trabzonspor Ligi domine etmeye devam ediyor

Bursaspor 0 Trabzonspor 2

Bundan 10-15 yıl önce defans yapmak demek Çanakkale geçilmezi oynamak demekti. Tüm takım ceza sahası içinde içinde etten duvar örer var gücüyle gol yememeye çalışırdı. Bir defans anlayışı, pozisyon bilgisi, alan daraltma, defansı ilerde kurma vesaire hak getire.. Tabi rakiplerde doldur-boşalta geçiyordu doğal olarak. Yıllarca bunu futbol diye izledik bizde..



Bir dönem Anadolu takımlarının İstanbul takımlarıyla ve Trabzon’la yaptığı deplasman maçları böyle geçerdi. Anadolu takımları var gücüyle defans yaparlardı, toplar çizgiden çıkardı, kaleciler kalesinde devleşirdi. Bu şekilde bir puan alındı mı da şampiyon olunmuşcasına kutlanırdı bu puan. Çok değil 15 yıl öncesine kadar böyleydi düzen, ve bugün çok farklı bir noktaya gelindi.

Türk Futbol profilindeki bu değişime gelmeden önce defans anlayışındaki değişime değinmek istiyorum. Geçen yıllar içinde, 11 kişiyle defans yapıp sayısız pozisyonu etten duvar yaparak önleme anlayışı da modern bir hal aldı. Artık körü körü savunma yapmanın yerini bilinçli savunma yapma anlayışı aldı. Bunun en uc örneğini geçen yıl Barcelona karşısında Inter (Mourinho) vermişti. Ondan bir önceki yıl da Hiddink, Chelsea ile bu defansın bir başka uc örneğini vermişti.

Geçen yılki Barcelona – Inter maçını hatırlarsak, 11 kişi yapılan defansa rağmen (Eto’o solbek) Barcelona son on dakikaya kadar pozisyon dahi bulamamıştı. Nasıl oluyorda 11 kişi defans yapıp rakibe pozisyon bile vermiyorsunuz ? İşte teknik direktör faktörü burada devreye giriyor. Takıma bilinçli hücum yaptırmak kadar bilinçli savunma yaptırmakta bir teknik direktör becerisi. Türkiye'deki takımlarımız henüz Inter gibi defans yapamıyorlar ama 15 yıl öncesine göre çok yol aldıkları da bir gerçek.

İşin teknik kısmına çok girmek istemiyorum. Takım halinde hareket edip, rakibin ataklarına göre takım olarak refleks gösterip saha içindeki yerleşimi bir harmoni içinde değiştirmek, rakibe oynayacak alan bırakmamak, rakibin silahlarına göre tedbir almak gibi çok şey sayabiliriz. Ama mesele bunları saymak değil; mesele bunları takıma öğretebilmek ve sahada uygulatabilmek. Şenol Hoca Trabzonspor’a savunma yapmayı öğretmiş, bunu gördük..

Bursaspor-Trabzonspor maçında da bu güzel modern savunma anlayışının bir örneğini gösterdi Trabzonspor. İlk 15 dakikada iki gol attıktan sonra nerdeyse tek bir pozisyon dahi vermeden maçı bitirmesi Trabzonspor’un şampiyonluğa ne kadar hazır olduğun gösteriyor. Bursaspor gol atamak için elinden geleni yaptı, ama gayet bilinçli ve soğukkanlı bir şekilde defans yapan Trabzonspor rakibine pozisyon dahi vermedi.

Eğer gol gelmeseydi oyun farklı gelişecekti ama Trabzonspor öyle veya böyle, bir şekilde maçı yine alacaktı. Geçen haftaki Galatasaray gibi diyebiliriz, orda gol gecikti ama Trabzonspor yine kazanmasını bilmişti.

Trabzonspor’un nerdeyse tüm maçlarını dikkatle izlemeye çalışıyorum. Gole ihtiyacı olduğu zaman gerektiğinde kabus gibi rakibin üzerine çökebildiğini görüyoruz, defans yapması gerektiği zaman da aynı şekilde rakibe pozisyon vermediğini görüyoruz. Oyunun temposunu istediği gibi yöneten, oyunu istediği gibi yavaşlatan veya forse eden bir takım görüyoruz. Bu takım belki son 5-6 yıldır şampiyon olan takımlar içinde şampiyonluğu en hak eden takım görüntüsünde.

Trabzonspor’un şampiyonluğunu bu saatten sonra ancak yine kendisi engelleyebilir. Olağan kongre’den çıkabilecek bir huzursuzluk, 1-2 yıldız futbolcunun (Umut, Burak, Jaja, Colman) devre arasında transfer olması veya peş peşe gelecek talihsiz sakatlıklar olmazsa bu takım 27 yıllık özleme son verecektir. Diğer takımlar hiç boşuna heveslenmesin. O kadar da iddaalı konuşuyorum.

Tabii ki, lig uzun maraton, üst üste alınabilecek 1-2 kötü sonuç veya takımın gevşemesi de bir anda her şeyi tersine çevirebilir, ama her şeye rağmen 32 yaşında biri olarak, Trabzonspor’u 96 senesinden beri hiç bu kadar şampiyonluğa giderken görmemiştim.



Gelelim puan durumuna.. Trabzonspor başta olmak üzere Anadolu takımlarının ligi domine ettiğini görüyoruz. Ben yıllardır böyle bir tablo görmek istiyordum, bence STSL’e çok da yakıştı bu tablo. Yazının başında bahsettiğim Anadolu takımlarıyla büyük takımlar arasındaki uçurum, önce Kayserispor’un ve Sivasspor’un zorlamasıyla ardından da Bursaspor şampiyonluğuyla tarihe gömülmüş oldu.

Bu üç takımın ligin zirvesine yakıştı, bunu da ayrıca söylemek gerekir. İstanbul takımlarının zirve mücadelelerini izlerken, yöneticilerin yaptığı hoş olmayan açıklamalar, futbolcuların sahada yaptığı kavgalar gibi şeyleri görmekten bıkmıştık, umarım Anadolu takımlarımız bu konuya da yeni bir bakış getirmeyi başarırlar. Bu açıdan Engin'în üçlüsü hiç hoş olmadı, bunu da belirtmek lazım..

Yine de tabi İstanbul takımları yarışın dışında kaldı demek zor. Üst üste alınacak 5 galibiyet hepsini tekrar zirve yarışının içine sokar. Özellikle Fenerbahçe’nin ve Beşiktaş’ın tekrar yarışa yaklaşacağını düşünmekle beraber ilk iki sırayı iki Anadolu takımının bitirme olasılığı bana oldukça yüksek gözüküyor.

Galatasaray ise önceki yazılarımdan birinde de söylediğim gibi tarihin en kötü sezonlarından birini geçiriyor ve geçirmeye de devam edecek gibi. UEFA kupasından sonra çok hatalar yaptı Galatasaray’ı yönetenler. Lucescu, Gerets, Skibbe ve son olarak da Rijkaard’dan biriyle 4-5 yıllık bir program yapabilselerdi çok farklı yerde olabilirlerdi. Stadın gecikmesi ve yanlış transfer politikaları da çok önemli tabi bu duruma gelmelerinde. Galatasaray için ayrı bir yazı da yazarız bir ara…


Ligi zevkle izlemeye devam edelim şimdilik.. Herkese iyi bayramlar dilerim..

8 Kasım 2010 Pazartesi

Beşiktaş-Kasımpaşa maçı öncesi ve Yıldız Oyuncu Sorunsalı

Beşiktaş bugünkü Kasımpaşa maçını rahat alır hatta fark olur diye düşünüyorum. 4-0 beklentim. Yılmaz Vural'ın elinden çıkan bir takımı bu hallerde görmek hayret verici bir durum.. İlk yarı bitmeden Yılmaz Vural'ın istifası gelirse de şaşırmam, hatta 3-4 haftalık bir süreçte gelebilir bu istifa, o zaman da kendi kendine düşünür neden büyük takımlar beni istemiyor diye. Sen hiçbir takımda istikrar yakalama, tek bir takımı bile Avrupa Kupalarına taşıma sonra napsın seni Fenerbahçe, Milli Takım.. Oysa bilgisi ve tecrübesi üst düzey, tek eksiği süreklilik..



Asıl Beşiktaş'tan bahsetmek istiyorum.. Guti ve Quaresma gibi önemli iki oyuncunun yanına ortalama yetenekte adamlar yerleştirerek dengesiz bir takım ortaya çıkarttıklarını sezon başında yazmıştık. Guti ve Quaresma performanslarıyla puanlar da kazandırdılar ama takım oyunu oynamadan sadece yıldız oyuncuyla başarı çok geride kaldı artık, en son 1990'ların başında oluyordu böyle şeyler.. Üstüne bir de Guti ve Quaresma sakatlanınca ve alternatiflerinin de olmayışı liderle puan farkının açılmasına neden oldu..

Taraftar şimdilik homurdanmıyor belki ama Beşiktaş'ın Kasımpaşa maçından sonra çok ciddi maçları var. Önce dirençli ve puana aç Gençlerbirliği ve Konyaspor maçları, sonrasında Galatasaray ve Bursaspor maçları.. Bu dört maçtan 1 galibiyet 1 beraberlik ve 2 mağlubiyet görüyorum ben Beşiktaş için. Biraz felaket tellallığı gibi olacak, Beşiktaş'lı arkadaşlar kızmasın lütfen ama yakın gelecekte Beşiktaş için iyi günler görmüyorum ben.. Tarihe notumuzu düşelim böylece, ben demiştim demek için değil, Türkiye Liginin 2 tane yıldız oyuncuyla götürülecek kadar basit bir lig olmadığını anlatmak için düşüyorum bu notu.. Takım oyunu oynayamazsanız şampiyon olamazsınız Türkiye'de.. öyle olsa Bursaspor yıldız oyuncusu olamdan nasıl şampiyon olabilirdi ?

Çok falcı vari bir yazı oldu sanırım, şöyle olcak böyle olcak.. Bakalım tutcak mı dediklerim ?

Hasret bitiyor mu ? Trabzonspor 2 Galatasaray 0


Maçın son 15 dakikasına yetişebildim, eve girip televizyonu açtığımda Umut Engin'den pası almış tam gol vuruşunu yapmak üzereydi.. Uğurlu gelmiş oldum yani. Geçen hafta da Konyaspor maçını izleyememiştim, bu aralar yoğunluk yüzünden Trabzonspor'un şampiyonluk yürüyüşünden iki maç kaçırmış oldum, ama bundan sonraki maçlarda tekrar düzenli takibe geçebilmeyi ümid ediyorum..

Şampiyonluk yürüyüşü diyorum çünkü, hatırlamak istemediğim 96'dan beri ilk defa şampiyon olabileceğine bu kadar emin olduğum bir takım ve oyun var ortada. Teofilo kaçmasaydı çok gol atar ve kral olurdu bu takımda.. Bir forvetin böyle bir takımdan ayrılmak istemesi için çok ciddi mental problemleri olması gerekiyor. Sene başında Semih için çok iyi olur demiştik, böyle bir takımda forvet oynayacak Semih çok rahat 30 golü geçerdi, çok büyük kariyer hatası yaptı Semih gelmeyerek..

Umut ise öte yandan üzerindeki baskı azalınca gol vuruşlarında rahatlama oldu. Eskiden gözünü kapatıp kalecinin üzerine vurduğu (ve abandığı) topları artık soğuk kanlı bir şekilde gol yapabiliyor. Jaja ve Burak gibi oyuncuların da gol atması (ve kaçmadan önce Teo) Umut'taki beklentileri azaltmıştı ve bu da Umut'a güven getirmiş.

Teo Trabzonspor için kayıp olmakla beraber, mevcut Umut'un formu, Burak ve Jaja'nın alternatif olabilmeleri forvet konusunda şimdilik rahat gösteriyor Trabzonspor'u ama bu yinede bir forvet transferi devre arası için şart. Hele de Umut'un yurt dışı transfer durumu varki, Trabzonspor'un bu yıl şampiyonluğunu engelleyebilecek tek şey yine kendi iç sorunları gibi görünüyor.. Umut'un transferi, Teo'nun kaçması gibi..

Bu yıl belki forvet transferi olmadan da idare edilebilir ama seneye şampiyonlar ligi için bir forvet lazım ve bu forveti şimdiden devre arasında almak, seneye şampiyonlar ligi maçlarında uyum problemiyle uğraşmamak anlamına gelecektir..

Trabzonspor takımı kritik virajlardan galibiyetlerle çıkmayı başarıyor, ama şimdi asıl virajlar yönetim için geliyor. Takımdaki forvet eksikliği, Umut'un elde tutulması, Selçuk, Ceyhun, Egemen kontratları, Colman'ın sözleşme iyileştirilmesi gibi konularda Sadri Başkan başarıyla sıyrılabilecek mi bakalım..

Maçı izlemedim, o yüzden maçla ilgili birşey yazamıyorum. Pozisyonlardan ve yorumlardan anladığım kadarıyla Trabzonspor iyi oynamış. Benim bakış açım, Trabzonspor bu yıl oturmuş oyununu, seneye oynayacağı şampiyonlar ligi maçlarını düşürerek, her maç daha da mükemmelleştirmeye çalışmalı. Bu hem rehaveti engelleyecektir, hem de seneye Şampiyonlar Ligine daha hazır bir Trabzonspor yaratacaktır. Trabzonspor için hedef şampiyonlar ligine katılmanın ötesinde orda başarılı sonuçlar almak olmalı..

Bursaspor'un dezavantajı buydu biraz, Şampiyonlar Ligine hazırlıksız yakalandılar, şu anda tecrübe kazanıyorlar ve mental olarak bu seviyeye daha hazır bir hale geliyorlar. Maçta taktikten uzaklaşıp tek başına Manchester'i Valencia'yı yenmeye çalışan Volkan'ın Sercan'ın yerine seneye daha bilinçli Volkan Sercan görebiliriz.. Seneye Şampiyonlar Liginde başarılı sonuçlar alan iki Anadolu takımı görmek kimseyi şaşırtmasın diyerek tarihe notumuzu da düşüyoruz...

Haftaya Bursaspor-Trabzonspor derbisi var.. Ligin düğümünü çözecek bir maç, ve İstanbul takımları bu maçta oynamıyor.. Ne güzel.. Yıllardır geç kalınmış bir tablo ..

2 Kasım 2010 Salı

İzin


Sevgili az sayıdaki takipçilerim.. İş seyehatim nedeniyle (Moskova'dan birşey isteyen var mı ?) bu hafta maç yazısı yazamıyorum.. Muhtemelen önümüzdeki hafta Galatasaray maçı için de yazı yazamayacağız..

Konyaspor maçının özet görüntülerini izledim sadece, tek yorumum eğer Teofilo oynasaydı hat-trick bile yapabilirdi.. Adam hem kendine hem de Trabzonspor'a yazık etti.. Neyseki kadro geniş..

Söyleyeceğim şu ki, Trabzonspor son dört haftada kazanması gereken 4 maçı kazandı, şimdi ise şampiyonluk yolunda belirleyici 4 maç yapacak, ilk ikisi de Galatasaray ve Bursaspor.. Ben Trabzonspor'un bu iki maçı da alabileceğini düşünüyorum, ama özellikle Jaja'nın bu maçlara damgasını vurabileceğine inanıyorum.. Notumuzu da bu şekilde düşmüş olalım..

Bursaspor'un ve Kayserispor'un da gidişatlarını ayakta alkışlıyorum, özellikle de Ertuğrul Sağlam'ı ve Şota'yı...